
Zengin bir Alman ailesinin çocuğu Sophie Scholl... Hitler'in gençlik kamplarında eğitim gördü. Yahudi değil. Polonyalı, Çingene, komünist, sosyalist hiç değil. Sadece gangster olarak gördüğü Nazi Partisi'ne ve onun ırkçı savaş çığlıkları atan devletine karşı. Barıştan yana...
Yeni yetmeliğinde Almanya'da 9-10 Kasım 1938'de Kristallnacht (kristal gecesi) ile Yahudilere yönelik zulme tanık oldu. 7 Kasım günü, ailesine Naziler tarafından işkence edilen 17 yaşındaki Polonyalı bir Yahudi gencin, Paris'teki Alman Büyükelçiliği'ndeki bir görevliyi vurmasının ardından, bu olayı bahane eden Naziler, tüm Almanya çapında Yahudilere yönelik saldırılar düzenlettiler.


Geçtiğimiz günlerde, New York Ellis Adası Müzesi’nde, Visas For Life adlı serginin açılışında düzenlenen Yahudi Soykırımını Anma etkinliğinde bir Türk diplomatın da anıldığını biliyor muydunuz (diye sorsam çok mu ukalalık yapmış olurum)?

Selahattin Ülkümen, Dışişleri Bakanlığı’nda göreve başladıktan sonra Roma, Bern, Tahran, Beyrut Büyükelçilikleri’nde çalışmış, II. Dünya Savaşı sırasında Rodos’ta başkonsolosluk yapmış bir diplomat. 1944 yılı, kurtardığı 42 kişi için hayata devam, eşi içinse hayata veda yılı olmuş.
illus: delizadeSizlere I.Dünya Savaşı öncesinde Almanya üzerine Hitler'in bazı tespitlerini aktaracağım. Yazının sonunda belirttiğim benzerlik üzerine düşündürebilirsem ne mutlu.
Hitler, erken gençlik döneminde ve bir asker olarak hem cephe gerisinde hem de cephede yaşadığı tecrübelerden sonra zorunlu olarak, neden-sonuç ilişkisi kuran siyasi bir kafa yapısına sahip olmaya başladı ve hırsla, kinle ve haksızlığa uğrayan bir insanın ezikliği ile her geçen gün kendisini bu minvalde besledi. Oldukça fazla kitap okuyordu, ülkesinin her unsuru üzerinde disiplinli ve itinalı bir gözlem yapmaktaydı. Bu yolda günde 16 saat okuyup çalıştığından bahseder. Bu beslenme uzun bir dönemi içine almaktadır. Tarafsız olmaktan elbetteki çok uzakta olan bu fikir yürütmeleri sonucunda ülkesi Almanya üzerine aşağıdaki tespitleri yapar. Hitler'in eğitim, aile, evlilik, fuhuş ve basın üzerine bazı tespitlerine yer vereceğim bu yazıda.
"Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
Tarih'i tekerrür diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"
Mehmet Akif Ersoy’ un bu kıtasıyla başlamak istedim. Yazının sonunda belki daha bir anlam ifade edebilir.


13 Mayıs 1939'da St.Louis transatlantiği 937 yolcusu ile Hamburg-Almanya'dan Havana-Küba'ya doğru yola çıktı. Nihai hedefleri Birleşik Devletler'e girmekti. Geminin yolcuları, Nazi Almanya'sı tarafından soyup soğana çevrildikten sonra ellerine turist vizesi tutuşturulan yahudilerdi. Hiçbirinin geri dönmeye niyeti yoktu ama şirketin kuralları gereği hepsi gidiş-dönüş bileti almak zorunda kalmıştı. Almanya'ya bir daha geri dönmemek koşuluyla toplama kamplarından salıverilen yahudiler bile gidiş-dönüş bilet ücreti ödemişti.