Küçük siyah kız.. Onu nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum.Küçük siyah bİr kızdı.Komik gelebilir ama ismini ve nerdeyse görünüşünü dahi unuttum ama güzel küçük bir kızdı.Kadıkoyde kilisenin önünde oturmuş içiyordum... Para olarak rahat olmadığımdan venüs biralarından almıştım bir kaç tane.. Çok da kötü değillerdi. ve sadece 1 liraydı. Nasıl bu kadar ucuz olabileceğini düşünürken bira kutusunu inceliyordum. Ve son kullanma tarihlerinin geçmiş olduğunu farkettim. İnanılmazdı. Ölümle karşıkarşıyaydım.. Yinede içmeye devam ettim. Sonra onu gördüm Efes Dark vardı elinde iki tane gözlegörülür bir uzaklığa oturdu ve o da içmeye koyuldu. İkimizde biralarımızı içip birbirimize bakıyorduk. Ve sonra dinlenebilcek bişeyler olabileceği aklıma geldi.Kalkıp yanına gittim.
- Merhaba Yaşamımın tehlikede olduğunu biliyormusun?
- Neden?
- Bak şu biralara ucuz diye bunları aldım ama son kullanma tarihleri geçmiş.Bir yudum daha aldım
- Güldü. Kalitelisinden ikram edebilirim.
- İyi fikir kalitesizi bitirdiğim zaman bunu aklımda tutacağım.
- O zaman sigara al. Winston Soft içiyordu o da. O an buna şaşırmıştım.
- Bu ne?Sigaralardan biri paketin içinde ters duruyordu.
- Dilek sigarası
- Onu çektim ve yaktım. Ne dilemiştin?
- Boşver
- Söyle yabancı sayılmam adım Seko
- Seni tanıyorum
- Bence tanımıyorsun sanıyorsun ama önemli deil bende öle sanıyordum
- Beni tanıdığını mı sanıyordun?
- Hayır kendimi tanıdığımı sanıyordum.Ne dilemiştin?
- Bir çocuk var onunla çıkmayı dilemiştim
- Hadi ya şimdi nolcak peki o çocukla ben mi çıkacağım?
- Bilmem belkide denemelisin..
- Çok tatlı görünüyorsun. Ve ciddiyim.
- Saol - Belkide denemeliyim?
- Neyi
- Sağolmayı... kaç yaşındasın sen? nerelisin neye meşgul düşersin falan filan?
- 15 yaşındayım. Rizeli babam liseye yeni başladım sayılır hazırlık okudum..
- Rizelisin.. Lazları sevmem ama t-seert un güzelmiş. (Che t-seertu giyiordu.) Yengeç burcumusun?
- Evet nerden bildin?
- ilk gördüğümde böyle hissettiğim kızların tümü neredeyse yengeç burcuduR. Ama yinede sen çok küçüksün.
- Ya da sen fazla büyüksün.
- Hayır ben olmam gereken yaştayım. Sen çok küçüksün.
- Olman gereken yaş neye göre hesaplanıyor.
- Kilise nin önünde oturup içmek için ve tanımadığım kızları tanımaya çalışmak için olmam gereken yaştayım.
- Benim daha çok fırsatım var bunun için.
- Tecrübe yi hafife alma burda oturup konuştuğum ilk kız deilsin.
- Bende bundan bahsediorum. İlk kız değilim ama son kız olabilirim. Benim içinse sen burda oturup konuşacağım son kişi olmayacaksın. Yani büyük olan sensin...

Kara-siyah dermiş ki;
“Yer yüzünün insanlık insancaları,
Beyaz olmayın öğüdümtür size.
Görülmeğe çabalamayın, göstermeğe çalışın.
Ancak böyle varolabilirsiniz.”
Beyaz yanıtlamış;
“Ben olmasam, senin farkına varılmaz.
Senin yokluğun benim varlığımdan sorulur.”
Ve bir ülkede aklanmak için karalaşan insanların gri hayatları,
Kirlendikçe kir tutuyor.
Bu ülkede beyaz olmak suç mudur?
Karalar yanıtlasın.
Gece ve gündüz… Siyahla beyaz gibidir. Gece siyahtır, gündüz ise beyaz… Beyaz yalandır, siyah ise gerçektir sanılanın aksine...
Gündüz ben dahil çoğu kişi maskenin altına saklanmıştır. Ne kadarı gerçektir ayırt etmek zor. Gündüz maskeli balo zamanıdır adeta. Oysaki gece öylemidir. Sadece sessizlik, siz ve belki yanan sigaranın sessizliği yaran çıtırdaması vardır. Gece; insanın kendisiyle konuşma zamanıdır. İşte bu yüzden gece siyahtır gerçekler gibi. Yalan söyleyemezsiniz mutluluk oyunu oynayamazsınız. İçinizdeki o melankoli ortaya çıkar ve ele geçirir benliğinizi. İşte gece hesaplaşma zamanıdır. Hayal zamanıdır. Düşünürsünüz yanlışlarınızı. Yaptığınız için azarlarsınız kendinizi ama zamanı gelip düzeltme şansınız olduğunda aynı yanlışları yaparsınız. O zaman anlarsınız işte onlar sizin zaaflarınızdır. Düzeltme şansınız yoktur. Düzeltebiliyorsanız artık kendi duygularınızdan, kendinizden şüphe etme zamanıdır. Sizi siz yapan zaaflarınızdır. Zaaflarınızdan kurtulmaktan korkmalısınız her ne kadar istemeseniz de çünkü onlar sizin duygularınızdır. Gerçekler siyahtır…
Çok keskindi o.
Bir şey onun için ya vardı, ya yoktu. Varsa da, ya siyahtı, ya beyaz. Gri yoktu hayatında. Bu yüzden hiç yaşamadı; ama gri olsa da yaşamazdı zaten. Çünkü kırmızıyı bilmiyordu. Kırmızı yaşamdı. Nerede yaşam varsa, kırmızı oradaydı; baktığı her yerde; ama o siyahla beyaza takılmıştı bir kere. İyiyle kötüye... Bilmiyordu, dünyada ne simsiyah vardı, ne de bembeyaz. Dünyadaki her şeye kırmızı karışmıştı, saf değildi hiçbir şey; safı arayan kaybolurdu; hâlbuki kırmızıyı aramasına gerek yoktu, gözünün önündeydi o, baktığı her yerde.