Bu yaratık mazlum, sakin, kendi halinde, uyuşuk değil miydi??
Çiçeklerime el atan, telefon kablosuyla oynayıp düşüren ardından kaçan, duvarda duran tablolara dahi atlayan, hatta uzanamadığı için perdeye tutunup merdiven icat edip öyle tablolara zıplamayı akıl eden, gölgelerle oynayan, kanepenin en uç yerinde kuyruğunu yakalamaya çalışan, severken afacanlığından eli ısırmaya çalışan bir afacan bu!
Bir yerde yanlışlık mı var? Daha önce bombay kedim vardı. Tam bir vahşi orman hayvanı olabilecek kadar hareketliydi. Şimdi o kadar hareketi çekemem dedim en uslu hayvanı aldım sandım. Sandım.

Ankette Erdoğan köşke çıkmasın demiş halkım. ayrıntılar
Sizce?
Bizim enteresan bir huyumuz var. Olumlu enerji verme konusunda zaaflarımız baki.
Bugün gene şaşırmadığım bir durum oldu. Hocama sordum ‘Akademik kariyer düşünüyorum, okumam için sizin önerebileceğiniz kitaplar olmalı.’
‘Yok, akademik kariyer yapma. Vazgeç. Lisans sonrasında etiket derdine düşmeden git bir yerde çalış daha iyi.’
Bu durumun negatifliklerini neden vazgeçmem gerektiğini yarım saat anlattı. Yardımcı oldu kendince. Kendince soruma yanıt da verdi.
Enteresanlık şurada, yıllar geçti, insanlara an geliyor söylüyorum, çok az kişi destekliyor, herkes hemen olumsuz motivasyon sağlama peşinde. Anlamadığım bir durum. Bu mudur doğru olan? İdealler bir yana atılsın, kim nerde çıkarı varsa onu yapsın. Bu mu? Böyle olsaydı dünyada keşifler, yeni düşünceler, gelişen düşünce yapısı ve bir sürü düşünür olur muydu??
Hadi vazgeçelim. Toplayın valizlerinizi.
Her daim yüzü gülen bir herif olur mu? Zaten bu durum çekti beni. Tatlı ki, nasıl!! Çok tehlikeli. Nerden çıktı bu?
Şimdi ne yapmalı? Yarın geçip karşısına ‘ ben sizden hoşlanıyorum. Biliyorum bu hiç etik değil. Farkındayım. Sizi tanımak istiyorum’ desem... sonra diyorum, ne değişecek güzelim, ya olmaz öyle şey der, bozulursam... bu da var...
Herif hocam, mezun olup gidiyoruz. İyi de tam sevgili adayı kendileri. Ya, güzel bir şeyler yaşanabilirse ve ben söylemediğim için bu fırsatı kaçırıyorsam??

İnsanın kattığı anlam olmasaydı dünyanın çok mu umrunda olurdu??
Ayrıca bizim dışımızda plan yapan, uygulayan varlıklar yok mu??

1. Üç tane 1, bir tane 7 kullanarak 4 işlemle 50'ye ulaşın.
2. Bir adam 3 oğluna 17 at ve şöyle bir vasiyet bırakır: "Atların yarısını büyük oğluma, üçte birini ortanca oğluma, dokuzda birini de küçük oğluma bırakıyorum." Oğlanlar atları paylaşamazlar ve bir bilge kişiye giderler. Bilge kişi bu sorunu çözer. Nasıl?

3. A noktasında 100 adet dolu benzin bidonu var. A noktasında, deposu 1 bidon benzin alan ve B noktasına gidene kadar da 1 depo benzin yakan bir motorsiklet var. Motorsikletli yanında en fazla bir adet bidon taşıyabiliyor. Motorsikletli A noktasından B noktasına dolu olarak en çok kaç bidon götürülebilir?
Doğru yanıtlar : Yazı bi yayınlasın bakalım önce, bilemezseniz bakarız.
Arkadaşlar, günlerdir (bir hafta) aralıksız devam eden nur topu şeklinde bir baş ağrısına sahibim.
(Gittiğim doktor bu şekilde geçmeyen baş ağrılarının sebebi stres olabileceğini söyledi, iyi de gayet neşeliyim yahu!!)
Günde iki ağrı kesici, iki 50mg lustral (sakinleştirici) almama, meditasyon, masaj, olumlu motivasyon yapmama rağmen ısrarcı, inatçı, lanet, her an varlığını hissetiren, dolayısıyla sadık olduğunu dile getirmeye çabalayan bir baş ağrısına sahibim.
Arkadaşlar, bunu geçirmenin bir yolu olmalı!!?? Çözüm önerilerini bekliyorum. Düşünün buraya bunu yazacak kadar ağrıyor salak şey!! Vallahi, traji komik. Hadi, yardım! Durmayın öyle fikir üretin. Ölüyorum!!
Kadınlar bakire kalmak için anal seks yapıp duruyor. Şimdi bu nasıl bir tabu. Evet kızlıklarına el değdirmeden her istediklerini yapıyorlar. Bu mudur??

Erkekler hem güzel sevişen bir kadın hem de, o kadının ilk’i olmak isterler. Böyle düşündüklerinden evlendiklerinde tatmin olamadıklarından aldatır ve mutluluğu dışarıda ararlar. E adamlar azıcık akıllı olun bunu takmayın. Hem artık diktirmek gibi bir şey de var ki ruhunuz duymaz.
İnsan kendini ne zaman değerli hisseder?
Çok istediği bir nesneyi satın alınca mı, "toplumun bunlar alınmalı" dediği etiketlerden birini edinince mi (diploma, sertifika, karne....) , sevgili yaş gününü anımsayınca mı, annesi en sevdiği yemeği sırf onun için pişirince mi, maaşı artınca mı, uzun süren bir gripten kurtulunca mı????
İnsan kendini ne zaman değerli hisseder?
Son zamanlarda kendini öylesine değersiz hissediyordu ki. Hemen her gece rutinleşmiş sevgili telefonlarından biriydi. "Nasılsın? Bu gün neler yaptın?" robot gibi sorulmuş ve sırası hiç değişmeyen sorulardı bunlar. Ama o her gün robot gibi sırası değişmeyen yanıtlar veremiyordu. Çünkü bu kavgaya neden olurdu. Yine mi aynı şeyleri yapmıştı? Yine mi hiç bir şeyi düzene koyamamıştı. O halde az sonra "offf yani değişen bir şey yok, haydi sana iyigeceler" cümlesi gelecekti. Rutinliğin son raddesinde her zamanki tartışmaya yine canı sıkılacak, yine kendini anlamsız bulacaktı. Bu döngünün uzun süre değişmeyeceği apaçık ortadaydı.
Oysa daha geçen hafta "Bana biraz süre ver. Toparlanmak için zamana ihtiyacım var" dememiş miydi? Üstelik bu ricası sevgili tarafından anlayışla karşılanmamış mıydı? Ne yani süre deyince karşısındaki ertesi günü mü anlamıştı?
Bunca biriktirilmiş sorun nasıl olurda ertesi gün çözülürdü? Bunun için yeni bir açıklama, yeni bir açıklama ve yeni bir açıklama her gün nasıl yapabilirdi?
Çoğu zaman sorunlarına odaklanmak yerine akşam telefonda ne söyleyeceğini düşünürken buluyordu kendini. Sanki günlük verileri aktardığı bir merciydi sevgili. Rapor zamanı gelipde telefon çaldığında gözleri parlamıyordu artık. Mutlu gibi bir ses tonu giymeye çalışıyor, acemi kalıyordu. Zaten ilk soru ve ardından verdiği ilk yanıtla gidiyordu o sahte mutluluk sesi. Sonra nasıl toparlanacak ve gülücüklerle kapanacaktı o telefon?
Gereğinden fazla biliyordu artık çözümsüzlükleri. İstese de olumlu bakamıyor, bakmaya çalıştığında hemen birileri onu kendine getirip hayallerinden sıyrılmasını sağlıyordu. Hep böyle olmaz mı? Hayallerin en güzel yerinde bir realist acımasızca bölmez mi?
O gerçekci geçinenlerin hiç zor günleri olmaz mı? Hep mi rahat yaşar bu insanlar? Şans sadece onlara mı arkadaşlık eder?
Bir an sıyrıldı. Sevmezdi ağlak edebiyatı. "Yakışmaz bana" diye geçirdi içinden. "Bana? Ben?" Ben kimim ki bazı şeylerin yakışıp yakışmadığını düşünebiliyorum. Evet çok zayıfım. Uzun etek yakışmaz. Ama kişiliğim? Bu fizik gibi değil. Neyin yakışıp yakışmadığını aynaya bakarak söyleyebilmek bu derece kolay mı?
Yine uzaklaştı işte herşeyden. Psikolog camiasının o pek cafcaflı laflarından biri değil miydi bu yaşadığı? İçsel çatışma? Yok yok... Daha çok "depresyon" denilen şey bu olsa gerek. Ama depresyon geçiren insan bütün gün evde oturup, sigara, kahve tüketmeli, Türk filmlerine kendini vermeli, ağlak şarkıları bulup bulup dinlemeli, falan filan değil miydi? Ama o öyle de değildi? Her gün yılmadan sokağa atıyordu kendini. Yılmadan çare arıyordu. Olmuyordu belki ama bıkmıyordu. Deniyordu. Belki de onlarca kere.
O halde onu bu denli boğan neydi? Olumsuzluklar mı? Hayır. Onu bu denli boğan her akşam gelen telefon. Tatlı bir tebessümle açması gerekirken, eskiden aramadığında üzüldüğü, şimdiyse "bugün aramasa bari" dediği sevgiliydi.
"Sevmiyor muyum?" diye yokladı bir an. Seviyordu. Buna şüphe yoktu. Seviyordu. Belkide eskisinden bile fazla. Ama neden artık "bugün aramasa bari" ?
İnsan kendini ne zaman değerli hisseder? Rutin sorulara rutin olmayan yanıtlar bulduğunda mı?