T
Tin tene
Ten tine başlamıştı hükmüne.
Uzandın -kafan iyi-
Bir kilimin üstüne.
Uzattın elini “gel” dedin.
Bilmek zorunda değildi kimse...
Geldim
Tuttum elini
Kilim uçan halı oldu o an sanki
-kafam iyi-
tin tene
ten tine hükmüne başlamıştı bir kere..
hangisinin ne yaptırdığının önem uçuverdi
biz uçuverdik
kilim uçuverdi.
Bir adam var. Bir cafeyi işletiyor. ben o cafeyi çok sevdiğimden zırt pırt gidiyordum. iki ortaklar. ikisi de dibimden ayrılmıyordu.
geçen bu habire bana birşeyler ikram ediyor, yeni lezzetler keşfediyor. hangisi güzel diyor. böyle bir günde sana fal bakayım dedi, o zaman ben de sana bakayım dedim. ben o denli ayrıntılı baktım ki bana bakmaktan vazgeçti.
dibime düşse de ne ışık yaktım, ne tlf verdim.
ertesi gün işten 22' de çıktım sokağa girdiğimde aman allahım sokakta dahası yan komşumun düğünü yapılmakta. kıyamet. davul zurna. kimin medeni olduğu ortaya çıkıyor.

Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.