
Yiğitlerim…
Uyanın! Şafak söktü.
Şimdi varlığımızın bedelini ödeme vakti.
Sisli bir sabahtı. Tüm rüyaları geride bırakıp yola düştüğüm zaman. Uyanmıştı gözlerim. Ama aklım düşlerimdeydi. Herkes gibi…
Atlılar geçiyor önümden. Yüzleri kirli çocuklar izliyor bizi. Elleri koynunda analar. Zafer, zafer, zafer… diyor yürekler. Topal bir ite takılıyor gözlerim. Yumruğumu sıkıyorum ve göğe kaldırıyorum düşünmeden ama inanarak kapılacağım mutluluğa.
geçen cumartesi delirdim. bütün birhan keskin kitaplarını aldım. iki saat sürdü tüm şiirlerini okumak. öyle iyi geldi ki. hatta pazar günü de "birhan keskin suskunluğu" başlıklı bir deneme yazdım. yayımlayabilirim inşallah.
kim bağışlayacak beni'yi, ba'yı, y'ol'u edinin okuyun. size de iyi gelecek. altın portakal şiir ödülünü aldı ya şair ba adlı kitabıyla, metis yayınları, sempozyumu kitaplaştırmış yayımlamış, dayanamadım onu da alıp okudum. birhan keskin şiiri ve ba, su gibi içtim resmen. zihninizi açıyor, bir şiiri esas nasıl okumanız gerektiğini öğreniyorsunuz..
betty blue'nun peşinden ayrıntı'nın yeraltı edebiyatı'na devam..bu kez eşiktekiler'e başladım. yine çok iyi. betty blue'nun bittiği yerin 5 sene sonrasından başlıyor, eşiktekiler.
buket uzuner'in karayel hüznü adında bir öykü kitabını da okuyorum bu arada, bitmek üzere.
bir kitaptan daha bahsedecektim, silindi gitti aklımdan..

Sabahın ilk ışıklarında İstanbul’un üstündeki yaraların kabukları yavaş yavaş kalkıyor, gri bulutların altından henüz iyileşmeye yüz tutmuş ama daha bir hayli zaman isteyen yaralar gibi duran o yer yer pembelikler, güneş ışıklarının bulutlara yansımasıyla muhteşem bir görüntü oluşturuyorlardı.
Başımda ise aklım, yerinde ise mantığım son şansım bu: seni unutmaya gidiyorum.
Şimdiye kadarki (ayrılık) benim için çok zordu; ikilemler, yeniden başlama ihtimalleri, unutmak istemeler, nefretler, yalanlar, hatıraların üşüşmesi bir anda, ağlama krizleri, telefona bakıp dalmalar, mesaj beklemeler, uzun mailler yazıp gönderememeler, tüm dünyanın seni sorması…
Şimdi senin arkaya attığın (yada öyle olmasını umduğum) tüm ihtimalleri yıkmaya gidiyorum. İnan seni unutmak için elimden ne geliyorsa yapacağım.
Hala gitmemişken söyleyeyim, sana veremediğim son mektubumdan…

Şimdi size aşktan bahsedeceğim... Gidip de dönmeyenden, arkasına bakmadan yürüyenden, güneşe sırtını dönüp aya yüz sürenden, ne gidebilen, ne kalabilenden, yaşanmış ve yaşanılamamış sevdalardan, sevda deyip de geçilmeyenden söz edeceğim... Belki dokunmadan yüreğinize, gözlerinizden süzülüverecek ahlar, belki bir parça olup akıp gidecek birkaç dakikası yaşamın içinde, var olacak belki yoksulluğunuz... Belki belli belirsiz bir gülümseme yerleşecek dudaklarınıza... Eğer başlayışla bitiş arasındaki o çizgiyi yaşamışsanız, ‘tabii varsa?’ diyeceksiniz... Neredeyse?..
Ağlayan bebeğin hüznü var sende
Kaybolup gidici her nefesinde
Büyüyen dirilen içten içe
Anabiliyorum sonunu
Düşecek gece
Öleceğiz
Uyumak istiyorum bedeninde
Terleyip, sen sen kokan göğsünde
Yazın sıcağında, kışın içinde
Ama geliyorum sonuna
Bu sabah hava sevdiğim gibiydi. Evden çıktım, Salacak’a doğru yürüdüm. Bir zamanlar yeryüzünün en büyük imparatorluğunun yönetildiği sade sarayı görüyordum. Topkapı Sarayı bina olarak dünyanın herhalde en gösterişsiz sarayı. Ama nedendir bilinmez, o yarımadanın üstüne çok güzel kurulmuş görülüyor. Ben çok baktım oraya. Ama bu sabah bir şeyi farkettim. Bildiğin güzelliklere farklı yerlerden, farklı yüksekliklerden baktıkça, onları daha çok seviyorsun. Zamanın sevgiye kattığı şeylerden biri bu olsa gerek.
Hayat çok kısa. Bir o kadar da uzun. Bitmiyor bitmiyor gibi. Ama sonra bir bakıyorsun.. Bitmiş. Sonra tekrar bitmiyor bitmiyor.
Uçsuz bucaksız yollara düşmek gitmek gittiğin yeri bilmeden,
Sadece, sadece yolun ortasındaki şeritleri izleyerek,
Camın buğusunda kaybolan silüetini izleyerek,
Yola düşmek ve o uzaktan seni izleyen ufak köylü çocuğuna ufak minicik bir gülümseyerek uzaklaşmak,
Birdaha göremeyecek olduğunu bilerekte olsa yinede gülümsemek,
Ne olursa olsun umudunu kaybetmemesi için yetermi bir gülücük,
Ne kadar etkili olabilir bir gülücük sonsuz bir yolculuğa çıkartabilirmi insanı diye düşünmeden bunun olabileceğini bilmek güzel....