Kağıt kesiği gibiydi.
Bi tarafınızı keser de, ani bir acımsı yanmayla çekersiniz ya elinizi,kolunuzu,her nerenizi caiz gördüyseniz bu kesiğe, ben de yüreciğimi çektim. Ama yandı, çektim ama kavruldu, kavruldukça kavruldu gözü kör olasıca...
Yanıklara yoğurt sür, derdi anneannem. Bir keresinde Allah’ın on ikisinde manyaklar gibi yanmıştım. Öyle bir yanmıştım ki, ta etime işlemişti. Kokusu burnuma geliyordu yatarken. Bacaklarımı katlayamıyordum bile. Sonra cankurtaran gibi yetişip beni yoğurda bulamıştı rahmetli.
Şimdi ne yapsam acaba? Böğrüme sokup yüreciğimi çıkarıp yoğurda mı bulasam. İçine lime lime doğrasam mı kavrulmuş yüreğimi... Hangisi iyi gelir, hangisi dermanım olur...
Bazen kafamın içinde seninle konuşurken buluyorum kendimi. Öyle salak salak gülümsüyorum kendi kendime. Sonra birden farkediyorum aczimi, kesiğim acıyor. Ama sana sorsaydım bunları tam da benim verdiğim cevapları verirdin kalıbımı basarım.
Yoksa vermez miydin?
Kesiğim acıyor.
Anneme adınla sesleniyorum ne tuhaftır. Sonra zavallı acıyor halime. Çaktırmadan ihlas, fatiha ne gelirse aklına okuyup, üfleyiveriyor.
Benim yine kesiğim acıyor.
Nasıldı sana olan aczim?
Kağıt kesiği gibiydi Acımsı yanmayla çekiverirdim kendimi, yüreciğimi...
Kayınvalide kavramına çok iyi gözle bakan biri olarak yetişmedim. Ufakken daha bir sorguluyoruz çevremizde gördüklerimizi. Çocuk aklımla annemin babaannemden yakınmasından, televizyondan duydugum " Kaynanayı kaynar kazana atalım! " laflarından etkilenmemden dolayı, kayınvalide denilince hortlak sözcüğüyle eşit bir yere otururdu o kelime benim zihnimde. 7-8 yaşlarındayken çocukların gözleri radar gibi oluyor. Babaannemle annemi sürekli gözlerdim ikisi bir ortamdayken. Sevmezlerdi birbirlerini. Babaannem gelinini sürekli göz altında tutan pis kaynana rolündeydi kafamda, annem ise asi gelin rolünde.
O günler kayınvalide- gelin kavramını beynime yeni yeni oturttuğum günlerdi. Beynime oturmuş kayınvalide- gelin figürleri geliştikçe, ben küçücük aklımda ne zaman bu konu canlansa hep " Pis kaynanalar" diye geçirirdim içimden. Çocuktum, maksat bir fikir sahibi olmak... Daha çok sorgulayıp düsünmeye, iyiyi kötüyü ayırt etmeye başlamamla beraber önceden kafamda kurmuş olduğum kayınvalide-gelin çatışması sahneleri yön değiştirdiler. Bu sefer her iki tarafin da üzerine eşit ağırlıklar koydum. Minicik kafama soktuğum " Kaynanayı kaynar kazana atmalı" düşünceleri ne de bağnazdı öyle. Bu konudaki fikirlerim tam tersine döndü. Huysuz iki insan ne kadar anlaşabilirler??? Peki huysuz gelin-huylu kayınvalide ikilisi? Ya huylu gelin- huysuz kayınvalideler anlaşabilir miydi?
Velhasıl ben, insanları analiz etmeyi seven ben dönmüş dolaşmış yine kişilere ön yargılı olmamayı, hemen etiketler yapıştırmamayı, bütün insanlar arasında genelleme yapmamayı irdelediğim noktaya dönmüştüm.
Gel zaman git zaman S. ' nin annesi ile tanışmamla yeni bir kayınvalide figürü duruyordu karşımda. Herhangi bir teyze gözüyle bakıyordum. Biraz da bizim türk aile yapımızda hemen herkesi sahiplenme içgüdüsünün var oluş sebebi ile gelin rolünü kapıverdiğimi farkettim.İşte ben tam o sırada neyi anladım dersiniz?? Gelin-kaynana kavgalarının neden kaynaklandığını...
Yoğurdun nasıl mayalandığını öğrendik.
Peki neden kendi yoğurdumuzu yapmıyoruz?
Öncelikli olarak şunu söylemeliyim. Bir litre sütten,
yaklaşık bir kilo yoğurt elde edebiliriz.
Marketlerdeki süt ve yoğurt fiyatlarını karşılaştırdığımızda,
neden kendi yoğurdumuzu yapmamız gerektiği konusunda
bir fikir edinebiliriz.
Ayrıca meyve-sebze püresi katmak gibi deneydeneyler yaparken, her an yeni bir lezzet keşfedebiliriz.

Anadolu yörükleri yoğurdu,
mayalarlarmış.
Aydın'ın Nazilli İlçesi'nde bulunan Ör-Koop İsimli dernek Mandıra yoğurdun öyküsü ve tarihçesini araştırdı.
Yapılan araştıramaya göre, milyonlarca insanın geçim kaynağı ve milyarlarca insanın en önemli besin maddesi ve Türkler'in milli yemeklerinden biri olan yoğurdun bir rivayete göre ilk olarak karınca yumurtasından, diğer bir rivayete göre melekler tarafından Hz. İbrahim'e öğretilerek mayalandığı bildirildi.
1900'lü yıllarda pastörize olarak eczanelerde ilaç olarak satılan yoğurdun, Türkler'in yerleşik hayata geçmeden besinleri daha kolay taşıyıp saklayabilmek için geliştirdikleri yöntemler sayesinde ortaya çıktığı bildirildi.