
Tarım, bir çok klasik iktisatçıya göre bir ülkenin servetinin artması için önem vermesi gereken alanların başında gelir. Tarım deyince akla önce ekim alanlarına, yani toprağa yapılan ekimler sonucu sebze ve meyve yetiştirilmesi geliyor. Son yıllarda topraksız tarım ürünleri üretimi tarıma farklı bir boyut getirecek gibi.
konsept çok zor değil, bitkiler barınma,su,gıda,ısınma gibi şeyler istiyorlar ve bunları normalde topraktan sağlayabiliyorlar. Eğer siz bitkinin topraktan sağladığı yetişme koşullarını başka bir ortamda sağlarsanız bitki o ortamda da yetişebilir!
Ülkemizdeki tarımın son yıllardaki içler acısı halini hepimiz biliyoruz. Tarım üreticilerinin ekonomik durumu sürekli kötüye giderken biz şehirde oturanlar da tarım ürünlerini inanılmaz yüksek fiyatlardan alıyoruz. Madem biz yüksek fiyattan alıyoruz o zaman köylülerin ekonomik durumunun iyileşmesi gerek. Ya da tam ters açıdan, eğer köylülerin ekonomik durumu sattıkları ürünlerden çok düşük meblağlar aldıkları için kötüleşiyorsa bizim ucuza meyve sebze alabilmemiz gerekiyor. Elbette bunun naif bir mantık olduğunun ben de farkındayım.Fakat facialara sebep olan, resmen ülkemizdeki tarımı katletme amacı güden bir siyasi tutum içerisinde olan "ampul kardeşliği"ne bir şekilde karşı çıkmamız gerektiğini düşünmekteyim. En azından faiş fiyatlara satılan sebze ve meyeleri almayalım derim ben. Domates'i 3 milyona almayalım arkadaşlar. Ya da kilosu 8 milyonu da geçen bir fiyata sahip atom marul olarak adlandırılan marulu almayalım, aldırmayalım. Bu temel bir ihtiyaç maddesi değil. Kimse almazsa bu adamlar bu fiyata satamaz. Bu durumun gerçekliğine şahit de oldum geçenlerde. Manav kendi ağzıyla; "zararına satmaya başladık 1 milyona almıştım tanesini" dedi. Yani 1'e aldığını 3'e satıyordu 2 gün önce.
Tanesini 3 milyona sattıkları marulu 750 binden satmaya başladılar. Ülkemizin hemen her yerinde yetişebilen ve mevsim şartlarından çok az etkilenen elmaya 3-4 milyon vermeyelim.
Lütfen mantıksız fiyatlara sahip ürünleri almayalım. Çünkü ne mevsim ne de başka bir sebeptenden dolayı bu ülkede tarım ürünlerini bu fiyata satılamaz,ederi bu olamaz, halk bu şekilde kandırılamaz.

Ağaçları kendi haline bıraktığımızda, ne hale gelebileceğini bize anlatan ağaçlar var. Hepsinin isimleri aynı: Anıt ağaçları. Diğer arkadaşlarından daha yaşlı, daha uzun ve çapları daha geniş oldukları doğru. Bu halde gördüğünüz hemen hemen bütün ağaçlar anıt ağaçları gibidir, ama hepsi değil. Karar verebilmeniz için kuşaklar arasında bağ kurulacak uzunlukta, doğal bir ömrü olup olmadığını bilmeniz gerekir. Bitmedi. Ağaçlara anıt diyebilmemiz için başka başka özelliklerden bir diğeri, ağaca atfolunan kültürel ayrıcalıktır. Bulunduğu yöredeki insanların ondan bahsedebilmesi gerekir. Olumlu veya olumsuz, gerçek ya da hayali olsa bile bir hikayesi olmalı. Tarihteki bazı olaylar anlatıldığında akla gelmesi gerekmektedir, tanık olarak bu ağaç parmakla gösterebilmelidir.


Ve tabbi ki tozlaşmada sineklerin ve arıların önemini de.
Bu yardımcı canlıların içinde en önemlilerinden birisi de
şüphesiz bombus arılarıdır.
Bombus arıları,
özellikle de seralarda yapılan sebze-meyve üretiminde,
üstün özellikleri dolayısıyla ayrı bir önem arzediyorlar.

Hasat bittiğinde tarlada ne varsa, bu ürünlerin atıkları kalır haliyle. Biz bunların hepsine birden anız diyebiliriz. Köylüler tarlalarında kalan bu anızı yakmak çabasındalar. Gelecek seneleri düşünürler çünkü. Topraklarını daha kolay işlemek ve topraktan aldıkları verimleri artırmak niyetiyle bunu yapmaktalar. Bunun için bu yabancı ot ve haşereleri görmek istemezler.
Halbuki bununla ilgili araştırmalar, anızın toprağın organik madde kısımlarının oluşturduğunu gösterir. Yakılan anızlar sanılanın aksine toprağı güçsüzleştirir ve güzelim biyolojik dengeyi olumsuz etkiler. Anız yakmanın diğer bir zararı toprak yüzeyinde bulunan mikroorganizmaları öldürmesidir. Oysa toprakta kendi halinde yaşayan bu canlılar çalışırlar ve organik madde parçalanır, ayrışır ve humus dediğimiz şekle dönüşür. Yangınlarla beraber bu çalışmalar da heba olur.

"Tarıma elverişli olmayan yamaçlarda erozyonu önlemek için kat kat teraslama yapılır"
Hepimizin şuncacık kafalarının içinde farklı canlanan bu "teraslama" hadisesi, arada şehirlerarası yolculuklar yapanlarımız, teraslamanın gerçekten yapıldığı bölgelerde yaşayanlarımız ve ansiklopedi karıştıranlarımız hariç hepimiz için çok kısa sürede unutulacak, belki de yıllarca tekrar yüzeye çıkmayacak bir gizem unsuru olmuştu.
En acı haberleri bile magazin şeklinde verebilmeyi başarabilen çok izlenen kanallarımızın haber bültenlerinde son günlerinde gördüğümüz bir kötü haber de fındıkla ilgili. Fındık deyince akla "aganigi"nin geldiğinin farkındayım. Diyeceğim o ki fındık üreticisinin şu günlerdeki durumu da pek bir "naganigi" olduğunu yazayım istedim. Peki bunun neresi keşif? Şu rakam 1.874.495.771. Amerikan doları cinsinden ülkemizden yapılan 2005 yılı ihracat miktarı. Bu adrestende görülebileceği gibi son üç yıl yapılan ihracat miktarı ondan önceki 10 yıla bedel. İGEMEnin raporu için de buradan yararlanabilirsiniz.
2004-2005 sezonunda fındık ihracatı %80 artarak tüm rekorları alt üst etmiş.
