Bir öğrenci düşünün. Çocuk denilebilecek bir yaşta. Geleceğinin planlarını yaparak bir sınava giriyor. Kazanmamak hayatının sonu değil belki, ama yaptığı planlar, kurduğu hayaller, geleceğe dönük umutları, bir nebze olsun azalıyor kazanamadığında.
Ülkemiz de eğitim kalitesinin en dipten en üste kadar, gerçek anlamda kaliteli olmadığı zaten aleni bir gerçek. OKS de yapılan bu rezaletle, bunu bir kez daha göstermek mi gerekirdi?. Diploma notunu EĞİTEK’e yanlış bildiren okul müdürlerine Milli Eğitim Bakanlığı tarafından soruşturma açıldı. Hatta 5 tanesi açığa alındı. Şimdi soruyorum sayın Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, o müdür vasfındaki kişiler kafasına göre mi geldi o mevkilere? Onları siz koymadınız mı oraya. Açığa almak, soruşturma başlatmak kaç öğrenciyi daha kurtarabilir?
Diploma notu düzeltilen bir öğrenci 63 bin 461 kişiyi geride bıraktı. Şaka gibi gerçekten. Acaba üçüncü sınıf ülkelerde oluyor mu böyle skandallar?
Bir okuldan 306 hatalı girişin yapıldığını anlatan güzel insan EĞİTEK Genel Müdürü, Müdürlerin “art niyetli” olmadıklarına karar verilirse görevlerine iade edileceğini söylüyor. Skandala ortak olmak değil de nedir bu Değerli hafif yazarları? Güler misin? Ağlar mısın?
Diploma notu yanlış girilen öğrenciler; Ankara Taşpınar İ.O.:15, İstanbul Tuzla Yunus Emre İ.O.306, İzmir Merkez Cumhuriyet İ.O.:32, Batman Fatih İ.O.:28, Kocaeli TBMM İ.O.:27. Azımsanamayacak bu sayıların hesabını kim verecek. Müdürlerin Göreve iadeleri sonucunda aynı işlerin yapılmayacağının garantisini kim verecek.
Şimdi sınav tekrar yapılsın yapılmasın yorumları var. Bir sınav psikolojisini daha kaldırabilecek mi bu öğrenciler. Düşünen var mı?
Yoksa bu olayda seçim gündemi arasında buharlaşıp gidecek mi?
Daha önce "162 adamla yattım kitabı" adlı bir bildiri yazmıştım.
Olay İngilterede geçiyodu eşinden boşanan bir kadının 2 yılda yaşadıklarını yazması ve kitabın zamanla en çok satanlar listesine girmesi ile alakalıydı.
Şimdi ise daha rezil bir kitap ve malesef onun yerlisi gündemde.
Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.