cola turka malum reklamın benzerini çekerse muhtemelen alkışlananlar şunlar olur
1- otobüste telefonunu kapatan
2- ssk da muayene olabilen
3- burnunu sıkmak vasıtasıyla sokağa hımkırmayan
4- zırtlar vadisi-deli eşşek gibi dizileri izlemeyen
5- Aliye'ye üzülmeyen
6- karısını dövmeyen
ps : Türküz olm biz :) nedir yani
*ayrıca cola turka Rock'n Coke gibi bir festival düzenlese semazenler falan çıkar :) malum, yeşil sermaye
.Nihayet Sosyal Güvenlik Kurumları tek çatı altında toplanıyor.Bilindiği üzere ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumu denilince akla üç ana kurum, T.C.Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ve BAĞ-KUR gelir.Oysa SSK kanununun Geçici 20.maddesi kapsamındaki kurumları da saysak bu rakam 10'ları bulur.
Neyse, Ülkemiz çalışanları ve emeklileri arasında Devlet eliyle oluşturulan ayrımcılık sona erecek. Ancak bu sistemin oturması için uygulayıcıları yönlendirecek Tüzük ve Yönetmeliklerin çok ehil ellerde ve geçmiş tecrübelerin ışığında hazırlanması hayati öneme sahiptir. Ayrıca ne kadar güzel mevzuat yaparsanız yapınız, uygulayacak beyinlerin de mevzuat kadar güzel olması gerekmektedir.
Eğer beklentiler gerçekleşirse, Kronik hale gelen sosyal güvenlik açığı uzunca bir süre sonra düzelme yoluna girecektir.
Bu arada kaçak istihdam sorununun çözümü, ve sağlık sektörünün Devletten alacaklarının ödenmesinin bir düzene girmesi gibi konularda olumlu gelişmeler meydana gelecektir.
2001'de yazdığım bir yazım üzerine eklemek istediğim bir iki konu var. Son zamanlarda yaşadığım sıkıntıları ve “Burası Türkiye! işine gelirse.." lafına inat yazmak istiyorum. Kimbilir belki ileride oğlum ve arkadaşları bir "internet kazısı"nda bu yazımı bulup "vay be! nasıl bir ülkeymiş lan bura?" der -inşallah-. Son bir senede ve yakın dönemde başımdan geçenleri yazıp dertleşmek istedim. Bu ülke böyle olmamalı demek istedim. Buyrun;
1. Sekiz ay evvel aldığım evi tadilat yaptırmak üzere bir taşeron firma aradım. Fiyat veriyor hepsi. Biri dedi ki "22 milyar, fiyatın içinde PVC pencereler, seramik, su tesisatı, mutfak dolapları, amerikan panel kapılar, boya-badana, kalorifer petekleri, evye batarya vs. herşey var". Ancak kullanacağı ürünleri gözümüz tutmadı, fiyat düşmüyor adam. Dükkanında konuşuyoruz, en son 20 milyar iki taksit olur dedi. İmkansız deyip çıktık. Bir saat sonra aradı 18 buçuk milyar ve 3 taksit dedi, olmaz dedik. Akşam aradığında 18 milyar 6 taksite düşmüştü ama işin cılkı çıktığından hayır deyip konuyu ve gelen telefonları kapadık. 22 milyar kurtarmaz diyen adam 18 milyar 6 taksite düştü! Nasıl yani?!? Daha sonra 23 milyardan aşağı olmaz diyen biri de 20 milyara düşmüştü. Neyse;
Selamlar,
Göztepe SSK hastanesinde yatmakta olan yakın bir arkadaşım için yarına kadar ( 3 Kasım Pazartesi ) B gurubu rh (+) kan a ihtiyaç vardır.
Kan vermek isteyenlerin aşağıdaki telefonlarla irtibata geçmeleri rica olunur.
0542 720 70 66
0216 390 51 64
0532 705 31 87
Bir zamanlar Hakkı Öcal'ın UseNet le ilgili bir yazısı geldi aklıma. UseNet in yararlarını anlatırken verdiği örnek; begonya çiçeklerini plastik saksıda yetiştirmemesi gerektiğini öğrenerek begonyalarının hayatını kurtaran birinin hikayesi idi. Umarım bu hikayede ileride torunlarıma anlatacağım mutlu sonla biten bir hikaye olur...
Hasta olmanın bile artık lüks sayıldıgı memleketim de SSK kurumundan faydalanabilme imkanımı kullanarak bu sabah once ilk defa Beşiktaş Ssk ya gittim. Tabii ki telefonla randevu almıştım. Sıram geldiginde doktorun odasına girdim. Kartımı istedi. Senin numaran listede gözükmüyor dedi. ona sıra numaramı ve saatimi telefonla aldıgımı söyledim. ama listeye baktıgımda gercekten de orada numaramın olmadıgını gördüm. Ne yapacagım şimdi diye sordugumda randevu almamışın işte birazdan alırım seni dedi. kendimi adi biriymiş gibi hissettim çunku randevu almıştım ama listede numaram yoktu. herneyse 10 dakıka kadar sonra doktorun odasına girdim. rahatsızlığımı anlattım o da defalarca hapşırıp burnunu çekti. Rontgene git dedi. İndim röntgene. Yarım saat sonra sıram geldi ve röntgen cekilecegi yere indiğimde kalakaldım. kocaman - kasvetli- soğuk bir oda.. yer yer yerde ve tavanda borularla-kablolar size bakıyor. ağır bir koku. rontgen cekecek olan kişi odaya girdiginde gözlerim kocaman acıldı. artık ordaki hademe mi temizlikçi mi bilmiyorum. ayagında terlikler -üstü başı bi acaip sanki amcayı yatagından kaldırmışımda gelmiş gibi. herneyse rontgen masasına yüzünü eğ ağzını aç dedi. nasıl yani bu imkansız zaten kirli iğrenç bir örtü vardı ve ağzımı acıp yüzü koyun kafamı koymamı istiyordu. itiraz ettim gunde kaç kişi yatıyor buraya dedim ağzımı açıp yatmam ....
ben napimm o zaman dedi. hemen cantamdan selpak çıkardım ve serdim. çıkan filmi alıp tekrar doktorun odasına cıktıgımda filmlere bakıp bakıp beni aşar demesi daha bir sinirlendirdi. neyseki okmeydanı ssk ya sevk etti. bir macera daha başlıyordu. ve başım ağrımaya başlamıştı. Okmeydanı Ssk ya gittiğimde yoğun bir insan trafiğiyle karşılaştım. uzun ve yorucu bir yolun sonucunda gitmem gereken bölümü buldum. gayet temiz ve hijyenik bir goruntusu vardı gercekten. Bu sefer ki doktor ise yuzume hapşırmıyordu. Muayne olduktan sonra o da rontgen istedi. hay hayyy diyip rontgen çekilen yeri buldum ve görevli kızcagıza elimdeki kağıdı uzattığımda önundeki deftere birşeyler yazıp 8.ocak çarşambaya gun verdi. oha dedim. rontgen için 2 gun sonraya mı gun veriliyor? şaşkınlıkla en azından doktorun recetesındeki ilaçları alayım diye ssk nın eczanesıne girdim. Girmez olaydım. Siz diyin 200 ben diyim en az 400-500 kişi!!!
o kadar kişi ilaç sırasında. akşama bile bitmez bu kuyruk diyip bi sinirle tekrar doktorun odasına çıktım. napcam ben dedim. gülümseyen ama hafifte üzülmüş bir ifadeyle "başın hala ağrıyor mu " dedi. Evet, fazlasıyla ağrıyordu yaklaşık 4.5 saattır resmen ordan oraya pinpon topu gibi gonderiliyordum. İlaç alamamıştım- rontgen cektirememiştim. bu arada içeri başka bi hasta girip 19 temmuza gun aldıgında şaşkınlığım daha da arttı. kadın 19temmuz a kadar ölürse bunun hesabını kim verecek? verecek mi?
Doktorla bir süre daha görüştükten sonra normal eczaneye gidip 5-6 milyona alabilecegim ilaçlara 10misli fazla ödeyerek yoluma devam ettim. Bir ay sonra kontrole nasıl gidecegim bilmiyorum. Kafamı ssk hastanelerinin duvarlarına vura vura iyileştiricem... Ama bir daha o haberlerde sağlık bakanını görürsem hiç de iyi cümleler kurmayacagım sanırım. benım yaşadıklarım iyi bile sayılır. Kimbilir daha en hikayeler var...
okul bitti, bari yazı boşboş oturarak heba etmeyelim diye babamın da zoruyla tanıdık birinin yanında çalışmaya başladım. tabii burada "çalışma" fiili kulağa fazla oturaklı gelir. benimki az buçuk ayak işleri, tabiri caizse angarya...
iktisatta okuyoruz, biraz ticareti öğrenelim diye umarken; başımıza geleceklerden tabii ki haberimiz yoktu. şu son bir kaç gündür yaptıklarım, hani biraz acı bir itiraf babından da olsun, benim gibi biraz rahat büyümüş adama harbiden oldukça sıkıcı ve biraz da ağır geldi.
neyse dün şirket içerisinde çaylak modunda bulunmam hasebiyle ssk primi yatırmaya yollandım. prim nedir, ssk'nın açılımı nedir, sonra tahakkuk nedir bihaber olan ben kurtlar sofrasına silahsız olarak atılıverdim. dedik 1-2 saat bekleriz, genç yaşta olsak da devlet dairelerinin işlem prosedürlerini azıcık ucundan tatmışız nasıl olsa...
tabii kazın ayağı öyle değil(miş). neyse gittik girdik 3,5 kat+1 koridor burgu yapan sıraya... tam olarak 5 saat sonra sıra geldi; o arada akşam yemeği olarak uzun ve kalabalık insan hengamesinin arasından karpuzlar, ayranlar geçti memurlara yemek niyetine... velhasılı kelam o mşen yüzlü, pek sevecen, tabii hamarat memur zatla yüzyüze gelme şerefine nail olabildik. kendisi pek muteber bir şahsiyet olarak, şirekin numarasını kağıttan okuyamama, bir (1) çeki tam olarak 10 dakikada işleme sokma gibi değişik enstantaneler içindeydi. pek bir mutlu, biraz yorgun bir şekilde çıkarken, geride bırakmış olduğum 2,5 kat+1 bahçe sırasındaki insancıkları düşünmeden edemedim beşiktaş'a kadar yürürken...