İstanbul'da 1891 (1894 yazar bazı kaynaklar) yılında dünyaya gelen Safiye Ali Osmanlı İmparatorluğun'a çeşitli hizmetlerde bulunmuş bir ailenin kızıdır.Babası Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in yaverliğini yapmış olan Ali Kırat Paşa annesi ise Mekke Muhafızı Müşir Hacı Emin Paşa'nın kızı Hasene Hanım'dır.(kendisi de Bülent Ecevit'in annesinin teyzesidir)

Yaşadığı yıllarda elbette bir kadının tıp fakültesinde okuması ve hekim olması ancak hayal edilebilecek bir fantezidir, çünkü Darülfünun Tıp Fakültesi bayan öğrenci kabul etmemektedir.Belki de Maarif Vekili Şükrü Bey destek olmasa hiçbir zaman Almanya'ya gidip Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptıramayacaktı. Safiye Ali başarıyla bitirir okulunu , kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapar. Kurtuluş Savaşı sona ererken o yurduna dönmüş ve işe başlamış olur.

“Bir, iki, üç tıp deyince susuyordu çocuklar.”
Çok sıkıldım bu hastane odasından, bu kokudan.
Baba ?
Bu oyundan da sıkıldım baba hadi konuşalım birazcık.
Dışarı çıkabilir miyim ? Kaybolmam söz.
Baba konuşsana. Hadi uzatma artık.
Bak konuştum, oyun bitti.
Hep ben yenerdim seni ama bak şimdi ben kaybettim.
Hadi gözlerinle gül yine bana.
Baba. Baba ?
Korkuyorum.
Doktor amca ! Babam bana küstü herhalde.
N’ oluyor nereye götürüyorsunuz onu.
Ne bu telaşınız. Hey bana da bir şeyler söyleyin.
Baba !!! Ölme sakın.
Küçükken bir oyun oynardık. “1-2-3 tıp!” Denildi mi herkes susardı. Daha doğrusu oyun değil de büyüklerin çocukları susturmak için uydurdukları bir şey. Çocuklar azcık gürültünün dozunu artırınca hemen “1-2-3 tıp!” devreye girer, çocukları susturuverirdi. Hatta iş biraz daha büyütülür; bir de “Konuşanın ağzına yılan girsin.” denir. Böylelikle de çocukları bir korku alır, "Ağzıma yılan girmesin." düşüncesiyle çocukcağızlar susup kalırlardı.
Ancak birazcık zaman geçince, büyüklerin birbirlerine bir şeyler anlatma ihtiyacı hâsıl olur ve oyunu ilk onlar bozarlardı. Sonrada çocuklar "Oyun nasılsa bozuldu, yılan benim ağzıma giremez." düşüncesiyle konuşmaya başlar. Akabinde de gürültüyü iyice artırırlardı. Bu böylece sürüp giderdi.

Oluşturulan geniş katılımlı araştırma konsorsiyumu, aşkın erkekleri ve kadınları her yaşta etkileyebilen yaygın bir biyokimyasal hastalık olduğunu ortaya koydu. Bu hastalık reçete edilebilen bazı ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Örneğin, “Unlovex” adını alan ilaç, beta bloker ve antidepresan kombinasyonundan oluşuyor ve aşkın semptomları üzerinde olumlu etkilere sahip. Bu drog kalp atışlarını normal hıza çekiyor, gerçek algısındaki sapmaların önüne geçiyor ve bireyin sağlıksız aşk yoksunluğu sendromuna girmesini önlüyor.
Evlenmeden önce beraberliğin henüz sorgulanmaya devam ettiği bir toplumda şimdiki tartışma konusu bu...
Kimi biçare kimselere göre bir imkan, ihtimal anne olma sebebi görülebilen tıptaki bu keşif şimdi usulca gündeme taşınıyor...
Kimi dini görüşler bu işin zina ile eşdeğer olduğunu söylüyor...
Kimi psikologlarda çocuğun ileride bu işe ne diyeceği konusunda yani vereceği tepki konusunda karamsarlar. Yani en azından bir çocuğa şu kişi senin babandı ama vefat etti veya bizi terk edip gitti deme imkanı varken, anlatacak hiç bir iyi ya da kötü hikaye olmaksızın sen sadece bir kimsenin çocuğusun o kadar, aramızda hiç bir hukuk yoktu demek travmatik olabilir görüşü hakim.