Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "Güneşi Gördüm (2009)"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

sosyoloji hakkındaki yazılar:

sadece ön sayfa yazıları gösteriliyor, tümünü görmek için tıklayın
tuttum
18

Simülakrlar ve simulasyon kuramının yaratıcısı; Jean Baudrillard

\

Hakikat, ortada bir hakikat bulunmadığını gizlemeye çalıştığından – simülakrların hakikati gizleme şansı yoktur. Simülakrlar hakikat demektir. (ekleziast)

Baudrillard ismini duyuran, yazarın Simülakrlar ve Simülasyon yapıtıdır.

Bu kitabında simülasyon kavramının ayrıntılarına değinen Baudrillard, diğer kitaplarında ise simülasyonu diğer kavramların içinde incelemiştir. (Örnekler kaynaklarda vardır.)

Simülasyon kavramından önce Baudrillard kimdir, buna bakalım. Ardından teorisine geçeceğim makalede, en sonda da, eleştirellerin savunularına değindim.

JEAN BAUDRİLLARD KİMDİR?

1929′da, sıradan bir devlet memurunun çocuğu olarak Fransa’da, Reims’te doğdu.

Kısa bir dönem tiyatro oyunlarını çeviren yazar kendini Sorbonne Üniversitesi'nde buldu ve Almanca okumayı seçen Jean, ailesinde üniversiteye gitmiş olan ilk kişiydi. Cezayir sorunu yaşamını etkiledi ve bu sosyolojiye yönelmesine neden olacaktı.

\

Mezun olmanın ardından eğitim kurumlarında Almanca öğretmiştir. 1950'de Almanca öğrettiği bu dönemde, doktora tezine de (sosyoloji üzerine) devam etti.

1966'da doktora tezini bitirdi, tezinin başlığı ise "Thèse de troisième cycle: Le Système des objets" olarak seçti.

1966ve Eylül ayında Université de Paris-X Nanterre'de (Nanterre Üniversitesi - Paris-X) akademik kariyerine başlamış oldu.

Bu durum yıllar sonra kendi ismini taşıyan bir kürsünü inşa edecekti ve henüz bilmiyordu.

1968'deki öğrenci eylemlerine yandaş oldu. Bunun üzerine Yapısal Marksizm ve medya teorileri ile ilgilendi.

(Ne var ki, Baudrillar ’ın kaderinde ana akım medya taraftarı yazar damgası yemek yer alacaktı ve söylemlerini eleştirenler hemen bu yaftalamayı öne süreceklerdi. Günümüde de hala durum böyledir. Aşağıda değinilmektedir.)

1972'de aynı üniversitede, profesör oldu, sosyoloji öğretmeyi tercih etti. Yalnız diğer proföserlerden farkı onun sosyolojiyi siyasetle, felsefeyle ve iletişim bilimleriyle harmanlamasıydı.

İşte bu özelliği de Jean Baudrillard’ı herhangi bir profesör olmanın dışında marka yapacaktı.
1987'dan 1990'a kadar Université de Paris-IX Dauphine'de (Dauphine Üniversitesi - Paris-X) kaldı.

Jean Baudrillard 6 Mart 2006’da hayata veda etmiştir. Fransa’da kendine ait bir kürsü, ardında da birçok eser bırakmıştır. Bunlardan söyleşiler adını taşıyan eseri ülkemizde bulunmamaktadır. Eserleri burada:

31 ahkam var
tuttum
14

Varoş-banliyö ya da şehir dışı yapılanma mı desek?

İngilizce literatürde “suburb” olarak geçen yapılanmanın Türkçede tam karşılığı yok. Genellikle varoş ya da Fransızcadan gelen banliyö terimleri kullanılıyor. Fakat ben bunun yerine “şehir dışı yapılanma”yı tercih edeceğim. Siz de yazının gidişatında neden bunu tercih ettiğimi anlayacaksınız.

http://levilledellago.it/properties/A/In%20affitto/1/COPERTINA.jpg
http://levilledellago.it/properties/A/In%20affitto/1/COPERTINA.jpg

Şehir dışı yapılanma, şehrin hemen dışındaki yapılanmayı ifade ediyor. Bunu genellikle büyük şehirlerin eteklerinde görmekteyiz. Özellikle ABD’de 20. Yüzyılda hızlı bir şekilde artan şehir dışına yerleşme yeni bir fenomen gibi gözükebilir ama aslında çok eskilere dayanıyor. Şehir dışındaki yapılanmalara ve buradaki yaşamlara bakarsak, bu bize şehir hayatını ve şehirdeki sınıf ilişkilerini anlamakta da yardımcı olabilir.

Arkeolojik bulguların gösterdiğine göre antik Mısır ve Yunan şehirlerinin dışlarında da büyük bahçeleriyle devasa villalar bulunuyor. Roma dönemine baktığımızda da şehir dışı yaşamı benimsemiş aileler görmekteyiz. Kimileri savaş ve yeni yerler fethetmenin tadını çıkarırken, daha evcil Roma aristokratları ise şehir dışındaki villalarında çiftlik hayatının tadını çıkarırdı. Bunlar kırsaldaki yaşama, doğaya dönük ve şehir hayatındaki karmaşık ilişkileri içermediği için- daha çok değer verirlerdi. Kırsaldaki yaşam onlar için bir çeşit rahatlama ve aile ile vakit geçirme, doğayla haşır neşir olma yeriydi.

15 ahkam var
tuttum
22

3G Hadisesine Sosyal Açıdan Bir Bakış

\
...

Reklamlar sayesinde daha henüz olmayanı olmuş gibi gösteren, herhangi bir hayali zihinlerde gerçekmiş gibi yaşatan ve 3G teknolojisini allayıp pullayarak önümüze süren şirketlere şapka çıkartmaktan başka yapacak birşeyimiz yokmuş gibi görünüyor, şu sıralar! İzliyoruz. Yaptığımız en iyi şey değil mi izlemek? Çok pis mahalle kavgası, video, futbol, horoz dövüşü izlemez miyiz? Olay bu kadar hızlı lanse edilirken, bu denli hormonlu bir ürüne ancak onun kadar hormonlu kullanıcılar layık görüleceğinden, tıpkı güneş yüzü görmeden, ayağı toprağa basmadan besin zincirine dahil olan tavuklar gibi güdümlenecek bu teknolojinin köleleri de. Mevcut yemleme sistemi daha da hızlanacak. Yahut farkına varılırsa akış tersine döndürülecek. Herşey insanoğlunun akli dengesine bağlı.

64 ahkam var
tuttum
13

SUSUZ YAZ’DA BİREYCİLİK VE YALNIZLIK

1960’LAR METİN ERKSAN SİNEMASINDAN MODERNLİK GÖRÜNTÜLERİ: SUSUZ YAZ’DA BİREYCİLİK VE YALNIZLIK
Kahraman Çayırlı

\

Yardımlarından dolayı Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü Sinema Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doçent Dr. S. Ruken Öztürk’e çok teşekkür ederim..

1990'lı yıllarda Türkiye’de bir toplumsal/kültürel aktivite olarak film izlemenin anlamı ve izleyici profili kökten değişime uğramıştır. Eğitimli, orta sınıflara hizmet eden bir sanat biçimine dönüşen sinema, özellikle 1960'larda alt ve orta sınıf ailelere hitap eden bir eğlence türüdür. Artık yılda iki elin parmağını geçen sayıda film yapılamazken, bahsettiğim Yeşilçam döneminde bu rakam 200'ü, hatta 70'lerin başında 300'ü bile bulmuştur. Fakat nicelik gözümüzü boyamamalı, zira bol bol çekilen bu filmlerin büyük kısmı birbirlerinin kopyası gibidir ve sinemamıza yeni hiçbir şey getirmemişlerdir. Yeşilçam, 1950'li ve 60'lı yıllarda tam anlamıyla altın çağını yaşamış; 70'li yılların ilk yarısına dek “aile eğlencesi” olma özelliğini korumuştur. Salon komedilerinin, genellikle kan davası temalı köy filmlerinin ve melodramların yaygınlaştığı 1950'li yılları, Gecelerin Ötesi (Metin Erksan,1960) filminin öncülüğünü yaptığı “toplumsal gerçekçilik” akımına mensup filmler izler. Bu akımın filmleri, sinemanın eğlendirici işlevine hizmet etmek yerine halkın yaşadıklarını olduğu gibi, sade bir üslupla beyazperdeye yansıtır. Bu makalenin temel iddiası ağırlıklı olarak 1960–65 yılları arasında varlığından söz edilen toplumsal gerçekçi sinema akımının bir parçası olarak Metin Erksan sinemasının “bireycilik” ve “modern bireyin yalnızlığı” temaları etrafında biçimlenmiş olduğudur. Bu çerçevede makale, Metin Erksan’ın 1963 yapımı Susuz Yaz’ının modernlik ve modernliğin görünen sonuçları temelinde kültürel çözümlemesini yapmayı hedeflemektedir. Yazının ilk bölümü, “modernlik” ve “bireycilik” kavramlarının Türkiye’de geçtiğimiz yüzyılda yaşanan toplumsal dönüşüm bağlamında tartışılmasına ve 1960'lı yıllardaki Metin Erksan Sinemasının bu bağlantı çerçevesinde genel hatlarıyla tanımlanmasına ayrılmıştır. Susuz Yaz’da suyu ve tarladaki korkuluğu “bireycilik” kavramı etrafında irdeleyen ikinci bölümün ardından son bölüm bir toplumsal kurum olarak aileyi tanımlamakta, modernliğin mahremiyeti ve aileyi nasıl dönüştürdüğünü ele almaktadır.

62 ahkam var
tuttum
13

Bir toplum nasıl okunur?

Bir toplum, diğer bir toplumdan hangi özellikleriyle ayrılır ve biz bunu nasıl ölçebiliriz? Maalesef bu soruya verilen en yaygın yanıt, yaklaşık 25 yıldır aynı ismi içeriyor: Geert Hofstede. Hofstede, dört kültürel boyut belirlemiş ve 1967 – 1973 yılları arasında 70 ülkeden topladığı verilerle bu dört boyutu rakamlarla ifade edip, ülkeleri birbirleriyle karşılaştırılabilir hale getirmiş. Dört boyutun birincisi, bireysellikkollektivizm, karar verme sürecinde bireyin kendi başına karar alabilirliği ve aile, akrabalar, arkadaşlar gibi referans gruplarının verilen kararı şekillendirişi arasında salınıyor. Türkiye’nin bu ölçüden aldığı skor 1980 yılı için 46’ymış. Yani kollektivizme bir parça daha yakın bir toplum. İkinci boyut, güç uzaklığı, toplumdaki hiyerarşiyi, merkezileşmeyi ve ast-üst arasındaki güç mesafesini ölçüyor. Ülkemiz bu kriterden 63 puan almış, yani güç uzaklığının biraz yüksek olduğu bulunmuş. Bir diğer boyut olan erkeksilik-dişilik ise erkeksi toplumların başarı ve sonuç odaklı, dişi toplumlarınsa, sonuç değil süreç odaklı olduğu öngörüsü üzerine kurulu. 1980 verilerine göre 44 rakamı çıkıyor karşımıza, bu da demek oluyor ki, Türkiye, dişi özellikler gösteren, süreçi biraz daha fazla önemseyen bir toplum. Belirsizlikten kaçma (.doc), bu yazıda üzerinde tartışılacak bir diğer boyut. Ülkemiz bu ölçüde 88 puan alıyor, yani harekete geçmek / yeni bir işe girişmek için çevreden bilgi toplama düzeyimiz çok yüksek. Hofstede, bu boyutlara daha sonra “kısa ya da uzun vadeye dönüklük”ü de ekledi, ancak bu boyut için Türkiye verisi mevcut değil. Bu uzun girizgahı yaptıktan sonra verilerin güvenilirliği, toplumumuzun heterojen yapısının ayrıca değerlendirilmesi gerektiği gibi noktaları da dışarıda bırakıyorum.

Daha bireyci, erkeksi, belirsiz ve kısa vadeli bir toplum

Keşke bu boyutları değerlendiren ve güncel veriler üzerinden hesaplanan yeni çalışmalar yapılsa. O zaman rakamlar üzerinden karşılaştırma imkanımız olurdu ve görece daha somut tespitler yapabilirdik. Oysa ben burada daha farklı bir yönteme kalkışıp toplumumuzdaki 25 yıllık gelişimin bu rakamları hangi yönde ve ne derece değiştirebileceğini tartışmaya çabalayacağım.

64 ahkam var
tuttum
25

"Yeni Yıl Umurumda Bile Değil!"

i don't exist
i don't exist

İnsanoğlu zamana karşı yeniliyordu. Zaman keskin kılıcıyla ömür denen insanoğlunun gerçekte tek sahip olduğu varlığı biçiyordu adeta.

Ne yaptı insan? “Zaman”la baş edemeyeceğini anladı. İnsanoğlu/kızı da zamanı parçalayıp intikamını almak istedi. İşte bu güdüyle takvimler ortaya çıktı. Dünya kuruldu kurulalı nice takvimler kullanıldı. Hepsinin adları tarih kitaplarının bir yerlerinde yazılıdır.

Genelde ülkeler kendi üzerlerinde “egemen” gördükleri kültürlerin takvimlerini kullanma eğilimlerindedirler. Nitekim de öyledir. Öte yandan miladi takvimin başlangıcının aslında Hz. İsa ile bir ilgisinin olmadığını, Keloğlan’ın Noel baba’dan daha gerçekçi bir varlık olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?

44 ahkam var
tuttum
27

Ağlamak Güzeldir

Focus Dergisi'ne göre insan yaşamı boyunca 95 litre, yani yaklaşık 10 kova gözyaşı döküyor.kadınlar yaklaşık 5 dakika boyunca 50 damla gözyaşı akıtırken, erkeklerinse sadece gözleri nemleniyor. Buradaki "damla" ölçütü 15 mg'a denk geliyor.
Buradaki yazıda da, gözyaşı bazı toksinler içerdiği ve ağlayarak bunlardan kurtulmuş ve stresten arınmış olduğumuz belirtiliyor:
"Crying:The Natural and Cultural History of Tears" isimli kitabın yazarı Tom Lutz'a göre Endüstri Devrimi'ne kadar erkeğin de ağlaması gayet normal karşılanırmış. Örneğin Ortaçağ'da Fransanın en ünlü savaşçısı olan Roland öldüğü zaman diğer 20.000 şövalye bayılıp atlarından düşene kadar ağlamışlar. Endüstri Çağı ise daha çalışkan, duygusal olmayan çalışanlara ihtiyaç duyuyordu. İşte o zaman gözyaşları kapalı kapılar arkasına gizlendi. İnsanlar toplum içerisinde ağlamaktan utanır oldular.

Fotoğraf: BBC
Fotoğraf: BBC

Biyokimya uzmanı William Frey'e göre ise henüz kanıtlanmasa da ağlamak insanlığın evrim boyunca stresi azaltmak için kullandığı bir yöntemdi. Frey'in yaptığı araştırmaya göre soğanın sebep olduğu kimyasal gözyaşlarının %98'i su iken, duygusal sebeplerle dökülen gözyaşlarındaki toksin miktarı ilkine göre daha yüksekti. Ayrıca ağlama fasıllarının süresi neredeyse aynıyken, erkeklerin ayda ortalama 1.4 kere ağlamasına karşılık, kadınlar 5.3 kere ağlamaktaydı.
Sonuçta uzmanlar ağlamanın doğal, sağlıklı,ve tedavi edici nitelikte olduğu konusunda hemfikir gibi görünüyorlar. Doyasıya ağlamak veya gözyaşlarınızı içinize akıtmaksa size kalmış.

43 ahkam var
tuttum
2

Adı İnter, Soyadı Net

1935 yılında elektronik televizyonun icadı ve 1940'lar insanlık tarihine yepyeni bir medyayı yerleştirmeye başlaması. İlk renkli yayınların yapıldığı 1950'lerde ise, insanlar gelecek 100 yılın en etkili medyasıyla her geçen gün artan bir oranda tanışmaya başladılar. Sürekli artan yayınlar, kablolu TV'nin Amerika üzerindeki etkileri, ve bugünlere kadar gelen milyar dolarlara varan şirket büyüklükleri ile dördüncü güç olan medya gelişti, olgunlaştı.

\

3 ahkam var
tuttum
49

Google ile Sosyoloji

Malumunuz 11 Mayıs 2006 tarihinde, internetin kralı Google; yeni bir ülkeyi daha topraklarına kattığını duyurdu: Google Trends.

\

Google Trends, kısaca özetlemek gerekirse; Google üzerinden yapılan aramaları, şehirlere, ülkelere ve dillere göre; sayısal grafiklerle ve Google News ile destekleyerek sunan bir web uygulaması. Tabiî ki biz her Google ürünü gibi bunu da değişik amaçlarla kullanmak üzere yola çıktık. Madem dedik, bu bize bir kullanıcı profili sunabiliyor o zaman şöyle bir toplumbilimin karanlık mahsenlerinde biz de birkaç neşeli/can sıkan ama bir o kadar da ilginç saptamalarda bulunalım istedik.

37 ahkam var
tuttum
1

Papaz, Redstar, Trabzon

Etiketler: , ,

Hazreti Muhammed'i hicveden karikatürler çıktı çıkalı İslam dünyası tepkiliydi. İnsanlar çok tahrik oldular. Bu iş biraz da genel İslam dünyasının , Afganistan ve Irak müdaheleleri, İran a müdahele ihtimali, haberlerine karşı olan tepkilerden bu kadar büyüdü. En sonunda Trabzon'da 16 yaşında bir çocuk kimbilir kimden aldığı gazla bir papaz ı öldürdü.. Gazla dedim çünkü hayatımda ilk defa trabzon'a 20 gün önce gittim.Bu proje kapsamında, işsiz ve eğitimsiz 45 tane gence eğitim verdim.Bu süre zarfında gözlemleyebildiğim doğru bilgiye erişimleri olmayan , çok yönlendirilebilir durumda ve özünde çok iyi insanlar olduklarıydı.. Her fırsatta sohbet ederek dünyanın ve türkiyenin ekonomik ve politik konumu hakkında konuşma fırsatı bulduk.. O gün proje yöneticisine bu insanlara teknik eğitimden önce başka sosyal eğitimler vermek lazım dedim.Liseyi bitiren birisinin dünyadan bu kadar kopuk yaşaması beni gerçekten üzdü.

6 ahkam var
1 2 3 ... 5 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

reklam

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu

network siteleri