Sende yetenek var ama …..
Küçüklüğümden beri duyar dururum bu yarım kalmış cümleyi..
Aile eşrafından ,akrabalarıma ,arkadaşlarımdan ve hatta pek de rastlanılan bir şey olmamasına rağmen erkek arkadaşlarıma kadar herkesten.. E haliyle ağzınla kuş tutsan şapkası yok bunun diyen ‘erkek arkadaş’ illetleri bile böyle diyorsa o zaman kesin vardır bende bir şeyler diyerek yola çıktım ben de…
Bende bi yetenek var ama ……
Bu ayki bant dergisinin sayfalarını karıştırırken hayatımızın müzikleri başlığıyla ilgi çekmeye çalışan, albüm tanıtımlarının yer aldığı bir yazıyla karşılaştım. Hızla giriş yazısını okudum. Çünkü heycanlandırmıştı beni başlık. Hayır, müzisyen değildim. Müzik eğitimi almayı aklımın bir ucundan asla ve asla geçirmemiştim. Bir dergiye yazı hazırlamam gerekseydi ya da mesela bir ödev yahut tez konusu olarak üzerime itilseydi böylesi bir başlık, neler yazardım, kimlere vurgu yapardım, diyerek irkildim. Büyük cümleler kurmayı sever ya insan. İster ki çoğu zaman söylediği en noktasını yakalasın. En iyi, en doğru, en mantıklı, en samimi, en…en.
Müziksiz bir hayatı nasıl kabul edebilirdik. Zor olmaz mıydı. Yahut müziksiz bir hayat olabilir miydi ki?
Geçtiğimiz senelerde yayınlanan babil adlı filmdeki Japon sağır genç kız karakteri geldi aklıma bu sorular ardından. Genç kız ve arkadaşları, gittikleri tekno müzikler çalan bar ve gençlerin kendilerinden geçerek dans ettikleri sahne. Hiç tereddütsüzdü dans anları kız karakterin. Diğer yandan, olayı daha iyi pekiştirelim diye filmdeki sesler susturulmuş koca bir sessizlik hakim olmuştu sinema salonuna. O ani sessizlik irkiltmiş düşündürtmüştü bazılarımızı.
Müzik olmasa da insanın iç sesinin varlığını fark ettirtiyordu o sessizlik.
Evet, herkesin yeteneği başka noktalarda başka alanlarda. Bu iç sesi dönüştürebilen insanlar müzisyenler. Bu içler ses bazen öylesi dolu dolu öylesi cıvıl cıvıl ve renkli oluyorlar ki. Bazense hüzünlü ve melankolik.
Ve bir gün yaratıcısından çıkıp öylesi geliveriyor ve hayatımızı kuşatıyorlar işte. Hani o olmazsa hayat artık eskisi kadar kolay akmayacakmış, artık hiç birşey eski gibi olmayacakmış gibi. Anılarımız oluyorlar, anılarımıza yerleşiyorlar, anılarımızı hatırlatıyorlar.

Romantizm bir hâl mi?
Bir duruş mu?
Cidden içinden mi gelir kişinin, yoksa kişi kendini o ölüp bittiği karşı tarafa kabullendirmek, beğendirmek için romantik biri gibi mi görünmeye kalkışır?
Kusura bakmayin begenmiyorum sizi ve kusura bakmayin daha iyi olabileceginizi dusunuyorum. Emek vermediginizi yasama ve daha iyisini hak etmediginizi de. Talihin size iyi davrandigini, "kisisel menkibe"lerinizi takip etmediginizi. yapabileceklerinizin yarisini dahi yapmadiginizi dusunuyorum.
Okumadiginizi, okuyanlari sevmediginizi, dinlemediginizi, anlatmaktansa bikmadiginizi...
Ukala ve hatta daha ilerisi oldugumu dusundugunuzu de biliyorum; ama bunu dusunmek icin bile ugrasmadiginizi da biliyorum.
Hazir paket fikirleri kullandiginizi, bu paketleri acip kullanma kilavuzunu bile okumadiginizi da biliyorum.
Denge dediğimiz şey çok önemlidir. Herşeyin bi dengesi olması gerekir. Kendinden dengeli olan şeyler de diğer dengeli şeylerle kendi aralarında dengeli olmalıdır. Yeter ki aralarına bi dengesiz şey girmesin. Bi şeyin dengesi kaçtı mı ipin ucunu yakalayamazsınız.
Dengesi bozulan bişeyi tekrar dengesine oturtmak deveye hendek atlatmaktan daha zordur.
Arkadaşlıklar, dostluklar, evlilikler, şirketler, hükümetler hep bi denge üzerinde bina edilmişlerdir.
Bunların da dengesi şaşmaya görsün, olacakları bilmek bile istemezsiniz.


Dünya dışından bir ses dedi filmdeki adam, dinlemiştim sanırım daha önce bu sesi öylesine tanıdıktı ki, evet bu oydu Callas dünyaca ünlü ses..
Dün akşam izlediğim filmde hayatın son dönemi kısaca anlatılıyordu, sadece son döneme değinilerek tüm hayatını etkileyen olaylar öyle bir sadelikle verilmişti ama bir o kadar da etkileyici, insanı vuruyordu, acıtıyordu. Yaşadığı aşk, terkedilişi, terk edilmesine rağmen hala tutkuyla sevmesi..
Sıradan hayatlar yaşadığımızı düşünürüz değil mi? Sadece kendimizin acı çektiğini, kimsenin derdinin bizden fazla olamayacağını düşündüğümüz o çaresiz anlarımızda böyle muhteşem hayat yaşadığını düşündüklerimize bakmamız insanı gerçekten şaşırtıyor. Düşünseniz muhteşem bir ses, takdir edilmiş bir sanat, karşılığını para olarak almış bir yetenek, güzel bir kadın, ama hayat hiç kolay değil.. Operayı bıraktıracak kadar büyük bir aşk ve bu aşkı tarafından terkediliş..