Güneş durdugu yerde aydınlatır ve yakar dünyayı da geceyi çekip gidince getirir…
Güneş birden doğar hani, bazen izlemek istersin bırakamazsın düşlerini,kalkamazsın sıcak yüreğinden, göz kapakların kenetlenmişken birbirine en parıltılı günündesindir, dilediğin gibidir beklentiler… Elbette tüm güzellikleri bir arada ister insan; ana, baba, dost önce aşk. İlle de aşk. Yüzünü hatırlayamadığın biri aradığın kişidir, el ele tutuşup sahil kıyısında yürüdüğünüz, fısıltısız konuşabildiğiniz, tenine ve kokusuna hayran olduğunuz, sizin için nefes alıp veren kişidir bu; uyandığınızda bulma ihtimalinin haricinde geriye bir şey kalmamış birkaç saniye ve adını sanını bilmediğiniz koskoca onbeş saniye vardır.

Sondan
Bir adım önce
Bu,
Sana doğru
Yürüdüğüm
Sen
İyi bilirsin koşmayı
Kanat açıp uçmayı
Kovalarken yakalanmayı
Hep koştun
Sen koştun
Ben yoruldum
Tükendin her adımında
HİÇ
Son bir ağlayışı bu kadınların ve adamların,
Elleri asitli ve zehirli,
Elleri kirli ve katil,
Yakıyor heryerini değdiği günahkar hayatların.
Bizi burda vurmadılar ki, tepelere çıkardılar,
Ne farkederdi hem, gözler ekrandaki cinayete pek bir alışkınlar...
Ecdadımızı okudular,
Adımızı sanımızı, benzin döküp yaktılar, yıktılar...
Ne su dökülür artık bu yangına,
Ne de Fatiha okunur, adı unutulanlara.
Gittik, bittik, yandık.
Toprağa karışmak da olmadık,
Topraktan doğacak da olmayız.
Biz ancak, bir avuç kül olur, savrulur,
Tek bir nefeste deriz ki ‘dağıldık’.
Kendini hepten yok et
Sonrasına ağla..
Gidilecek yer uzakta olsun ya da yakın
Sen al yanına yüreğini git.
Peki gitme..
Kal burada
Bu rezillikte
Bu sefillikte kal
Ve hatta bıçaklarını bile
Aklın sıra kavga edeceksin diye
Yok senin o düşlerinden bu şehirde
Hatta ölüm başka şehirlerdeki ölümlere benzemiyor burada
Daha siyah ve daha alışılmış..
Soruyorum kendime.. nerdeyim? niyeyim? kimleyim ve kim içinim..
Ben kimim mübarek ben.. sorulara takıldığım bu zamansız dakika, itikliyor beni arkamdan, zaten tek ayağım içinde olan dipsizliğe. eğer ben buysam gerçekten, neden o zaman bu anlamsız sorular. eğer ben değilsem bu, hani? nerde o zaman bu soruların cevapları..
bakıyorum da içimdeki sihirli küreye, yorgun bir adam var görüyorum.. etrafı kimsesiz! elini uzatıyor sanki? ne işim var benim lan bu kürede diyor? yardım istiyor gibi uzattığı elleri. acaba? kim çıkartır şimdi seni bu dipsizlikten, kim tutar elini bu küre de.. ben.. -ee. niye o zaman bekleyişin. kalk! dur dur.. sen emeklemeyi unuttun lan. nasıl kalkar, nasıl yürürsün..
hani? nerde? "gitme kal", "dön artık yeter" ahkâmları döktüren, ıslak bakışlar? "unutmak koymuyorda ya ellerini tutmak isterse canım?" dediğin canın nerde? Hani?..
kim şimdi sana emeklemeyi öğretir.. yeniden kalkmayı.. kalkarken başını çarpmamayı kim öğretir? eğer yine ben/sem bu soru işaretinin arkasından gelen.. o zaman, nerdeyim ben?
yine olmadı bak! yapamadın! yine başa döndün..
artık öğrenmelisin demişti hatırladın mı? başa dönmemeyi, başını öne eğmemeyi artık öğrenmelisin demişti? söylediği tek doğru buymuş farketmedin mi lan hala?
şimdi aç gözlerini, onunkinden daha hızlı, en hızlı, en acımasız tokatı sen at kendine.. aç gözlerini, aç ve yine bak içindeki sihirliye.. ama bu sefer senin için yaşamayanı değil, senin için yaşamak isteyenleri gör.. bak.. bak lan.. bak da utan! kendinden.. göremediklerinden.. göremediklerini sana gösterenlerden utan!.. hani kimsesizdi etrafın.. gördün mü? kalabalıktan kendini bile göremiyorsun artık.. gördün mü? Ve yine şimdi..
şimdi özür dile.. senin için yaşamayı isteyenlerden ve özür dile uğrunda yaşamayı seçmeyeni, sevdiğin için özür dile..
özür dilerim..
çevirme artık pedalları, anlasana gitmiyor bu bisiklet.. koşma artık isyanına.. koşma tanıyamadığın kendine.. baksana etrafına hala aynı yerdesin.. nerdesin lan hani? uyan artık uyan.. sen kendindesin..
özür dilerim
rahatsızlık için