
Sinemanın kusursuzlaştırdığı banka ya da kumarhane soygunlarını bir kenara bırakalım. Senaristlerin aylarca üzerinde kafa patlatarak planlayıp, işlerine geldiğinde uyduruktan bir cihaz icat ederek soyguncuların işlerini kolaylaştırdıkları hikayelerin gerçekle pek alakadar olmadığı aşikâr. Peki bunun gibi profesyonelce yapılmış soygunlar yok mu? Olmaz mı yiğidim? FBI (efbiyay)’ın İnternet sitesinde “arananlar” bölümüne şöyle bir baktığınızda ne cingöz hırsızlar, ne çetrefilli hikayeler olduğunu görüp “vay anasını” çekebilirsiniz.
Örneğin, 2005 yılında "suni çim işi" yapıyormuş gibi görünüp tünel kazarak Brezilya Merkez Bankasını soyup 68 milyon dolar çalan Reboldo Çetesi. Ya da geçtiğimiz Mart ayında Brüksel'deki 
bizim oralarda elmas çalan adamı sofraya çağırmazlar

Giriş olarak özetlersek bu sendrom sizi esaret altına alan kişiye karşı duyulan hayranlıktır. Aynı zamanda köle efendi diyalektiği diyebiliriz. Öyle ya, Hegel'e göre güçlerin eşit olmadığı her ilişki efendi köle ilişkisine döner. Cümleyi böyle yazınca çok güzel bir anlam çıkıyor, ama işin aslı öyle değil. Susan Sarandon'un başrolde olduğu bir film ve Muse grubunun bir şarkısı var. Ayrıca sendrom özel bir bozukluğu ifade eden, tanıyı kolaylaştıran belirti ve bulguların tümü demektir.

Kazandıkları parayı, yüzüne kadın iç çamaşırı takıp şekerlemeciyi soyanlar yüzünden iç çamaşırından korkan insanların tedavilerine harcayacaklarmış.