Günlerden pazarken pazartesi sendromu yaşar, pazartesiyken cumartesi-pazarı iple çeker, ne işte ne de tatilde tam performans sergileyemeyiz.
Haftada 40 saat çalışmanın çok fazla olduğunu ve günde 4 saat çalışmanın hepimize yeteceğini düşünen bazı tembel Amerikalılar haftasonu 5 gün olsun diye örgütlenmişler. Böylece 2 gün çalışıp 5 gün yatmak için işçilerin işyerlerindeki performansları artacak, ülke kalkınacak, küresel ısınma soğuyacak ve herkes daha mutlu olacak. Bizler de bu konuda en kısa zamanda örgütlenmeliyiz. Hatta "1 hafta = 1 gün", o da tatil günü olsun diyebiliriz.

Demek kendini çok yalnız hissediyorsun? Oysa dünya, senin için bile yeterince büyük ve emin ol ki seni ilgiyle dinleyebilecek ya da desteğine gereksinim duyabilecek, sayabileceğinden daha çok insan var.
Üstelik, çok sıkıldıysan, ekonomik nedenler ya da tanıdığın olmaması nedeniyle, asla yurtdışına gidemeyeceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun.
Dünyada hala, her zaman olduğu gibi, iyi insanların sayısı kötülerden çok, sadece; kötüler kadar iktidar heveslisi olmamak gibi bir zaafımız/erdemimiz var. Ama kötüler kadar cesur olamasak bile, bir adım atabiliriz.
Bundan bir süre önce Küba'ya gittim. Bu, farklı ve ilginç ülkeyi size biraz anlatmak istiyorum.
İsterseniz en sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Birgün mutlaka Küba'ya gidin, gezin. Mümkünse Fidel Castro ölmeden evvel :) Hele dans etme meraklıları herkesten önce koşsun. Millet salsa için deliriyor. Küba'lıların bu kalça sallama kapasitesi karşısında saygı duymamak ve ezik hissetmemek mümkün değil.
Küba 11 milyon nüfuslu bir ülke, bunun 2 milyonu Havana'da yaşıyor. Nüfusun yarısı beyaz, üçte biri zenci ve melez, geri kalanı değişik kökenlerden geliyor. %1 Çinli bile var (Bunlar Amerika'ya göçecekken dedeleri yolu şaşıranlar herhalde :) Şehir epeyce büyük, öyle yürüye yürüye dolaşılabilecek gibi değil. Ama her köşe başında envai çeşit taksi var. Bunun yanında bir de gözle görülür boyutta bir hava kirliliği. Bunun en önemli sebebi otomobil sayısının fazlalığı ve kullanılan kalitesiz yakıt. Castro'nun bu konuda yaptığı icraatlardan biri halka bisikleti sevdirmek olmuş. Ancak Küba'nın en turistik özelliklerinden biri sokaklarda gördüğünüz eski Amerikan arabaları. Bir zamanlar bu arabalar sayıca çok daha fazlaymış. Castro burada bir gelir kapısı görmüş ve Nissan'la bir anlaşma yapmış. Antika araba sahiplerine yeni bir araba verip eski arabaları da dünyadaki çeşitli koleksiyonerlere satmışlar. İyi para tabii...
Rafting turu ayarlamak için biz direk Dalaman'a gittik. Ancak oralar biraz zırcahil. Polis'e sorduk rafting turudur böyle böyle, Dalaman'da diye. Adam "Yok öyle birşey" dedi güldürdü. Yalnız Dalaman çıkışına doğru spor salonu var, onun karşısında Arzu Tur diye bir yer var. Bu adamların işleri turist transferi, onlar biliyorlarmış, aradılar sordular bizim için. Gene de turu en rahat Marmaris veya Fethiye'den ayarlamak mümkünmüş. Tabîi web sayfası ayrı.
Araçla giden arkadaşlar için, Ortaca ve Dalyan girişi civarında Dalaman Çayı'na giden bir yol var. Minibüsler oradan sizi alabiliyor. Arabanız aslında yukardaki köye kadar çıkar hatta toprak yolda çok zevkli yanlamalar yapabilirsiniz. Torku güçlü araç sahiplerine duyurulur.
Tabii bu yollar aslında köy yoluymuş. Ancak şu an bu bölgede bir baraj inşaatı var. Bu sebeple o dev tekerli kamyonların geçmesi için yol döşenmiş. Baraj parkurun sonlarına yakın. Takriben 3 sene sonra su tutmaya başlayacakmış. O zaman raft olayı ne olur bilinmez. Üsse yakın yerdeki köy sular altında kalacak o kesin. Ama zorluk derecesi R3 olan parkur bakî kalabilir. Tek sorun ulaşım olabilir diyorlar. Ancak Baraj inşaatı ve işletimi için barajın en üst seviyesine dek şose yol yapılır zaten.
Macera başlamadan evvel üste kısa bir açıklama ve tanıtım var. Raft için tek şartları en az 14 yaş ve yüzme bilmek. Biz ilk defa denediğimiz için R2 yani temel parkura girdik. Bu zorluk dereceleri 6ya dek gidermiş, ve 6 imkânsızmış. O zaman niye 6 var hülen diyosanız, 6 extreme işler için. Tabii bu arada kurs alarak raft dışında kayak (yani eskimo kanosu) yapmak da mümkün. Hatta Akdeniz kıyılarını 2 kişilik kayakla gezdirdikleri bir tur var ki of anam of. Hakkaten süper. Tam kankayı ya da hatunu al gez turu.


Neyse işte, 1.5 saat J9 turizm yukarı çıkıyorsunuz. bir noktada raftlar iniyor, eğitim veriliyor ve yallah. Açıkçası R2 çocuk işi. Sudan korkmuyorsanız sorun yok. Gülmeyin ama biz 6 kişilik Türk raftıydık, bizden ne düşen oldu ne hasar vardı. Saolasın Tayfun emmi. Gavurlar patır patır suya düştü. Yalnız Yeni Zelandalı rehber bir dürzü vardı, Nick suyun durgun yerinde turup çekti beni suyu, ifrit etti. İntikam alacak fırsatım oldu, kayaların üstünde can yeleğininden tuttum aşağı sallandırdım hafif, atacakken vazgeçtim. Sürpriz faktörü yoktu.
Sonuç; en iyisi Mayıs ayı, yeni başlasanız da biraz daha zevkli. Bu arada sakın sakın prenses ve anakuzusu tiplerle gitmeyin, hem kürek ritmini bozuyorlar hem de boş boş ağırlık yapıyorlar.