kötü bir tiryakiyim. ( yoksa iyi mi demeliydim. günde neredeyse 2 paket !)
Şuradaki haberi görünce şok oldum. Yazıyı 2 defa acaba yanlış mı anladım diyerek okudum.
İlk aklıma gelenler ise bu vb. yazılar oldu. Kendim denemedim ilaç, bant vb... lakin deneyenlerden hiç olumlu duyumlar almadım doğru dürüst.
Daha sonra biorezonans nedir ? diye aradığımda, çıkan sonuçları görünce oldukça şaşırdım. Biorezonans 76'dan beri bilinirmiş de ben bilmezmişim. Alternatif tıp metodlarından biriymiş.
Bununla birlikte şurada anlattıldığı üzere; alerji, astım, eklem iltihabı vs... gibi rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılıyormuş.
eğer konuyla ilgili deneyimleri olan can'lar varsa da yorumlarını bekliyorum.
Bu mereti bırakmak istiyorum, eğer bu metod yazıldığı kadar da etkiliyse ben ve benim gibi olanlar için bir umuttur diyorum.
Sigarayı bir türlü bırakamayan nikotin bağımlıları için nispeten daha az zararlı dumansız sigara yapılmıştı. Bu sayede insanlar sigara içilmeyen kapalı mekanlarda bile nikotin ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmişlerdi. Şimdi ise bir adım daha öteye giderek, içene binbir şifa veren nikotin suyu üretmişler. Ama üretirken birazcık abartmayı da ihmal etmemişler. Bir paket sigarada ortalama 0.8 mg nikotin varken, çeyrek litrelik bu içecekte 4 mg varmış. Hal böyle olunca bir grup insan ayaklanıp, nichonica'nın aslında uyuşturucu bir madde olduğunu, piyasada satışının yasaklanmasını talep etmişler ve FDA bu talebi yerine getirmekte pek gecikmemiş. Fakat sonra ortak bir karara varmış oalcaklar ki tekrar piyasaya sürülmüş.
herkes yatmıştı.
henüz uyumamış olabilirlerdi ama ben sigarasızlıktan çıldırıyordum. babam ve annemin yattığı oda. evin yatak odası diye adlandırılan kısmı. hususi olarak anne ve babanın yattığı oda ama. içinde birileri yatıyor diye yatak odası olarak adlandırılan kısım değil. mesela benim odam. içinde bir yatak var ve yatıyorum. ama özellikle anne ve babanın yattığı odalara yatak odası deniliyor. kısacası odalar arası sınıf ayrımı gözetiliyor.
benim yattığım ama yatak odası olarak söylenmeyen odadan üç metre ötedeydi annem ile babamın yattığı ve yatak odası olarak söylenen oda. kapısı kapalıydı. sigara içmeye elverişli bir ortam yarattı evin krokisi o an için. böylece, ev içi oda sorunlarını bir kenara bırakıp dolaba sakladığım sigara paketini çıkardım. hiç içine bakmadan elimle bir sigara dalı aradım. fakat bu yordamla, elim; çakmak ve paket çeperleri harici bir sert nesneye temas etmiyordu bir türlü. şaşırmıştım. el yordamıyla değil de göz nuruyla sigara bulmayı denedim. ama ortam karanlık olduğu için bu iki arayış stili arasında bir fark olmadığı apaçıktı. ben de madem öyle, lambayı açarım diye düşündüm.
Nezzle, neşeli bir hastalık gibi gözükür: hapşırırsın, tıksırırsın, burnundan sular akar. binbir türlü şekle girersin. Öldürmediği için kimse ciddiye almaz. En fazla 3 kere çok yaşa der en sadık seyircin. Eve gelirsin: Bitkin düşmüşsündür yatağa . . Canın hiçbirşey istemez. Sigara bile içemezsin. o can ki seni fırıldak gibi döndürürdü yeri geldiğinde . Nefsin ya da benlik ya da ego her neyse zayıflamıştır işte: Bir kez daha ölüme yaklaşmışsındır.
Yalnız kalmışsındır. Yalnızlığın en gerçek şekliyle hissettiğin hastalık zamanını yaşarsın. Bu dünyada insanlar belki de bunu için evleniyor , çocuk sahibi oluyor diye düşünürsün : kötü zamanlarda bağladığı biri olsun yanında diye (ama onun da garantisi yok!) Çıplak kalmış gibi utanırsın yalnızlığından: Daha güçlü olman gerektiğini hatırlatır bu sana. İnsanlara ihtiyacın olmadığını telkin edersin: Hiçbir insana muhtaç olmayayım. Herkesin değeri siliniverir, hayattayken oynaştığın "bizim arkadaşlar" birer birer silinir işte: Hastasındır. Bir ses olsun! o sesi sen yarat: Şarkı söyle, dilek tut, yaprakların sesini dinle. Hayır, hayır, iyileşinceye kadar sadece hastayım ben. Sonra yine oynamaya devam edeceğim nasıl olsa: Yine hapşırırım, bir hapşırık daha: Burnum akar, mendil tutarım...Çok yaşa!