merhaba,
bide yazı göndermedeki acemiliğimi aşsam çok şey yazacağım ama.......
bugün oblomovluktan söz edeceğim..bunun anlamını bilmeyenler olabilir bir rus yazarın 1858 yazdığı bir kitabı oblomovluk çeşitli projeler üreten ama bunları uyuşukluğu tembelliği yüzünden bir türlü hayata geçiremeyen bir rusdur.......bu uyuşukluğu yüzünden elindekileri teker teker kaybeder ama umurunda olmaz çünkü kıpırdanmak uğraşmak onu yoracaktır.......miskin miskin düşüncelere dalmak dururken umurunda değildir hiçbişey.uşağı bile onu ciddiye almamaktadır........ama uşagığını kovmak bile ona uğraş olacağı için kovamamıştır..........kendimin bazen oblomov olduğunu düşünürüm hiçbişey yapmayım hiç sorun olmasın öyle düşünüp durayım
tembel miskinolayım....bu dönemlerin sıklaşması beni ürkütür bi silkelenirim.......hayatımın düzenini korumak için çabalarım ama zaman zaman bu durumuda yaşarım....herhalde hayatımızda rutinlerimiz çok diye düşünüyorum yoksa daha canlı daha motive olup dört elle hayatı yaşamak varken.......bu durgunluklar neden olur ki hı siz ne dersiniz....neyse kalkıp biraz da işlere bakayım.
sağlıkla kalın.

Şu var..Müşteri memnuniyeti ve tüketici kraldır..Tüketici nasıl kral anlayamıyorum..Reklam işin kandırmacası promosyon da rüşvet olarak kabul ediliyor ise müşterilere verilen en büyük rüşvet "Kral Tüketici" ünvanı..Ben nasıl kralım anlayamıyorum..Kral filan olduğumuz yok pohpohlanmayı seviyoruz belki de..Pohpohlandıkça harcıyoruz..Harcadıkça daha da..
Evet dostlar, bugün de bana ayrılan sürenin sonuna geldik. (-nasıl ya daha yeni başlamıştın. bu ilk cümle değil mi? neresinden okumaya başladım laaan yazıyı..! - yazıyı, yazıyııı aRRoGaNTe'nin delirdiğini yazıyı) Hiç üzülmeyin dostlar, kaçırdığınız bir şey yok. Bu, klişeleri yıkmak isteyen aykırı ruhumun bana ve dolayısıyla sizlere oynadığı bir oyun. Yazı sonlarında görmeye alıştığımız cümlelerden birini ilk cümle olarak kullandım, nedir yani. Bence oldu, böyle de güzel durdu. Evet nerede kalmıştık var bir de. Onu da henüz bir şey anlatmamışken burada kullanayım da aykırı ruhum şenlensin, sonra da sefam olsun hahhayyt. Ama zaten bir şeyler anlatmayan biri olduğum için bu klişeyi hiç kullanmasam da olur. Bu da amacına uygun bir eylem aslında. Kullanmamak, evet kullanmıyorum lan.
herkese merhaba,
ben, yaşamda unutulan kaybolmuş oysa olmasının hayatı zenginleştirdiğine inandığım konuları paylaşmak istiyorum.
yaşam nasılda yutuyor o güzel değerleri......insan hatırı sormayı, ilgilenmeyi....kendimize çevremize zaman ayırmayı....yaşam nasıl unutturuyor asıl yaşamı. Öyle koşturuyoruz ki sabah servise yetiş, işe geç kalma...iş tempon düşmesin eve gel, yemek, ev düzeni ertesi güne hazırlık derken......zaman hızla akıyor bu akış içimizdeki samimiyetide silip götürüyor......korumak için çok çaba harcıyorsun....ciddi zorlanmalar, hayal kırıklıkları oluyor..oysa en baş yaşam stilimiz bu olmalı diye düşünüyorum.....bu hızlı akış nasılda yabancılaştırıyor herşeyi......ilgi azalıyor...hatır soramıyorsun.....ben sosyal iletişim azlığının toplumların en büyük felaketi olduğunu düşünüyorum....sıkıştırılmış yaşamlarda kendimizi kaybediyoruz.........birde görsel medya doğru yayınlar yapmayınca büsbütün yaşamdan kopup korkuları, kaygıları artan, ilişkilere şüpheci yaklaşan bireyler olup çıkıyoruz.....
sonra sonrası malum sıkıştırılmış düşünceler ve yaşamlar tabiiiii şimdilik.

Geriye dönüp bakmak bile gelmiyor artık içimden peki sizlerin geliyor mu ? Gelse de hoş da ne değişir ki değişen zaten hayatımız, yaşantımız içinde hızlanan zamanımız. Hızlanmış olan düşüncelerimiz, sıyrılıp kendinimizi boşluga bırakmamız. Yamaç paraşütü ile dolanmamız haydi gel tekrar tekrar dönelim Karaburnun da ben paraşütün olayım sende dümenim ol. Götür uzaklara git gidebildiğin yere ... Gidemezsin ki
ne oldu ? Korktun mu
Hani hiç bir şeyden korkmazdın, ölümden sonrası yalan derdin. Ne oldu ? Hızla akan zamanın ardından yetişemez olduk birde sürüklenmeye başladık akıntılar ile birlikte paraşütümüz rüzgarın bizi götürdüğü ve bıraktığı yerde seni bekliyorum. Bu gece...
Ne oldu ?
öldükçe büyüyoruM
tenimi gezgin bir ruhtA kaybettiğimden beri
haşarı, Körpe, merdane yüreğimi
pörsümüş duygulAra emanet ediyorum
çekiLmez oldu bu film baba'dan üryan rüyamdA
sokulmak istEyen kim o ânıma
ben bir hiç oğlanıyım dostum yevski
bir Cellatın celâli postundayım "insan babasızdır"
daaannn dİye dastana düşlerimi sürtmeyin
filinta kalbimin alnına yaslanın düşünmeyin
hasretinden prangalar eskiteni ârif olan anlar
ârif olan odur ki, yalanı başka bir yalanda doğrar
bu şiirin arabı belki Lawrence'ı bağlar
üç kuruşluk parodiler kesinkes brecht'i dağlar
parçaSON
Her vakit yazılar yazıyorum ama sonları olmuyor. Hayatım da buna benziyor işte benim. Bir kişi oluyorum. O kişinin sonu yok. Sonra başka kişi oluyorum. O kişinin yeri yok. Çünkü verdiğim tüm sözlerin bir sonu yok, sonucu yok. Bu başkalarını değil en çok beni kapsıyor. Kendime verdiğim sözleri tutamıyorum. İşte bu beni başka bir kişi yapıyor. Bunun da sonu yok. Tamamlamadım daha hiçbir ilişkimi, tamamlamadım daha kendimi, parçaladım daha çok. Parçalandım daha çok. Tamamlamadım daha hayatımı daha yapacak çok şeyim var. Gidemem hiçbir yere. Olamadığım çok kişi var. En çok kendim. En çok çocukluğum. Olamadığım çok şey var. Sonu gelmemiş bu kadar iş bırakılıp gidilir mi benim çok işim var.
Somutlaştırıyım mı hislerimi? Bir kişinin en çok gözlerinde somutlaşır hisler. Yüzü güler. Dudakları güler. Sözleri güler. Ama gözleri söyler ne anlatmak istediğini. Gözler tanır başka bir insanı en çok gözlerinden. Ve en çok da saniyelerin sonu yoktur gözler salıverdiğinde hislerini. Birkaç saniye anlatır gerekeni. Çünkü bilenir duygular keskinleşiverir hele de doğru insana baktığında.
Ve bir yerlerde bir şarkı başlar insanın içinden. Herkesin şarkısı bir başka mırıldanır. Her bir insanın ritmi farklıdır hayatta. Tercihler vardır her adımda. Hayatta iyi bir dansçı ya da kötü bir dansçısındır. Ya da sadece dansçısındır. Adımların doğru olduğuna kim karar verir peki? İzin mi vermeli başkalarının adımlarımızı karıştırmasına. Özgür mü bırakmalı yoksa? Yaşamı kabul etmezsin hayır yaşama seni kabul ettirirsin işte bu noktada. Ve senin şarkın başlar. Senin dansındır şimdi sadece kendi adımlarınla bir başkasınınkiyle değil. Başkaları yön vermez hayatına, yalnızca pusula olur. Hangi yöne gideceğine sen karar verirsin yine. Sonu yoktur kısıtların kendimize koyduğumuz.
Toprağa girer vücut, tek olur, yağmura karışır, rüzgarı şaşırtır. Bir bedenin nefesinde çok olur yine sonu yoktur tekrar tek olana dek.
SON
OSS denilen sınavla başlar bu uzun maraton. Aslında Sınavdan çıktıktan sonra beklentilerin belki de bambaşkadır. Çoğu öğrenci Üniversite için başka bir şehire gideceğini öğrendiği gün bunu ciddi bir olaymış gibi algılamaz. Gün gelir ki yaz tatili biter ve okuyacağın şehire gideceğin gün artık "bugün" dür.Hani çok sevdiğiniz bir yakınınız giderken insanın boğazı düğüm düğüm olurya, işte bunları o malum günde fazlasıyla yaşarsınız. Ne oluyo lan nereye gidiyorum tezahüratları arasında bir de bakmışsınız ki Otobüsten dışarıyı izliyorsunuz.
