Geçen yazıda kısa bir giriş yapmış, paranın ve matematiğin alışveriş olgusundaki yerine değinmiştim. Yine o yazıda söylediğim gibi başlarda belirli periyotlarda –ki bu hafta kavramının da ortaya çıkış sebeplerinden bir tanesiydi, insanlar ürettiklerini (veya avladıklarını) pazar yerine getirirler burada takas ederler ya da satarlardı. Fakat paranın tatlı kokusundan (sanırım güzel bir oksimoron oldu..) olsa gerek bir süre sonra insanlar pazar yerini hergün kurmanın menfaatlerine daha bir uygun olduğunu düşünmeye başladılar.

Ne var ki, asırlar sonra kuantum mekaniğinin babalarından Heisenberg’in de ortaya koyacağı belirsizlik ilkesi gereği, insanlar aynı anda iki yerde birden bulunamazlardı. Dolayısıyla hem tarlada veya avlakta hem de tezgahın başında olamayacakları için insanlık yeni bir kavramla tanışmak durumunda kaldı: uzmanlaşma! Filozof katili bu terim sayesinde insanlar başlarda masumane iş bölümleriyle (kocanın avlayıp eşinin satması gibi..), biraz daha ileride ise yaptıkları işlerin erbabları olarak bugünkü uzun çarşılarımızın ilk tıfıl örneklerini oluşturmaya başlamışlardı.

Özellikle konar-göçerlik zamanlarında bireyin (veya iyimser bir ifadeyle kabilesinin) şahsi zorunluluğu olan zanaat bilme durumu, hayatta kalabilmek için başlıca yükümlülüktü. Nitekim avladıkları hayvanlardan matara yapamasaydılar yeniden avlanmak için su kaynağından uzaklaşamazlar, kili işleyemeseler yiyeceklerini kötü zamanlar için stoklayamazlar, çemberi tamamlamak için ekleyelim, madeni kullanamasalar avlanamazlardı. Şüphesiz bütün bu malzemeleri takas ederek de bulabilirlerdi. Fakat Ademoğlu, kendi cinsini yoktan yere öldürebilen yegane varlık olduğundan mı bilinmez, takas için yüzyüze gelmektense kendi üretmeyi yeğliyordu. Her nasılsa, zaman içinde ve bir noktaya kadar bu güdüsünü törpülemiş, ve toplum içinde yaşamanın avantajları baskın geldiğinde olmazsa olmaz bu edinimleri unutmaya başlamıştı (bugüne bir not, bkz. ampül takamayan elektrik mühendisi). Aynı şekilde ziraat ve ava istidadı olmayan zanaatkarların da kendi tezgahlarını açmasıyla bugüne kadar süregelen pazar ve çarşı uygulaması başlamış oldu.
Büyük şehir yaşamından bıkıp usandığım,küfürler ettiğim, anneciğimi de alıp gidicem buralardan dediğim kısacası bunaldığım dönemlerde fix bir hayal zihnimde canlanır. Anadolu'da bir şehrin bir ilçesinde bahçesi olan 2 katlı bir ev canlanır gözümde. Efendim envai çeşit meyve ağacı olan, domates biber ektiğim büyük bir bahçede geçen günler. Unutulmaya yüz tutmuş bir zanaatı usta-çırak ilişkisi içinde öğrenip geçimimi ufak bir dükkanın içinde sağladığımı düşünürüm. Deriden ayakkabı yapımı olur, baston yapımı olur, kilim dokuma olur....Fark etmez.
Televizyonda yöreleri tanıtan yapımları izlemek hoşuma gidiyor. Oralarda görüyorum yitip gitmek üzere olan bu emek işçiliklerini. Örnekse;
Ağaç İşleri Oymacılığı
Maket Taraklı Evleri
Kaşıkçılık
Tarakçılık
Semercilik
Süpürgecilik
Sepetçilik
Hasırcılık
Çömlekçilik
Sıcak demircilik
Bakırcılık
Bastonculuk
Pabuççuluk
Yorgancılık
İşlemeler
Çorap ve Eldivenler
Kumaş Dokumacılığı
Kilim Dokumacılığı
Mutafçılık/Keçecilik
Saraçlık
Yukarıdakiler hakkında ayrıntılı bilgiyi burdan bulabilirsiniz.
Ben özellikle hayran olduğum baston yapımından bahsetmek istiyorum.

