Bu insanları anlamak gerçekten de çok zor.
Demek isterdim. Ama demiyorum. Çünkü toplumumuz ne yazık ki bazı konularda güdülen sığırlardan farksız.
Çok basit bir konu günlerdir beni aşırı derecede rahatsız ediyor. benim derdim özellikle otobüslerle, Hınca hınç dolu otobusün hala duraklardan yolcu alma çabaları ,
Bir kaç aydır İstanbul da yaşıyorum. Eh haliyle durum gereği toplu taşım araçlarını da bir hayli kullanıyorum. Ülkemizin klasik toplu taşım araçları olan feribotlar,vapurlar,denitotobüsleri,metrolar,trenler,diğer raylı sistemler ve otobüsler bu koca metropol de de hala çok önemli unsurlardan birisi.
Günboyu binmeye tereddüt ettikten sonra buradaydı işte. Kursak derdi ağır basıp, içine işlemiş deniz korkusunu yenmiş, feribotun Harem’den kalkan son seferlerinden birisine binmeye cesaret etmişti.
Trenlerin tempolu süratine alışmış yorgun ayakları, daha attığı ilk adımda devasa ataletiyle bu yekun metal gövdeyi yadırgayıverdi. Soğuk rüzgar denizin yüzünü buruşturup, küpeşteden birkaç aracın olduğu geminin kıç tarafında doğru esti. Hissettiği ürpertiye aldırmadan, hızlı adımlarla feribotun sol kenarından ilerleyip, dar ve paslı merdivenleri takip ederek yukarıya çıktı ve yolcuların olduğu bölüme doğru yürüdü. İçeridekiler, sadece oradaki kalorifer petekleri çalıştığı için yolcu salonunun sağ tarafında toplanmışlardı. Göz göze gelmemek için farklı yönlere dönmüş çay içen iki kişi, ayakta dikilen bir delikanlı, bir anneyle çocuğu, koltuğa gömülmüş yorgun bir kadın, hepsi topu iki elin parmakları adedinceydi tüm yolcular. Çocuğunu uyutan anne, gözlerini karşı koltukta yatan oğlundan kaldırıp, ona elindeki iğne setlerinin fiyatını sordu. Bir diğeri bir örnek aldı. İnceleyip geri verdi .
Uzun ve yorucu bir gece yolculuğundan sonra Üsküp’e vardılar. Tüm yolculukta tek bir söz dahi söylemedi Hatice.
Gara oldukça yakın, orta halli bir otele yerleştiler. Sessizlik yaldızlı mührüydü sanki ayrı odalarını paylaştıkları dairede geçirdikleri ilk gecenin. Çocukluğuna gömülü nicedir görmediği kabusları, Mikael’in yine misafiri oldu bu yabancı otel odasında sabaha değin. Karanlığın onca sancısına rağmen gün nihayet ağardı. Mikael odasının kapalı kapısının önünden Hatice’ye, vize işlemlerinde yardımcı olacak adamla buluşacağını söyleyip çıktı gitti.
Şu keşmekeş İstanbul trafiğinde, iş yerine 12 dakikada trafik derdi çekmeden gidebilen şanslı insanlardan biriyim ben. Tren bu konuda inanılmaz kolaylık sağlayan bir araç. Kalkış saati belli, varış saati belli, trafik sıkıştı derdi yok. 3-5 duraklık bir mesafeye gidiyorsanız, gideceğiniz yere, en kısa sürede sizi ulaştırabilecek araç tren bence.
Fakat süre ne kadar kısa olursa olsun, sigara tiryakileri için trende geçirdikleri zaman da bir kayıp. İnecekleri durağa doğru tren harekete geçtiği an, cepteki paketten bir sigara çıkarılıyor, çakmakla birlikte elde tutuluyor. Trenin kapılarını açmasıyla birlikte sigara anında yakılıyor. Trenden onca kalabalığın arasında inmeye çalışırken, bir yandan adamın ağzından verdiği pis kokulu dumandan kaçmaya çalışıp, bir yandan üstünüzü başınızı sigaranın ateşinden korumaya uğraşıyorsunuz. Ama bu öyle bir tiryakilik ki, 1 dakika daha sabredip tren istasyonundan çıkmayı bekleyemiyor.
