
-"Pardon, soyisminizi tekrar alabilir miyim?"
-"Utanç."
Dünyaya gelirken seçme imkanımız olmayan şeylerden biri de soyadlarımızdır.
Ender rastlanan isimler ve soyadları vardır.
Kimilerini kullanmaktan pek hazzetmeyiz, ama resmi işlerde mecbur kaldığımız zamanlarda karşıdakini şaşırtan benzer durumlara rastlarız.
Bir soyadı olarak "utanç" da pek hoşlanmayacağımız sözcüklerden biridir. İlk akla geldiğinde pek de olumlu çağrışımlar yapmaz.
Utanç deyince suç ve kusur gibi şeyler gelir.
Oysa ki utanç, daha olumlu çağrışımlar uyandırması gereken bir sözcüktür.
Telli bir çalgının 'tellerine' dokunuyor biri. Güzel bir müzik çalıyor. Onun sevdiği biri şarkı söylüyor şuan radyoda. O geliyor doğal olarak aklıma.. Anlatayım biraz size onu, ha?
Kendini Lost'un içinde 'kaybetmiş' biri kanımca şu dakikalarda. Bir de kendini kalbimde kaybetti ama neyse şimdi bu kısmına girmeyeyim işin :)
Kırmızı lalelerin farklılığını 'farkedebilmiş' biri , öyle biri ki dün bunlardan bir demet alıp gelmiş bana. O farklı biri. Gül ile yetinmez..
Gecenin on birinde evinden asla kalkıp gelmez dediğiniz vakitlerde elinde cin-şarap ikilisi ve üzerinde şık ceketiyle sizi dışarıya çıkarmaya kararlu , her an sizi utandırabilecek biridir o.(saçma hatalarınıza rağmen) Beni de utandırdı :) Karşılıklı binalarda çalışacağımız için mutlu olduğunu söyleyen biridir o, zor inanırsınız valla, ama mutludur hem valla hem billa . Bir erkeğin bundan ötürü mutlu olması az görülür.
Avrupa Yakası'nın her komik sahnesine güldüğüm anda yüzüne bakıp onun da mutlu olduğunu görür, 'Burhan'a' daha çok bayılırım ben. 'Sağolasın' derim içimden.
Yarın ona sütlü çikolata almayı düşünüyorum. Aslında en sevdiği kocaman, kocaman antep fıstıklarının içinde olduğu çikolatadır ama şöyle bir düşündüm de fıstığı zaten yanında, en azından çikolatasını tamamlayayım.. Eeee, ne de olsa yukarda anlatılanlar için bile bunu hak ediyor (son hınzır gülme efektini artık siz tahmin edin, anlatamadıysam bkz.fıstık)
Kürsünün yanında ayakta duruyordu. Yoğun ders programından bunalan öğrencilerini bir süre izledikten sonra saatine baktı. Teneffüs zilinin çalmasına yirmi dakika vardı. Tok bir sesle " Serbestsiniz, ama ne yapacaksanız, yerlerinizde sessizce oturup öyle yapın." diye seslendi.

Oyun Nihat'ın " Hangi M, dünyayı dolaşan ünlü denizcinin adıdır? " sorusuyla başladı. Soruya cevap vermek için sıraya avuçiçi ile vurmak yeterli idi. Gayet tabii aralarında önce ben bastım/vurdum tartışmaları da yaşanmaktaydı. Fakat cevap hakkının kimde olduğunun kararı sunucuya bağlıydı. Yarışma gayet eğlenceli ve çekişmeli şekilde ilerliyordu. Oyunu oynayan dörtlü, serbest zamanlarını kendilerini geliştiren, öğretici bir bilgi yarışmasıyla değerlendirdikleri için gururlu ve mutlu idiler. Sohbet eden, birbirleriyle kavga eden, uyuyan arkadaşlarına bakıp, ulen iyiyiz beah diye iç geçiriyorlardı.

Sadece "Senin yüzünden" diyebildi Orhan, Nihat'a bakıp dolu gözlerle...!
regli olduğumda bir türlü bulamadım. günlerdir aradığım tamponlarımı peçeteliğin içinde buldum. tabii annemin de temizlik yaparken bunları gördüğünü farkederek. dağınık olmanın da sınırı var. utandım kadından, olgun kadın, bir şey de demedi. lakin, ortalıkta da bırakılmaz ki canım... Benimki de rezillik. iyi ki yalnız yaşıyorsun...ufff. farkettiğimde nasıl kızdım kendime. Ah ben!!
Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.
Bilmedikleri herşeyin sensizlikten olduğuydu. Ne kadar bastırmaya çalışırsam,kalbimi bir o kadar acıtan şu sensizlikten..İnkarımdan, kaçışımdan, kaçıp kaçıp yakalanışımdan.Her yakalandığımda geri geleceğimi bile bile kurtulmaya çalışmamdan..
Yorgundum.
Senin için bir oyuncak, bir gölgeden ibaret olduğumu anladığımda ardıma bakmadan çekip gitmeliydim. Utandığım kadar gitseydim hiç olmazdım zaten.!
Yapamadım. Git gellerle, feveranlarla baştan yarattım kendimi. Ama bu yeni beni sevmedim hiç,sevemedim.
Sonra bu sefer tamam dedim,yeter artık ettiği mabedine ruhumun. Kalan iki tuğla bari dursun orada. Yeniden örerim ben ilmek ilmek duvarlarını o mabedin harcına senden kalan iyi kötü herşeyi karıp. Kalkmayı en iyi çok düşen bilir nasılsa..
Vazgeçtim, soğudum, buz tuttum zannettim, seni beynimden, içimden çıkarıp atarım zannettim..
Başka bir bedene başka bir kalbe geçirdim tırnaklarımı ölesiye bir hırsla, ölesiye bir yardım çığlığıyla. İlk başlarda işe de yaradı üstelik. Aynı heyecanlar, aynı bildik oyunlar..
Ama bir gün,aylar sonra bir cuma sabahı, seni rüyamda görüpte heyecandan! uyandığım bir cuma sabahı, kafamı çevirip tırnaklarımın iziyle mutlu olan ama kanayan tırnaklarımı farketmeyen bir silüet gördüğümde her yer, herşey darmadağın oldu. Fırtınalar patladı, depremler oldu, yangınlar çıktı ,toz duman oldu, zaman durdu.. Ne acı ne üzüntü ne gözyaşı ne de başka birşey. Hiçbirşey hissedemeyecek kadar yıkıldım. Becerememiştim.....
Şimdi gülümsüyorum sen hala beynimde çekiç darbeleri indirirken tutunduğum camdan hayallere...
Bugün otobüste zihinsel özürlü bir çocuk gördüm.17-18 yaşlarında,annesi de vardı yanında.Hayatın ona neleri vermediğinden habersiz etrafa gülümsüyordu.Annesinin gözlerinin içine öyle güzel bakıyordu ki, ben hayatım boyunca anneme bu kadar anlamlı ve uzun uzun bakmadığı farkettim.Ben anneme hiç böylesine sevgi dolu bakmamıştım.O an utandım kendimden.Her vücut ve beyin fonksiyonu çalışan bizler çoğu zaman bence sevgimizi göstermekten kaçınıyoruz ama menfaatimize yarıyacak birşey olduğunda ailelerimizin dibinde bitiveriyoruz.O çocuk ise karşılıksız ve çıkarsızdı annesine karşı.Biz de belki kötü evlatlar değiliz ama o hiç kötü bir evlat değildi..
Ben bugün utandım kendimden:(