
(olayı yaşayan kahramanımızın kendi ağzıyla yazıldı)
Tam bi “Sosyal yara” hadisesi. Düzenbaz insanoğlunun son medar-ı iftiharı. Ne diyeceğimi şaşırdım.Yani insaf yahu. Sağlık bu, insan sağlığından bahsediyorum insan!
Adam dayamış döşemiş. Mobilyalar o biçim. İçeri bi giriyon, güler yüzlü insancıklar seni karşılıyor. Geçmiş olsun, diyorlar. Buyrun oturun, diyorlar. Dişim, diyorum. Dişim çok ağrıyor, diyorum. Doktor bey şimdi bakacak, diyorlar. Doktor bey bakıyor. Kanal tedavisi, şuraya porselen, şurayı çekmek lazım… diyor. Siz bilirsiniz, tabii efendim, diyorum. Bir dişimi oracıkta çekiyor. Diğer tedaviler için randevular veriyor. Peki, diyorum. Haftalarca gidip geliyorum.
Modernizm, çağdaşlık, 21.yy, 2000'li yıllar, bilgi çağı, uzay çağı, tekno çağ. Kulağa ne hoş geliyor değil mi? Ama davulun sesi uzaktan hoş gelir misali, üzerinde biraz derin düşünürsek bu kavramların o kadar da cici olmadığını anlayabiliriz. Günümüzde gerek ilişkilerde gerekse yaşam tarzında ve düşünüş biçiminde yozlaşmaya ve değerlerin yerle bir olmasına neden olan modernizm medyanın gazıyla ve olağanüstü desteğiyle yerini çok sağlamlaştırmış büyük bir yanılsama maalesef. Örneğin hayatımızda çok önemli bir yere sahip olan ikili ilişkilerde birbirine bağlılık, özveri ve gerçek sevgi gibi değerler yerini bencilliğe ve özgürlük yanılsamasına bırakmış durumda günümüzde. En büyük gücü ise modernizmden alıyor tabiki. Bu 'etik canavarı' kilit kavramları kendi pis emellerine öyle güzel alet ediyorki günümüz insanları adeta büyülenmiş durumdalar. Çok başarılı, bravo. Reklamlarda hümanist değerlerin yerini acımasız bir bencillik ve izolasyona bırakması, gazete ve dergilerde çıkan yazıların ve yazarların etik değerleri, korunması gereken kavramları ve düşünceleri modern görünmek adına yok sayması, kitleleri kocaman yanılsamalara sürüklemesi ve kötüye yönlendirmesi aslında nasıl bir çağda yaşadığımızı bize gösteriyor. Modernizm kendi içinde 'olması gereken ve doğru olan' gibi bir gizli anlam barındırıyor sanki. İnsanların bilinçaltına kadar işleyen bu yanılsama davranışları o doğrultuda yönlendirirken değerleri de alt üst ediyor tabiki. Günümüz dergilerinde kadınlara 'evlenmeden önce mutlaka birlikte olmanız gereken 9 erkek tipi' gibi düşünceler empoze edilirken, kadın bedeninin reklam uğruna ticari bir materyal olarak kullanılması da gayet normal gösteriliyor. Cinsel onur yerini 'cinsel özgürlüğe' bırakmış durumda. Aaa bu devirde hala... aman canım hangi çağdayız... ayy ne banal bir düşünce... sende çok geri kafalısın canım... modernizm diye birşey var tamam mı... lütfen biraz çağdaş ol...
Bana mı ters geliyor, yoksa benim gibi düşünenler de var mı acaba ?
İstanbul’da bir konser yapılıyor, İslami Tarkan dedikleri bir adamın verdiği konser sırasında ilginç görüntüler çıkıyor.
Yada, bu görüntüler ilginç mi dir? Bana mı ilginç gelmektedir.
Senelerin biriktirdiği eziklik, ötekileştirilme, dışlanma, çoğunluk olmana rağmen zenci muamelesi görmenin verdiği bir dışavurum mu dur ?
İktidar sarhoşluğu mu dur,
Güç budalalığı mı dır?
Çağa ayak uydurma mı dır ?
Kimlik bunalımı mı dır?
Yoksa benim paranoyam mı dır ?
Eczacıbaşının, Koçun, Sabancının 70 ler de “Siz sanattan anlamazsınız, ben size ne getirirsem sanat odur” diyerek getirdiği çok sesli müziğe tepki mi dir?
Getirdikleri müziği birde içerden şakşaklaması için köşelere serpiştirdikleri Hıncal’lara cevap mı dır bu?
“Düşmanımın düşmanı dostumdur” teranesine kapılmadan, “kabul etmiyorum” diyorum.
Benim de koca koca adamlar gibi içime sindiremediğim bir gerçeğim var artık. Öyle maden suyu ile sindirilecek bir hastalık değil bu.
http://www.youtube.com/watch?v=MRXN5TrXlxw
arkadaşlar bu link ankara yöresinin geleneksel seymen oyunudur.
http://www.youtube.com/watch?v=IJFr03QTIPs&mode=related&search=
bu link ise ankara oyunlarının günümüzde uğradığı yozlaşmanın bir kanıtıdır bence... Maalesef ankara'da yaşayanlar bile ikinci linkteki görüntüyü ankara oyunu zannetmektedir.
Elbetteki herkesin eğlence anlayışı kendine özgüdür, ama ikinci linkteki içler acısı görüntüye "hakiki(!)" ankara havası denilerek, ankaranın yöresel "atım arap" türküsüyle oynanması 10 yılını Ankara'da seymen oyunlarıyla geçiren biri olarak beni gerçekten çok üzüyor. Lütfen bu duruma seyirci kalmayalım arkadaşlar...
Pek çok filmde görmüşüzdür yurt dışına çıkan Türk insanının hallerini. Çoğunlukla çekingen, kabul edilmemekten korkan, içine kapanık, güven eksikliği içinde...
Sınırı geçince bağlanan kravatlar, fulara evrilen başörtüleri, mola yerinde olunan traşlar, sessizce tekrar edilen almanca cümleler, ceplerde yalan yanlış bir adres...
Tabii bu ruh halinde o filmlerdeki karakterlerin çoğunlukla -kaçak- işçi statüsünde olmalarının da payı var.
Şimdi, birazdan bağlantısını vereceğim videoda Türk insanının o yukardaki profilini nasıl aştığını; güven eksikliğini, çekingenliğini nasıl attığını göreceksiniz..