
Dünyanın gelmiş geçmiş en önemli mimarları arasında olan Frank Lloyd Wright’ı okumanız için mimar olmanız şart değil; Wright’ın fikirleri ve felsefesinin yoğunluğu, kendini geliştirebilen görüş açılarına, farklı bir ufuk çizgisi belirleyecektir.
1867’nin Haziran ayında dünyaya gelen Wright; mühendislik eğitimi sırasında ünlü tasarımcılarla çalışarak, profesyonel deneyim kazanmaya başladı. 19. yüzyılın önemli mimarlarından olan Louis Sullivan’la çalışırken henüz 25 yaşındaydı. Sullivan, Wright’ın başka yerlere iş yaptığını öğrendiğinde, onu işten kovdu. Kovulsa da Wright, ustası Sullivan’a her zaman destek çıktı. İçkiye düşkün usta Sullivan’ın işsiz kaldığı dönemlerde, Wright’ın büyük desteği olduğu ve hatta Sullivan’ın ömrünün son günlerinde de ona düzenli para yolladığı bilinmektedir. Sullivan'ın, hastanede kendi yazdığı kitabın kopyasını Wright’a verirken; “Frank, Amerika’da yeni mimariyi yaratan sensin, ama ben olmasaydım, sen bunu yapamazdın,” dediği, “The Fellowship, Frank Lloyd Wright ve Taliesin Üzerine Söylenmemiş Bir Hikâye” adlı kitabında mevcuttur. Buna rağmen usta Sullivan’ın kitabında, Wright’ın ismini hiç kullanmamış olması, Wright’ı derinden yaralamıştır.
Gerçekleştirdiği 300’ü aşkın yapı eserleriyle, dünya görünümüne farklı imzalar atan Wright, temel ilkesi olan “Organik Mimarlık” ile yeni bir konsept başlattı. Fikirleri ve felsefesi ile birçok akıma (Empresyonizm’den Rasyonalizm’e kadar) ilham kaynağı oldu.
1914 yılında Wright; eşini ve ev halkından birkaç kişiyi, eşi için özel tasarladığı evde, hizmetlisinin çıkardığı yangında kaybetti. Bu trajedinin, Wright’ın mimarisine etkisi çok büyüktür. Bununla birlikte, bütünlüğe önem veren tasarımlara yöneldi. 1920'lerde de pek çok projeye imza attı.

Pop Art deyince akla gelen ilk cevap “popülist anlayış”tır; oysa ki Pop Art imgeleri tematize eder ve hatta hafif bir mizah anlayışı ile bulunma (varlık) sebeplerini ortaya koyarak sorgular. Pop Art, İngiltere ve Amerika’da 60’lı yıllarda ortaya çıkmış sanat akımıdır. İngiliz pop sanatı, Richard Hamilton, Peter Blake, Roger Coleman gibi sanatçılarla tanınır. Amerikan pop sanatında aynı dönemlerde Jasper Johns, Robert Rauschenberg, Andy Warhol, Roy Lichtenstein ve Claes Oldenburg gibi sanatçılar bu tarzı temsil eder.
Pop Art, sanatın her dalı ve günlük yaşam imgelerinin genel anlamda en çok yaklaştığı; gerçek manada ise birbirinin en fazla düşmanı konumunda olduğu bir tarzdır. Kimi zaman imgeleri kimliksizleştirir, kimi zaman ise imgeleri güçlü ironiyle sorgulatır. Gitgide daha fazla büyüyen tüketim çarkı içine fast food’dan tutun da sinemaya kadar birçok marka girer.
60’lı yıllara imza atmış olan Kennedy’nin, “... aya adım atmış olacağız” sözü, televizyonun başına sabitlenen yaşamlar, Nasa’nın deneyleri, yürüyen yollar, galaksiler arası düşler ve başka oluşumlar, beyaz perdede ve çizgi filmlerde yansımalarını bize göstermiştir. Fütüristik bu eğilimler giderek daha bir belirginleşir. Tüketim kültürü dünyayı sarar ve endüstri geleneği ile gelen yaşam kültürünü sorgulayan pop sanatçıları felsefelerini kolâjla anlatırlar. Bu, aslında son derece parlak, renkli, gerçekçi ya da tam tersi düşünen yaşamdan bir kadrajdır.


Eğer bu konu üzerinde anlaştıysak, bir an önce "stiletto topuklar üzerinden dünyaya bakmak nasıl birşeydir" mevzuunu derinleştirmek istiyorum ve konuya balıklama dalıyorum. Stiletto topuk tanımı 'ince ve sivri uçlu ökçe' şeklindedir ki; şekil itibariyle olsa gerek ve biraz da Billy Joel'in şarkıda dediği gibi can alıcı potansiyel(!) taşıdığından stiletto hançerden esinlenilerek ayakkabı tasarımlarına girmiştir. Kelime kökü ise Latince'de 'stil'e dayanır. Stiletto topukların yüksekliği 2.5 cm'den (1 inch) 20 cm'ye (8 inch) yahut altlarında platform olduğu takdirde daha yüksek ökçeye çıkabilmektedir, lakin 5 cm'den kısa stiletto topuklar için İngilizce'de "kitten heels" (Audrey Hepburn tarzı) diye de bir tanım mevcuttur.
üniversitelerimize ait resmi sitelerde arama motoru olarak google ın kullanılması bence çok saçma çünkü bu üniversitelerin çoğunda bilgisayar mühendisliği bölümü var. Buralardan mezun olan öğrenciler bir arama motoru yazamayacak kapasitede mi ? bu üniversitelerdeki öğretim görevlileri ne işle uğraşıyorlar sakın cumhuriyet elden gidiyor senin ilgilendiğin şeye bak demeyin :)
http://www.ibu.edu.tr/(arama bile yok)
http://www.adiyaman.edu.tr(arama yazan kısmı koymuşlar bari)
http://www.adu.edu.tr/(google sağolsun)
http://www.aku.edu.tr/(sunucu bulunamıyor yazık)
http://www.akdeniz.edu.tr/(buda gugılcı)
http://www.aksaray.edu.tr/(bari joomla kullanın)
http://www.anadolu.edu.tr/(araması yoksa bir sitenin salla dizaynın)
http://www.ankara.edu.tr/(gugılcılar kervanına ek)
http://www.atauni.edu.tr/(klas tasarım ama arama nerde birader)
http://www.balikesir.edu.tr/(gugıl iyi ki varsın)
http://www.boun.edu.tr/(bu üniversitede google araması kullanıyorya pes doğrusu)
türk ünilerinin %70 i google kullnıyor ve yetiştirdikleri bilgisayar mühendilerinin bir gün türkiyeyi kurtaracağını ümit ediyor amma velakin elin oğlu da ( hepsi değil bazıları ) googlelamış bu ne demek oluyor internet = google :)
South Park hayranlarını eğlendirecek bir haberim var. South Park karakterlerini ve grafiklerini seviyorsanız burada kendi south park karakterinizi yaratabilirsiniz. Kendinizi ya da dostlarınızı da bir south park karakteri olarak şekilendirebilirsiniz. Sitenin ingilizce ve almanca versiyonları var. Tasarlayacağınız karaktere ait her türlü seçenek var: saç, ten,dudak,eller,kıyafetler ve aksesuarlar...
Hadi herkese iyi eğlenceler
Sonunda oldu yarab. Ülkemizde de bir grafik tasarım dergisi sürekli çıkıyor artık. Hem de 3. sayısı yayınlandı. sitesi de var. (Bu site tasarımının benzerini bir yerlerde gördüm ben daha önce ama...) Velakin tasarım anlayışı bakımından özensiz ve tektip buldum dergiyi. Yaratıcılık yok. 30 yıl öncenin graphis dergilerini andırıyor. Swiss Style'a çok yer verilmiş. 1950lerden bu yana gridli, helveticalı, "less is more"lu bu anlayış, gençliğimizi yedi bitirdi. Dergiyi çıkaranlar arasında akademisyen kökenli yazarların olması helvetica aşkının nedenini açıklıyor. Özellikle Hacettepe'den "less is more" anlayışının dışında, bir 60lı yılların hippie, popart akımlarını yansıtan tarzları, postmodern tarzı ya da Kalle Lasn'ın design anarchy tarzını inceleyen yazılar çıkacak değil ya. ya da belki sonraki sayılarda çıkar mı? ;) ama derginin tasarımını gözden geçirmeleri şart.
Bir bu adresteki kapaklara bakın bir de grafik tasarım dergisininkine. Şaşı bakın şaşırın.

Fotoğraftada görüldüğü gibi bıyıklı sakallı abilerimizin
el emeği göz nuru binbir cefa çekerek (sefasına değermi bilmem)
bıyık ve sakallarını değişik şekillere sokup kendini kanıtlama yarışması.
Baktığım Sitede yeralan bilgilere göre ilk olarak
1990 Yılında almanyada küçük bir köyde başlamış bu şampiyona.
Sonrasında aynı külüp 1995 yılında 2.şampiyonayı da düzenlemiş
ama bu kez farklı bir yerde.
1997 Yılında 3. Yarışma Norveç de düzenlenmiş.
Bunu 1999 yılında İsveçde düzenlenen 4.dü yarış takip etmiş.
İlk yarışma ile 2.yarışma arası 5 yıl alırken tahminimce ilgiden dolayı arayı kısaltmışlar ve yarışmaları 2 yıl arayla yapmaya karar vermişler.



Deklanşöre bastığınız anda cep telefonu internete bağlanıyor ve Flickr benzeri foto paylaşım sitelerini tarıyor. Fotoğrafların EXIF datasından faydalanarak, tam da o anda çekilmiş fotoğrafı, ekranda görüntülüyor.