Şaşırdı, duyduğuna inanamadı.Yorgun muydu,hayal mi görüyordu,rüyada mıydı yoKSA...
İnşaattan kaval sesi geliyordu...
On ikisindeydi daha.Babası pazardan getir-
mişti.Yepyeni,gıcır gıcır. Ne güzel parlıyordu cilası.Soktu kavalı beline,ağılın kapısını açtı. Çoban sopasıyla hafif hafif sırtlarına dokunarak saydı çıkan keçileri.Akşam döndüğünde de sayacaktı aynı.Yoksa bilemezdi eksikleri,yitikleri.
Tekilanın tarihi, İspanyolların on altıncı yüzyılda Meksika’ya ulaşmasıyla başlar. İsmini Jalisco eyaletine bağlı bir Meksika kasabası olan Tequila'dan alır.

Herkesin bir yarası var. Kiminin gizli, açık kiminin çok derinlerde. Hayat yada insanlar kanırtıyor kimi vakitler o yaraları. Kanatıyorlar acımasızca. Tuz basıyorlar en yakın bildiklerin yaralarına. Bilmeden, usulca canını yakıyorlar. Yakacaklar…
Zamanın kabuklarına bürünmüş yaraların var. Maziden kalan. Gizli. Acısı artık duyulmayan. Kurumuş bir yara. Kan sızmıyor artık. İzi kalmış ama bir yerlerde. Hiç silinmeyecek o. Seninle birlikte hep var olacak.
Günün birinde bir olay, bir koku belki bir insan o kabuklara bürünmüş yaranı yeniden kanattığında acıyı yeniden yaşayacaksın.Tazeleyeceksin yaşanmışlıkları. Sisli bir geçmişi.

kış geliyor ve başımızın büyük dertlerinden grip ve nezle de geliyorum diyorlar. ki bana geldiler!
efendim bendeniz yaklaşık 2 senedir grip veya nezle olmazdım. bunu nasıl başardığımı anlatmak istedim burada. şimdi nezle olmamın sebebi ise bunu aksatmış olmam ve ek olarak tabii ki tedbirsizlik.
nezle ve grip virüsleri bildiğiniz üzere geniz ve burun üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. burnumuzun akması, su gibi akması, işte bu bölgenin sıkça temizlenmesi gayretinden başka bir şey değil.
senin gözlerindeki hüznü görmeye, pırılıtısında aşkı yaşamaya,
senin yüreğinle dünyaya bakmaya, cefakarınla olgunlaşmaya,
senin gözyaşlarınla ıslanan tuzlu dudaklarını öpmeye,
senin ellerini tutup sıcaklığını hissetmeye,
seninle hiç konuşmadan sadece yağmurun sesini dinlemeye,
seninle sabah güneşin doğuşunu izlemeye,
seninle kumsalda yürümeye, denizlere dalmaya
seninle gülmeye, seninle ağlamaya,
seninle eğlenmeye, seninle somurtmaya
senin yanındayken çok uzağında, uzağındayken çok yakınında olmaya,
bir ömür yetmez...

Balkan mutfağının en meşhur ve leziz soslarından biridir. Domates, kırmızı biber, havuç ve sarımsak, zeytin yağı, tuz, karabiber ve şeker içerir.
Makarnalar için mükemmel bir sos olarak ya da kahvaltıda ekmeğe sürülecek güzel bir salça olarak kullanılabilir.
Balkanlarda lütenitsa büyük kazanlarda pişirilir.Dibinin tutmaması için sürekli karıştırılması gerekir ve gerçek lezzetini bu işlemden alır. Kavanozlara sıcak haliyle doldurularak konserve edilir.Bir kazanda ortalama 30 kavanoz lütenitsa hazırlanır. Ancak günümüzün kent mutfağında kazan kazan lütenitsa yapmak çok zor olacağı için, pratik bir tarifle evde daha az malzemeyle pişirilebilir.
1) Kaya tuzunu çıkarmak için yapılan uğraşılar sonucu böylesi mağaralar oluşur.
2) Tuz, mağaranın içinde rahat durmaz genelde ve bembeyaz sarkıt, dikitler oluştuğu görülür.
3) Deniz kenarına benzetilmeye çalışılan bu tür mağaralar da var ve buralar solunum güçlüğü çeken insanlar için düşünülmüş. Bir de spa mesajı bile yapılır olmuş.