Bir önceki yazının sizleri meraklandırdığını biliyorum, ancak emin olun Rus polisi de son dört cesetten sonra en az sizler kadar meraklanmıştı. Hastalığından dolayı geride kalan grubun 10. üyesi Yury Yudin şöyle diyordu; "Eğer Tanrı'ya tek bir soru sorma şansım olsaydı bu ‘O gece arkadaşlarıma ne oldu?’ olurdu."

Araştırma kapsamında ilk keşifte bulunan günlükler ve amatör video kayıtları incelendiğinde (Blair Witch? Cloverfield? REC? Noroi?) ortaya çıkar ki, grup 31 Ocak günü dağlık araziye varmış ve tırmanışa hazırlanmıştır. Dönüş için yiyecek ve ekipmanları için ormanlık alanda bir stok çadırı kurduktan sonra 1 Şubat'ta tırmanışlarına başlarlar. Hesaplarına göre 1 günde tırmanışı bitirip ertesi gece kampı öteki tarafta kuracaklardır. Ne var ki giderek sertleşen hava, kar fırtınaları ve azalan görüş mesafesi bir şekilde onları hedefleri olan Otorten Dağı yerine Mansi dilinde "Ölüm Dağı" anlamına gelen Kholat Syakhl'a götürür. Dağın ismi hariç buraya kadar yaşananlarda pek olağandışı bir durum yok. Kampta bulunanlar buradan sonra ne yaşadıklarına dair bir ipucu vermiyor.
Şimdiden uyarmak lazım, yazı biraz ürkütücü. Korku filmlerinde işlenen "vahşi doğanın kucağında bilinmeyen varlıklarla mücadele eden gençler" temasının gerçek yaşamdaki bir örneğine tanık olacağız. Bir grup kayakçı, Ural Dağları'nda geziye çıkarlar ancak esrarengiz bir dizi olay onları deliliğin sınırlarına ve ölüme sürükler. Gerilim filmi konusu gibi duruyor değil mi? Ama bir zamanlar Rusya'yı çalkalayan ve sonradan unutulan bu olay gerçek.

Sovyetler Birliği ile ilişkilerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan eskidir. 1917 Ekim Devrimi’nden sonra Sovyet Kızıl Ordusu Doğu Anadolu’dan kendiliğinden çekilmiş, Rus Çarlığı döneminde İngiltere ve Fransa ile birlikte yaptıkları Osmanlı topraklarının paylaşımını karara bağlayan gizli Sykes-Picot Antlaşması’ndan vazgeçilmiş ve Lenin tarafından dünyaya açıklanmıştır. Milli mücadele boyunca Sovyetler Birliği’nden Anadolu’ya silah, para ve altın akmıştır. Resmi Sovyet verilerine göre 1920-1922 yıllarında:
Cumhuriyet dönemi heykellerinin bazılarının ilginç hikayeleri vardır. En son, Cumhuriyet Gazetesi Hafta Sonu ekinde haftada bir, resmi tarih bozar yazılar yazan Erdoğan Aydın bunlardan birini gündeme taşıdı.

İstanbul’lular Taksim’i ve meydanı bilirler ve Cumhuriyet Abidesini de elbette. Abidenin İstiklal Caddesine bakan yüzünde ön sırada Kurtuluş Savaşı kahramanları Mustafa Kemal, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa bulunur, arka sıraya ise pek az kimsenin gözü takılmıştır. Mustafa Kemal’in direktifleri ile ikinci sıraya Kızılordu’nun kurucularından Ukrayna'lı general Frunze ve Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Türkiye büyükelçisi S.İ.Aralov’un figürü konulmuştur (Bazı kaynaklarda S.İ.Aralov yerine Kızılordu’nun önde gelen generallerinden K.E.Voroşilov’un bulunduğu beliritilmektedir. K.E.Voroşilov’un Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamalarına katıldığı bilinmektedir).