İstersinki aşk unutulsun ve bitsin..
Tek eğlencen, geleceği durdurdurmaksa eğer,
İşte gelecek benim, duruyorum pencerende...
Sırf kendini sevmenin mezarını isterken bile,
Sadece kendini aldatırsın, bir de bizi..
varımı yoğumu alsan bile benden...
aşk hırsızım, bir tek ben bağışlarım suçunu,
Tanrı şahit olsunki benim aşkım enderdir,
"saçma sapan benzetmelerle tarif edilemeyendir.."
De toi à moi, de moi à toi, il suffit d’un regard, d’un sourire complice pour découvrir le monde merveilleux de l’amour.
Tevafuken rastladığım eski bir sanatçıdan bahsetmek istiyorum:Tarsuslu Abdülkerim.
Hani vardır ya,bir şey ararsınız bulamazsınız fakat bu arada,aramadığınız bir şeye rastlarsınız ve onunla ilgili tüm detayları unuttuğunuz aklınıza gelir.Hatta bazen evinizde öyle şeyler bulursunuz ki varlığından bile haberdar değilsinizdir.İşte böyle buldum bu eski unutulmuş ses kralını.

Polonya'lı bir elektronik ürün firması pek yakında ülkemiz pazarında boy gösterecek, buraya kadar her şey normal elbette yabancı bir firmanın Türkiye pazarında yer alması ilk kez yaşanan ve buraya yazı konusu olabilecek kadar ilginç bir olay değil. Ancak benim bunu yazma sebebim firma çalışanları.
Promet adlı elektronik üretim yapan firma çalışanlarının Ceo'su da dahil olmak üzere büyük bir kısmı görme engelli.[haber ]
52 yıl önce 31 i görme engelli toplam 36 kişi tarafından kurulan firma ogün bugündür faaliyet gösteriyor, çalışan sayısı ise 370.
‘Hergün doğumunda geri dönen yontulmaz/ onulmaz ayrılıklar olsa da, gün batımları benden çok uzak.’ diye geçirdi içinden adam ve sonra karşısında duran P’ye; ‘Söyle, ayrılıklar gün doğumlarını geri teper mi gün olur da? dedi, yanıt beklermiş gibi.
P şöyle bir baktı, ‘Bugün K ile konuşulmaz üstadım’ dedi yalnızca, eğdi kendi kederine büktü, çekti benliğini derinliklerine.
Bunu kaile almayan P devam etti: ‘Gün olur da bekleme süreçleri eskide kalmış, eskimiş ve hatırlanmayan bir şarkı olmuşken; hayallerimizin gerçekleştiği paylaşımlar var mı bu vazife denilende?
Ne zamandır konuşmuyordu. Kimse onu konuşturamadı, o gittikten sonra, yani onun pencereden atlayışını gördükten sonra…
Durduğu yerde sallanıyor ve bir de aynı noktaya bakıyordu. Bazen onu görüyormuş gibi birden tebessüm ediyordu boş duvara, sonra konuşmaya başlıyordu durgun daha doğrusu donmuş gözbebekleriyle… Sakin ve çok içten/ sanki bir mahzenden gelen sesiyle bir şeyler söylüyordu ona, belli belirsiz. Görüyordu belli ki, ya da o gördüğünü sanıyordu. Anlatıyordu ona, ne denebilir ki…
Bir tek ona anlattığı kelimeleri vardı. Odasına girdiğimde, yine aynı noktada sabitlenmiş bakışlarıyla, kollarını kendine sıkıca sarmış ve eğilip sallanarak hatta kendinden geçerek, gene söyleniyordu. Geldiğimi fark edemiyordu. Hiç birşeyi fark edemiyordu. Durdum kapıda, yasladım kapının eşiğine… Bir yanağında yangın bir yaş süzülüyordu sessiz ve belirsiz. Belli ki, çok seviyordu ama ne yapılabilirdi ki… Artık ne sevgilisine ne de bu mırıl mırıl konuşan artık başka bir dünyada yaşayan kadına; ulaşmak mümkün değildi, anladım…
Ama o kadın benim ablamdı ve başka bir yangın vardı, ona yanımdayken dahi ulaşamamanın yangını… Yanağımdan bir yaş süzüldü. O, ne beni ne yaşı fark etti. Doktorlar tüm bilmişlikleriyle şizofreni deseler de, şu an duyduklarım ne kadar mantıklı dökülüyordu onun dudaklarından… Dinledim sadece…
‘Suskun yollar tarihçesi olur ki zaman, içimin suyuna ayna tutar.
Bir yok oluş seremonisi içinde seyir halinde deneyimler ve tüm deneyimsizliklerimiz içinde soluk alıp verirken, sanki yokmuş gibi duyumsarız bazen.
Akıl süzgecimizden geçirmeye yetemeyen düşler kurarız gün doğumundan az önce. Zamanlarımız vardır, yalnız kendimize sakladığımız; bir o kadar hüzün kokulu bir gül yaprağıdır dudaklarımız bazen. Bazen kokunu duymadan nasıl geçer zaman, bilemem.
Ben miyim bu anıyı saklayan torbalara koyup, geçmişten ve gelecekten saklayan? Ben miyim seni ıssız karanlıklara vermeyen gün boyu? Ben miyim seni kendimden dahi sakınan kadın?
sorgulamışlar ;tez, antitez ,sentez.
geçmiş buradan olanlar, olacaklar,fikirler.
sonuç yine döngünün başlangıcı tez.
biraz daha iyi ya da kötü.
sorgulama o zaman, dön dur uyuyama!
çektirmeli sancıyan fikirleri,
duyguya dönüşmüş temeli akla dayanan sonuçların etkisinden kurtulmalı.
anlamak, anlatmak çok zor, anlama!
taşa takılmış teker bazı fikirler.
boşuna kakalamalar, ittirmece imeceler.
bulamamacalar, kusturan sonuçlar.
düşünmenin bedeli, bilincin eylemi kör etmesi.
olan biteni aç önüme hayat daha net göreyim.
oynar gibi davranma,kalma öyle gözümde yaşam, önüme sunulan sahnelerde.
nereye gidersen git ,üç aşağı beş yukarı gündem hep aynı
ebeleyenler ,sobelenenler.
bir de görünmeyen yüzler, perde arkası insanları,kuklacılar.
son kareye ulaşana kadar yaşadığı anı unutup, kendini hep vezir sananlar.
gözümü açacaksan tam aç hayat,
körebeler diyarından çek kurtar!
hayat,açıklama isteyen kırılgan insanların ve
açıklamandan hiçbir şey anlamayan insanların üzerimde bıraktığı: o tatsız, anlamsız etkiyi kır.



Böyle rezillik olmaz…
Toplum zaten psikopatlaşıyor,normal insan sayısı aklı bozuk ve bozulmaya müsait insan sayısının önünde yüzü kızarık,diz çökmeye hazırlanıyor; ama bir televizyon programında, ağızdan ağıza arsızca dolanan bir sakızın yalandan baloncuğunun içine sığdırıldığı sözde bir 70 milyonu geçtim, en önemlisi,en yakınları tarafından izleniyor olan bir adamın katıldığı bir televizyon programında, bu adamın gördüğü muamele ,çirkinlik, programın kendisinin ve amacının basitliğinin de önüne geçen ya da tamam , belki de tam tamına örtüşen yaklaşım tarzları içler acısı gerçekten... Sonra gel de psikopat olma,cinnet getirme… Bu kadar da cahil olunmaz ki…

Ne zaman hiç bilmediğiniz bir yere ilk kez gidiyor olsanız, ne zaman tanımadığınız bir insan grubunun içine girseniz yabancı hissederseniz kendinizi. Bu biraz da nasıl bir yere kimlerin arasına gittiğinizi bilmemekten kaynaklı bir gerginlik yaratır insanda. Ortamı ve insanları tanımaya çalışırsınız. Bakışlardan, gözlerden, tavırlardan yakınlık duyduklarınız olur.
Bir şehrin kapısından ilk kez girdiğinizde sokaklarına, insanlarına, mimarisine ya da doğal güzelliklerine odaklanırsınız. Ya seversiniz ya sevmezsiniz.