Domuz gribi hastalığı ülkemizde ve dünyada can almaya devam ediyor. Biz de sayma sayılarını, hayatını ve sağlığını kaybeden insanlar için kullanıp duruyoruz. Matematik hesapları bir yana, tespit çalışmaları da sürüyor. Gelişen teknoloji ile birlikte H1N1 virüs salgını için bidolu zamazingo düşünülmüş. Mesela, boy boy termal kamera, her akşam haber bültenlerinde kameralara el sallıyor. Peki nasıl çalışıyor bu sağlık ürünleri?

Makinelerin çalışması belli bir teknik sayesinde gerçekleşiyor. Termografi kızılötesi görüntüleme tekniğidir. Gözümüz kızılötesi ışınları algılayamaz. Bizim için bu ışınımlar, teknolojik kızılötesi kamera sayesinde gözle görülebilecek bir hale gelir. Haber diliyle konuşmak gerekirse, gelin buna termal görüntüleme sistemi diyelim, halkımız anlasın.

Reklamlar sayesinde daha henüz olmayanı olmuş gibi gösteren, herhangi bir hayali zihinlerde gerçekmiş gibi yaşatan ve 3G teknolojisini allayıp pullayarak önümüze süren şirketlere şapka çıkartmaktan başka yapacak birşeyimiz yokmuş gibi görünüyor, şu sıralar! İzliyoruz. Yaptığımız en iyi şey değil mi izlemek? Çok pis mahalle kavgası, video, futbol, horoz dövüşü izlemez miyiz? Olay bu kadar hızlı lanse edilirken, bu denli hormonlu bir ürüne ancak onun kadar hormonlu kullanıcılar layık görüleceğinden, tıpkı güneş yüzü görmeden, ayağı toprağa basmadan besin zincirine dahil olan tavuklar gibi güdümlenecek bu teknolojinin köleleri de. Mevcut yemleme sistemi daha da hızlanacak. Yahut farkına varılırsa akış tersine döndürülecek. Herşey insanoğlunun akli dengesine bağlı.
Asırlardır kimsenin alışık olmadığı bir öyküyü yaşıyor bu insanlar. Yeme içmelerinden giyim kuşamlarına bütün bir kasaba halinde halen ortaçağı yaşıyorlar. Hem de modern dünyanın tüm kuşatıcılığına, zorlamasına ve tehditkâr tutumuna rağmen. Düşünün bir defa; hangimiz cep telefonsuz, televizyonsuz, arabasız bir dünyayı hayal edebiliyor? Bütün bunlar sadece yüz ve ya yüz elli yıllık bir geçmişe sahip olsalar da hayatlarımızda öyle yer etmişler ki sanki bin yıldır bizimleler. Ancak bu insanlar için durum hiç de öyle değil.

Amerika’da Pennsylvania eyaletinde Lancaster adlı bir kasabada yaşıyorlar. Ancak iki binli yılları değil bin altı yüzlü yılları. Elektrikli aletler, motorlu araçlar, devletin sunduğu tüm imkânlar; her şey ama her şey onlar için bir lüks sayılıyor. Yaklaşık üç yüz yıl önce Avrupa’dan buraya göçmüşler. Geldiklerinde sayıları üç bin kadarmış, şimdi ise iki yüz binin üstünde bir nüfusları var. Bunca yıldır inançlarından ve geleneklerinden kurulu düzenlerini asla değiştirmemişler ve bugün dünyaya teknoloji ihraç eden Amerika’da ortaçağın hayat şartlarıyla yaşıyorlar.

Ilık bahar ve sıcak yaz akşamlarında, doğanın eşsiz güzelliğinde çalılıkların arasında veya gökyüzünde kısa aralıklarla parıldayan sarı-yeşil tonlarında bir ışık görmüşsünüzdür mutlaka.
Eğer yanına yaklaşırsanız, ışık söner.
Ateş böceklerinin dünyada 2000 çeşidi olduğunu biliyor muydunuz?
Ateş böceklerinin, ışıklarını nasıl ürettiklerini biliyor muydunuz?
Bu ışığın bilimde adı ‘soğuk ışık’tır. Soğuk ışığın kullanımı günümüzde önem kazanmaya başlamıştır. Teknolojide belli yüzdelerle cihazlarda soğuk ışık kullanılabilmekle birlikte, yapay olarak ışık üretimi henüz başarılamamıştır.
LED (Light Emiting Diods) sistemleri ile kullanılan soğuk ışık, cilt güzelliğinde, yenileme işlemlerinde kullanılmaktadır.
İngiltere’de başlayıp tüm dünyaya yayılan Endüstri Devrimi 18 ve 19. yüzyılın dönüm noktalarından biri. Devrim, seri üretime imkân sağlayan buhar gücünün keşfi ile başladı. Ve toplum hiç olmadığı kadar değişti. İlk olarak işverenlerin gücü arttı ki bu bir işçi sınıfının oluşmasına yol açtı. İşçi ve işveren arasındaki açık büyüdü de büyüdü. Bu değişiklikler ilk önce İngiltere’de, daha sonra da devrimin etkisi altına giren tüm ülkelerde toplumsal değişikliklerin oluşmasına yol açtı. Bunlardan en önemlileri çocuk işçi sayısının muazzam bir şekilde artması, evde yaşam ve çevre koşullarının değişmesi ve sendikaların kurularak işçilerin işverenlere karşı bir araya gelmesi olarak sıralanabilir.
Çağımızda sanatçı bulduğu olanakları değerlendirdiğinde artık her şeye sahip olduğu yanılsamasına kapılabilir. Bilgisayar tüm bilgileri ayağına sermektedir. Böylece birey kendi sınırlarını zorlamaya çağırılmaktadır. Medyatik ağ ortamı ve teknoloji, Avrupa ve Amerika’da sanat üretimini durdurmuş değildir. Tam tersine modern sonrası süreçte sanat patlamaları meydana gelmiştir.
Günümüz sanatçılarından Johannes Kahrs da, teknolojinin olanaklarından faydalanmaktadır. Televizyon, video gibi alternatif teknik ve malzemeleri kullanır. Kahrs’ın çalışmalarında ortaya çıkan yapı medya ve sinema tarihinin yaratılarından yararlanma şeklinde kendini gösterir.

Teknoloji şirketleri arasında herzaman ayrıcalıklı bir yere sahip olan ve -ne yazıkki - ülkemizde fazlaca tanınmayan Apple Computer şirketi cep telefonu ve müzik çalar piyasasını alt üst eden yeni ürünü iPhone'u piyasaya sürdüğü bu günlerde vizyonunu daha da genişletmek için adını sadece APPLE olarak değiştirdi. Gelin bu teknoloji devi şirketi biraz daha yakından tanıyalım...
1 Nisan 1976 tarihinde Steve Jobs (21)ve Steve Wozniak (26) tarafından Jobs ailesinin garajında kurulmuştur. Şuanki şirket merkezi Cupertino, Kaliforniya, Amerika'dadır. İlk ürünleri olan ve Apple'ı dünyaya tanıtan ürün olan Apple I'i 666,66$dan satmaya başladılar. Kısa bir süre sonra (1977) ise asıl başarıları olan ve o zamanki ev kullanıcılarına hitap eden Apple II yi piyasaya sürdüler. Beklediklerinden de daha fazla başarı elde eden satışlar sonrası halka açılan şirket oldukça yüksek değerlerle piyasaya girdi. Asıl büyümelerini ise o zamanki PEPSI CEOsu olan John Scull 'i "Ömrünün sonuna kadar sadece şekerli su mu satmak istiyorsun yoksa dünyayı mı değiştirmek istiyorsun ? diye ayartarak Apple CEOsu konumuna getirdikten sonra ilk GUI'lu bilgisayar olan Macintosh'un piyasaya çıkması ile yaşamışlardır. Kısa süreli bir ayrılıktan sonra Steve Jobs 2005den beri şirketin genel müdürlüğünü yapmaktadır. iPhone ile mobil teknolojiyide bir adım daha ileriye taşıyan Apple'ın bundan sonraki girişimi teknoloji severler tarafından merakla bekleniyor...

Bu soğutucunun mucidi Mohammed Bah Abba, bir Afrikalı. Afrikalıların geleneksel metodlarından ve termodinamiğin ikinci yasasından yararlanmış. Amacını "Basit fizik yasalarından yararlanarak Nijeryalı yoksullara yardım etmek." olarak açıklıyor. Afrika gibi sıcak bir yerde yiyeceklerin bozulmadan kalmasını sağlamak büyük bir sorun. Özellikle herhangi bir soğutma teknolojisinden yararlanamayan yoksullar için.