Yaşayıp gidiyoruz işte.
Yiyip içiyoruz.
Eğleniyoruz.
Çoğumuz iyi kapli olduğumuzu,
iyi bir insan olduğumuzu söylüyoruz.
Bunu söylemesek bile,
yaptıklarımıza mazeret bulabiliyoruz.
Yani...
Katiller, caniler, suçlular bile haklı!
Tabii ki kendilerine göre...
Muassır batı medeniyetleri refah içerisinde yüzüyorlar.
Bunun bir kısmını çalışmaya borçlular.
Bir kısmını ise,
yaptıkları zulme, soykırıma, insanlık suçlarına borçlular.
Öyle günler görmeye başladık ki...
"Bilim, akıl ve mantık bir yaratıcıyı, bir Tanrı'yı reddediyor.
O zaman Tanrı diye bir şey yoktur!"
"Üstelik, dünyada yaşanan haksızlıklar ve adaletsizlikler,
ve bunlara karşı çıkan bir gücün olmaması da
Tanrı'nın aslında var olmadığını gösteriyor."
...diyebilenler de var.
namazgah'tan çıkıyorum mahalleye doğru. sabah ezanı okuyor kuşlu camii'nin imamı. gün aydınlanıyor. halbuki biz gece yaşıyoruz. işimiz bu. süfli hayatlar beyle seviyor, ne yapalım. kader. kader mi yoksa ben mi seçtim yolumu tam olarak bilemiyorum. zaten artık bilmemi gerektirmeyecek kadar uzun zaman geçti üstünden. alıştıktan sonra farkedeceğini de sanmam. herkes için de bu şekilde olacağını tahmin ediyorum. her ne kadar tanıyanlar kesik diye çağırsa da, hacı dedem doğduğumda kelime-i şehadet ile beraber memet ismini kulağıma üflemiş. ancak ne bu mukaddes isim, ne de mukaddes kelime engel olmamış itin önde gideni olmama. namım olan kesik nerden kaldı diye meraka düşecek olan olursa, ödemiş'te yatarken karagümrüklü piçlerden biri kellem ile bedenimi ayırmaya kalktıydı. onun aziz hatırasındandır. karagümrüklüler'de intikam mukaddestir. aksi, türkiye'deki bütün cezaevlerinde itibarlarının sonu olur. hakikaten her cezaevinde semtin koğuşu mevcut. istanbul'un bu mıntıkaları serseri fabrikası mübarek. ödemiş'ten bahsetmişken söylemeden geçemeyeceğim, bir ara gidip bozdağ'dan gonca toplar, kale'de satardık mahallenin diğer kopukları ile. en güzel zamanlardı o günler. gonca da en güzelidir ancak delidir işte. bunun bir kusur mu meziyet mi olduğunu bilemeyeceğim. bu meseleye uzun süre kafa yormama rağmen neticeye henüz varamadım. sadece insanı mesud ettiğini söylemem yeter. neyse sözü bulandırmayayım, bu kanlı mevzunun bıraktığı iz namım oldu işte. herkes ilk enfes hatırama bakar, gözünü oraya kaydırmaktan kendini alamaz nasıl hayatta kaldığıma hayret eder. belki de gündüzün aydınlığına karşın gecenin karanlığını seçmem bundandır. zira gece, güneşin ortaya çıkardığı tüm yaraları örtmeye mukadderdir. ancak derinde olanlara gücü yetmez, acısını pekiştirir. misal kalp kırıklığı buna en güzel örnektir.
BÖLÜM 1.
Gaybdeki: mecaz-ı aşkın acısı da mecazidir.
Gökteki: mecazı idrak mümkün müdür?
Gaybdeki: fasıl fasıldır. Önce pişmeli, sonra yanmalı. Yandığını idrak; müdrik olmaktır.
Gökteki: peki Zehra müdrik olabilecek mi?
Gaybdeki: benden başkası bilemez. Ben de şüphesiz bildiriciyim.
Yusuf: biliyor musun? Bugün okula giderken, iki serçe kuşu gördüm. Ama biri ölüydü ve diğeri onun başındaydı. Çok üzüldüm. Ölüm niye var?
Zehra: ölümde hayatın bir parçası...
Yusuf: bugün yüzün asık. Niye ki?
Zehra: eğer söyleyeceğin bir şey, karşındakini üzecekse ve dahi söylemediğinde de sen üzüleceksen. Hangisini tercih edersin.
Yusuf: hımm! Sanırım söylerdim. Tüm insanların sevinci; benim mutlak sevincim olamıyacağı gibi, benim üzüntümde; başkalarının sevinçleri üzerinde durmamalı.
Zehra: ayrılmalıyız...
Yusuf: neden?
Zehra: çünkü; sana aşık olamadım.
Yusuf: 1,5 senedir arkadaşız. Daha önce hiç böyle şeyler söylememiştin. Hani. Hani… evlenecektik. Güzel bir yuvamız olacaktı. Şimdi…
Zehra: aşık olamadım işte. Ömrümün sonuna kadar aşık dahi olamadığım biriyle nasıl yaşarım? Seni anlıyorum fakat, beni de anlamanı istiyorum. Sen bana belki aşıksın, lakin ben sana olamadım.
Bugün okuduğum Nurbanu kitabının bir bölümüde şöyle yazıyordu.Yusuf adında bir adam 40 yıl Allaha ibadet ediyor.Bunun karşılığında da üç şey dileme hakkı varmış.Bu konuda danışacak birisini aramaya başlamış.Evine gelince kendisine en iyi,en yakın karısı'nın olabilceğini düşünmüş.Benim iyiliğimi çocuklarımın anasından başka kim isteyebilir demiş ve karısına sormuş.Ben kırkyıllık ibadetimi tamamladım,üç ihtiyacımı Allah kabul edecek.Kadın bu sorusundan memnun olmuş.Demiş ki gönlün beni görmekle bahtiyar olduğuna,benimle konuşmaktan zevk aldığına göre bana hiç bir kadına vermediği güzelliği vermesini dile demiş.Adam düşünmeden bunu dilemiş.Kadın çok güzel olmuş.Bu güzellik geçen zaman içerisinde kadını şımartmış,karakteri ve kişiliği değişmiş.Yusuf bunun karşısın da ikinci dileğini kullanmış.Karısının ayı gibi olmasını istemiş,kadın ayı gibi olmuş.Yusuf karısını evden atmış.Ama kadın kapıdan ayrılmamış.Bütün gün ağlamış kocasını ayaklarına kapanmış.Yusuf dayanamamış ve üç üncü hakkını kullanmış.Tanrıdan tekrar karısının eski haline gelmesini dilemiş.Yusuf''un kırkyıllık ibadeti bir kadın uğruna heba olup gitmiş.