Gelgelelim Kızılderililer ve Türklük ilişkisine ait bulgulara …
Hiç düşündünüz mü,ne kadar Türküz?Örfümüzü,ırkımızı,dilimizi,dinimizi,toprağımızı,bayrağımızı,anlı şanlı geçmişimizi ne kadar biliyoruz?Ne kadar farkındayız,bir an bile durup düşünmeden basıp geçtiğimiz toprakları,akan bedelleri,altında yatanları...Dünün yarınlarına olan şeref ve vicdan borçlarını,tüm kutsal değerleriyle birlikte bugünlere bırakanları falanca bayram gününde bilmem kaç defa hatırlamak değil,akıldan çıkarmamaktır,Türk'ü Türk yapan.Yarınların emanetini taşıyan sizler!Yarınların ataları olarak anılacaksınız...Bu borcu ne kadar farkındasınız?Hani bir söz vardır,bilir misiniz?"Batan gemiyi terkeden fareler,geminin batmamasını hazmedemezlermiş."Geçmişten bugüne gelen siyaset anlayışıyla tamamen özdeşleşen bir cümle kanımca.Koltuğu değil,Türkü başının üzerinde taşıyabilmektir,bu tacı değerlerimizle süsleyebilmektir Türk olmak...Bu yüzden bir dakikanızı lutfedip de düşünün ne kadar Türk olabildiğimizi...
Yurtdışına gittiğinizde Ermenilerle karşılaştınız mı hiç? Fransa’da, Hollanda’da, İngiltere’de Amerika’da ya da Bulgaristan’da bir lokantada, bir kuyumcuda yada bir saatçide, iki laf ettiniz mi?... 40’lı 50’li yaşlardakiler Türkçeyi çat pat konuşurlar, onların anne-babalarıyla anlaşabileceğiniz kadar Türkçeyi bilirler. Büyük çoğunluğu 1915 olayları sonrası anadoludan o diyarlara savrulmuş ailelerin 2., 3. kuşak çocuklarıdır. Bir kısmı ise anadoludan bugünkü Ermenistan’a göç edip, Doğu Bloku çöktükten sonra batı ülkelerine yerleşen 1., 2. kuşak Ermenilerdir.İki grubun arasında belirli bir öfke farkı bulunur. Anadolu’dan batıya 1915’lerde göç edenlerin torunları daha bir samimi daha bir bizdendir. 2. grup ise yıllardır duydukları olumsuzsözler nedeniyle biraz mesafelidir. Bu anlamda kendi aralarında da bir uyumsuzluk, bir anlaşamama meselesi vardır.

Tanıdık bir rüzgar esiyor. Doğduğum vatan toprağının kokusu sızlatıyor burnumun direğini giderek bize ait olmaktan uzaklaşırken. Öldüğümde vatanımın bana ait olmaması ihtimali de aynı anda yokluyor zihnimin duvarlarını. Nazım’ı görüyorum o vagonlardan birinde. Vakur bir ağaç gibi; başı yukarıda, çenesi bulutlarda. Deniz mavisi gözlerinde memleket hasreti doruklarda…
Her şeye rağmen gülümsüyorum.