telefona bile "ne saçma bir icat" diyen insanlar için bilgisayar bir zamanlar bir hayal ürününden ibaretti. ama sonra zaman geçti, bilgisayar icat edildi, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası oldu falan filan. şimdi oturup da bilgisayarın ne kadar muhteşem bir icat olduğundan bahsedecek değilim.
bu başlık tuhaf insanların tuhaf bilgisayarları ile ilgili.
mesela bir abi/ablamız -ki büyük ihtimalle kendisi obezdir- klavyeye bir yeme-içme bölümü eklemiş.

Öldüm.
Beyaz dünyaya döndüm.
Yoktan var oldum.
Kendimi gördüm.
Kendime döndüm.
Kızdım ona, küstüm kendime, kustum üstüme.
Hiçbir şey yaptığım hataları değiştirmedi.
Geliştirmedi.
Yine kendime kaldım.
Yine kötüyüm dedim.
Keşke gelmeseydim dedim.
Kara dünyaya döndüm.
Toprağımı örttüm.
Böceklerle birlikte ağladık halime.
Kötüydüm.
Tuttuğum yasa 1 saat dayanabildiler.
Söz verdim kendime, yaşamasam da.
Kendimi her 2 dünyaya da sevdireceğime.
Bir gün..
Eğer ruhumu kabul ederlerse..
Ben bugün buna inandım..
Kendi kendime de kanıtlarımı sundum.
Neye mi?
Aylardır ve toplamında koca bir yıldır bu sitede bazen romantik, bazen hüzünlü, bazen duygusal ama genellikle karamsar ve mutsuz yazılar yazan( ama nedense beğenilen) ben, son 1 aydır 1 ya da 2 tane yazı yazmışım. Hatta yazılardan biri delilerle ilgili. Ne aşk ,ne meşk. Ne gözyaşı, ne hüzün. Diyeceksiniz şimdi e ne güzel artık mutsuz yazılar yok, tamam ama o mutsuz yazılar nedense en tutulanlar oluyor..
Son 1 aydır hiçbir şey yazamıyorum ben çünkü mutluyum, çünkü evlilik teklifi aldım, ve bütün ilham milham gitti.
Ne tuhaf şeymiş yazmak dedim kendi kendime. Zorlayınca olmuyor zaten. Ama kendi kendimi haklı buldum çünkü geçen gün önemli kadın yazarlardan biri televizyondaki şovda şöyle bir laf etti: 'iyi ki parçalanmış bir ailenin çocuğuyum. Bu benim yazar olmuş olmamı sağladı belkide. Mesleğimi buna borçluyum belki de' ( bayan, boşanmaları ve parçalanmış aileleri savunmuyordu yanlış anlaşılmasın, sadece hayatına etkisini anlatıyordu ve olumlu bir yerinden ele almaya çalışıyordu)
Ve ben de kendi tarafımdan bakınca görüyorum ki yazacak bir şey çıkmıyor mutluyken. Ya da başkaları benim gibi değil. Ya da bende bir tuhaflık var...
Sevgilerimle..

"Kalbimi ilk kez bu şekilde görmek benim için duygusal ve gerçeküstü bir tecrübe. O benim içimdeyken çok fazla acıya ve telaşa sebep oldu. Onu burada böyle dururken görmek, benim için alışılmadık bir durum. En sonunda beni bu kadar çok kızdıran, bu tuhaf kas yığınını görebiliyorum. Muazzam tarafı ise ilgi çekici bir nesne olması ve insanları hastalıklar, kalp nakli ve organ bağışı gibi konularda düşündürecek olması."
Garip olacak ama şu siteyi de eklemek istedim. Sitede denilen: "Kalbinin aşırı büyümesi sonucu kalp nakli yapılan çocuğa, ameliyat sonrası eski kalbini tutma fırsatı verildi." Buna tutmak denirse.
Tuhaf Varlıklarız
İnsanlar gerçekten tuhaf varlıklar. Belki onları anlamak ve tanımak için 25 yıl yeterli değil ama gördüklerim bana pek ümit vermiyor. Etrafımızda olup bitene o kadar duyarsısız. Çevremdeki insanların hatta kendimin bile bazen bu kadar duyarsız olmasına inanamıyorum. Yanı başımızda yaşanan kederlerin ve sıcaklığını hissettiğimiz korkuların yaşamasına izin veriyoruz. Dermanı biz de olmasına rağmen. Mutluluk sadece biz sahipken mi anlamlı? Yoksa yaşanan bütün duyguların tek hükümdarı ve tekeli biz miyiz? Ya da her şey bizim için ve içimizdeki nankör benliği tatmin etmek uğruna mı var? Belki de biz dünyanın yaşamayı hak eden ender insanlarından birisiyiz. O yüzdendir ki, mutlu olmayı, rahat etmeyi fazlasıyla hak eden bizleriz. Düşünün bir: Siz hiç bir insanın kendisi için istediği şeye mazeret bulduğunu gördünüz mü? Hayır. Kendi için bir şey yapılacaksa insan hemen yapar. Bir şey harcanmalıysa ya da feda edilmeliyse hemen yapılır. Ama ya başka birisi...? Yooo! Kesinlikle olmaz. Neden? Mazeret çok. Ben şunu biliyorum ki her mahalle de, her semtte zengin çok insan var. Bırakın zengin olmayı parasını ve sahip olduğu kabiliyeti boşuna harcayan bir sürü insan var. Halbuki bizim önem vermediğimiz bu şeylere hayatlarını bağlamış gerçekten çaresiz ve hak etmediği bir yaşantıya yelken açan bir sürü muhtaç var. Onlara niye acıyorum biliyor musunuz? İnsanlara muhtaçlar da ondan. Allah kimseyi insana muhtaç etmesin!... Zengin arkadaşlarımız kendileri için milyarlar dökerler. Ama bir milyonu başkasının iyiliği ve mutluluğu için verirken paradaki sıfırları dikkatlice sayarlar. Acaba hangisi daha değerli? Bir milyar mı yoksa bir milyon mu? Bugün toplumun içinde kendine yer bulamayan insanlar varsa ve bu insanlar yaşama haklarını kullanamıyorlarsa bu nefes alan ve aklı çalışan her insanın sorumluluğundadır. Eminim ki, yarın bu insanlar bize hesap soracaktır. Ben bir ekonomist değilim. Ama şuna inanıyorum ki, paylaşmak için verilen her şey en çok kazandıran maddi bonolardan, faizlerden çok daha karlı ve akıllıcadır. Çünkü insanın huzurlu bir gülüşü için harcanılan her kuruş paha biçilemez bir gücün anahtarını sunar. Bugün para, kendi gücünü her saniyede ve karede gösteriyor. Hatta ona delicesine tapan insanlar var. Ama para da en az ona tapanlar kadar nankördür. Şunu unutmayalım, bugün toplumu bozan sesler, eylemler, gözler ve düşünceler varsa bunun nedeni geçmişte yapılan yanlış yatırımların sonucudur. Bazen iyi bir yatırım için işletmecilere ya da iktisatçılara değil, hayattan ümidini kesmek üzere olan umutsuz bakışlara bakmak gerekir. Paranız olmayabilir. Bazen ufak bir gülümseme, tatlı bir söz insanları mutlu etmeye yeter. Aslında aradığımız ya da aramamız gereken gerçek mutluluk bizi bekleyen garip bakışların ardında... Unutmayın! Paylaşmak insanı ölümsüzleştirir. Hayatın bütün güzelliklerini paylaşmanız dileğiyle…