Usul usul yürüyorduk. Sağa sola dikilmiş ağaçlar sanki bizim yalnız kalmak istemediğimizi biliyorlardı. Yalnız kaldığımızda her şey eskiye dönebilirdi eskiden daha eski ye. Gerçeğin bi parçasının hep bizimle olmasından memnun gözüküyorduk. Seni ne kadar özlüyordum ve ne kadar çok istiyordum bunu fark etmeni ..Şirinlik taslıyordum sana belki anlık bir çekim oluşturabilmek için.. Kaçamak bakışlarım vardı gözlerince yakalanmayan. Hem yakalanayım istiyor hem yakalanmaktan korkuyordum. İlk şarkımızı dinliyorduk hüznümüzü sakladığımız gülümsemelerimizle..Gökyüzünde kanatlarıyla aynı adımları atan iki martı'ya benziyorduk bir elin bir elimde yürürken. Yağmurdan fazlasını dilemedik tanrı'dan. Bu kez dileğimizi yargılamadan nebula'ya kadar yükseltti bizi. Damlarken aşşağıya yağmurlarla canlı oluşumuzun son örneğiydik.Gerçeğe değdiğimizde birikti acımız. Şimdi de yağmurlar terkediyordu gözlerimizi.Başımız öne eğik yürümeye devam ettik parça parça yıllanarak. Sonra çıplak ayakla geçtiğimiz kayaların arkasındaki bir taşın önünde durduk. “Biz” yazıyordu taşın üstünde.. Sonsuzluğun rakamları altında… İkimizde de güç kalmamıştı artık diz çöktük ruhlarımızda… Gözlerinde yakalandığım soluksuzluğun ritmiyle hafif eğilip usulca öptüm o an…. “Bu ne?” dedin sinirli bakışlarınla.... Mezarlık ziyaretlerimizden biriydi gece karanlığının çöküşünü yansıtan… Orda artık yitirilmiş bedenlerimiz geceye inat ışırken ben saldırıyordum özlemle dudaklarımdaki dudaklarına….


Sana yağmurları anlatayım. Şehirdeki yağmurları. Gri bulutların bana sunduğu gizemi. Şiirlerimin suç ortağını. Hüznün ıslak halini.
Bakma bana öyle. Ben de sevmem yağmurlu gecelerde dolaşmak zorunda kalmayı. Ama yağmurlu günlerde keşfettim içime yolculuğun ne denli heyecanlı olabileceğini. Üstelik bu şehir, gerçek yüzünü gösterdi bana. Acı acı gülümserdi, yağmurla beraber. Ağlamasını gizleyişi işe yaramazdı. Şehrin gözyaşlarıdır yağmurlar.

şimşek çakmasın ne olur
penceremde canlanır geçmişin gölge oyunları,
kimilerinin "oyuncak insanları"
yere düşmüş oyuncak bebeklerin
oyuncak olmuş umutları...
şimşek çakmasın ne olur
ışık karanlığı bölünce acır gözlerim
bencilliğimden değil,
çabuk kaybolur aydınlık...
bol yağmur tanecikli günde
camdan olanca buğunun silinmesi gibi
isimlerle birlikte çiziktirilmiş içine
Tipi başladı,
Katur kutur etti yürürken
Karlar,
O ses içimden geliyor sandım..
Öğütebilseydim keşke içimdekileri
Bir vidanjör çekseydi aklımı
Gel derken içim
Git dedi dilim
Yağmur yağdı
Telefon çaldı
Dengem bozuldu
Makyajım da...
Güneş açtı,
İçim yandı
UV korumalı kremler
İçime fayda etmedi...
BEN
Beni bulursan sorarak bulursun. Köşedeki marketin potansiyel içiciler listesine sor. Bir ayağı çukurdakiler listesine. Aradaki sokaklara gir. Bak parklara, deniz kenarına in. Nasıl olsa…
Karla karışığımdır çoğu zaman, yağmurum hiç dinmez. Söylenmiş sözlerle baş başa kaldım çünkü. Biraz... Biraz “acı”yorum… Hep doluyum. Nasıl olsa… Bilmeyeceksin ya…
YAĞMUR
Güz yağmuruydu… Islanmak için aradığım. Herhangi bir yerdeki yağmur bile, ’farklı olsa” bile güzeldir değil mi? Hele hele sonbaharın sarı yaprakları üzerine şöyle bir dokunup geçti ise, daha bir güzel gelmez mi kokusuyla? Hani aynı ağlayan kadın gibi güzeldir diyeceğim ama. Biraz içimi de burkar, zor gelir… Ama yine de güzeldir. Bir de yalnızsam bu yağmurda... Yalnızlık da her zaman güzel midir?
Uyuyamıyorum..orospusu olmuş yelkovan akrebin,dönüyor da dönüyor peşinde..saat sabahın beşi,yatağımda sağlı sollu dönüşlerimden sonra dayanamadım,kalktım,şimdi de hafife yazıyorum. içimden gelenleri,aklımdan geçenleri olduğu gibi anlatacağım sizlere.kirlisi bu sözlerimin,dikkat edin size de bulaşmasın..astarsız olacak bu yazı içim gözükecek biraz..
Tarumar ettim kendimi,yazıda hizaya sokacağım düşündüklerimi,az önce aklımdan bütün geçenleri yazacağım,uzasın cümlelerin boyu,alışkanlıkta var serde yormaz bu soldan sağa gidişat beni,yorduğu kadar onanizmin bedenimi.
Kadınlar mastürbasyon yaptıklarını hep sakladılar benden,kendimin lezizi olduğum onca yılı,yanlışça bir şeyler yapıyor olma hissiyatıyla tozladım..oysa bende bilirim yanık karamel kokusun nerden geldiğini.
Ninem aklımdaydı az evvel,hiç mastürbasyon yaptı mı diye acaba diye düşünürken,çocuk yaşlarda evlenip buna hiçte gerek duymadığı tahmin ettim.yine de nerden bilebilirim?86 yaşında ninem Alzheimer hastası.televizyonu hiç sevmez,ne olduğunu da anlamıyor pek,unutmuş olmalı.biraz zaman önce,televizyon karşısına oturup ekrandakilerle konuşuyordu,’susun bee ne çok bağırdınız’ diye kızıyordu sabah programlarındaki ölçüsü kaçmış kadınlara.tam o esnada sesini kısıyorum,böbürleniyor ninem,’bak gördün mü nasılda susturdum hepsini’ diye..yeri geliyor örtüsünü düzeltiyor İbrahim Tatlıses saçını görmesin diye,bazen de bizlere bağırıyor neden onca elin adamını eve aldınız diye..ninemle telefonda konuştum bu gece.’devlet bize tarla verdi’diyor ‘,hayırlı olsun ninecim nerde verdi’ diyorum,sıkışınca hemen kıvırıyor,’şimdi sadece imzayı’ attık diye..nineme bayılıyorum,adeta tapıyorum.
Ona da tapardım evet..tanrı dedim ona,o da beni cehenneme gönderdi.
Düşündüm de fazla ciddiye alıyoruz aşkları sevdaları..işin boktan tarafı sevemememiz.sevgi sandığımız şey cep telefonlarının mesaj kutucuklarına düştü..titreyen seslerin yerinde, titreşim modları.
Bilgisayarın ilk dünyama girdiği zamanlarda murat diye bir çocukla tanışmıştım sanal alemden.gerçek adının murat değil de ümmet olduğunu öğrenmem nasıl da bir hayal kırıklığıydı.görüşmedim sonrasında onunla,adını yalan söyleyen neyi doğru söler ki hesabıyla..nerden bilebilirim ki sonraları yalana ağzımın içi kadar yakın olacağımı.
Uykumu ne yaman bir yiğide kaptırdım.
Yağmurda yağmıyor epeydir.ruhumun akıtılması gereken tortuları var,sağlam bir fırtına çözer alır.şimdilik sadece gözyaşı.
Yatağıma gidip orda,ağlayabilirim,yazıya akan ilk damlada,rengi kaçtı yazının.
Akıp gidiyor her nasılsa hayat ve yarın olacak.
Yağmur yağarken oturmuş yazı yazıyorum!
Hafif'e eklerim insanlarla paylaşırım.Rahat rahat yazarım, nasıl olsa kim olduğumu bilmiyorsunuz.
Yağmur yağarken yazmak istedim.Az önce bir yağmur da gözlerimden boşaldılar.Annem geldi üçünkü kez odama.Konuşmadık.Sadece dizine sarıldım ve yağmurlar gözlerimden annemin ellerine aktılar.
Yağmur yağarken aklıma birşey geldi.Şimdi sıcak odamda elimde içimi ısıtan bir içeceğim; sarılıp içimi huzurla dolduran sevgilimle pencereden bakacaktık yağmura.İlk gördüğümüz camdan aşağı süzülen damlalar ve sonra toprak.Toprağın kokusunu içimize çekmek için pencereyi açacaktık....Ve o mis gibi koku doğanın bir parçası olmamızın mutluluğunu verecekti bize....
Yağmur durdu!Bana sevgi veren o kokunun etkisi geçmeden pencereyi açmalıyım.Ölünce ben de yağmur damlası olacağım.Ölmeden önce yere düştüğümde ne kadar güzel koktuğumu hissetmeliyim...
Yağmur tekrar yağmaya başladı...Daha hızlı...Anladı galiba onunla konuştuğumu.....
Ben susuyorum...O da sakinleşiyor.En iyisi dinlemek onu...Evet susup onu dinliyorum...
Yağmur güzeldir bu mevsimde. O kendine has kokusuna, yeni yeni açan bahar çiçeklerinin ve huzur dolu toprağın kokusunu ekleyip başlar insanları büyülemeye. Yağmur güzeldir bu mevsimde. Dalgalar bile dingin dingin serilir su yüzeyine. Sahil kenarında, hala tek bir şemsiyeyi paylaşan ihtiyar sevgililer.. Yıllara meydan okumuşçasına … Ya da bir apartmanın kapısının eşiğinde bir birine sarılmış genç bir çift... Düşen damlaları izleyip, aynı ıslaklığı dudaklarında yaşayan …. Yağmur güzeldir bu mevsimde ve bu mevsim de yağmur güzellikler getirir peşi sıra …. Su perileri mesela, çok az insan görebilir onları, ancak ıslanmaktan korkmayan ruhlarını bulutların altında yıkayanlar görür su perilerini. Islak saçları, dünyayı aydınlatan gülüşü, dudağından sarkan yağmur damlası, melekleri kıskandıran sesi ile yağmurun bir lütfü gibi durur öyle karşısında. Sen de onlardan biriydin işte. Yağmurla gelen bir su perisiydin. Nereden ve neyle geldiğini bilmiyorum ama geldin bir kere ve de hoş geldin. Habersiz geldin ama gitmene izin veremem su perisi. Ufak bir çocuğun elinden en çok sevdiği oyuncağını almazsın dimi? O zaman gitme su perisi, kal benimle. Elimi tut, gözüme bak, içimde ki hasrete vuslat ol, dudaklarımı ıslat ve izin ver, izin ver seveyim seni. Senin beni sevmeni istediğim gibi…