
Az önce Ankara'nın güneşli bir pazar Sabah'ında, Emre Aköz'ün bugünkü köşe yazısını okudum. Son günlerin traji-komik konularından ve nafile, bayıcı meselelerinden uzaklaştıracak bir yazı yazdığı için de bu yazı konusunu burda paylaşmayı uygun gördüm. 'Hakim gündem'in evvelinden bugüne uzanan yazısının konusu ise: "55 Kelimeyi aşmayan kısa hikaye yaz!" Aslında konuya musallat olan yeni başlık o değil ama ben odaklandığı bu noktaya takıldım. Bu kısa hikaye denemelerini burada bizim yapmamızı arzu ediyorum. Çok da eğlenceli olacağını tahmin ediyorum.
Yazısını Steve Moss'un The World's Shortest Stories adlı Audio Kaset formatındaki (yada karton kapak kitap) yayınından hareketle kaleme almış ve buradan birkaç hikaye örneği vermiş:
Emre Aköz / Sabah - 16 Mart 2008
Şiir, hikaye, roman ve sair "edebi" davranışlar konusunda pek bir yeteneğim yoktur ama 55 kelimelik bir hikaye denemesini sanırım ben bile yapabilirim:

Gökyüzünde süzülürlerken muhabbete başladı:
– 55 kelimeyi aşma dedi adam.
Arkadaşı:
– Sen de aşma öyleyse.
– Zaten aşamam ki..
– Öyleyse sorun nedir kuzum?
– Neden aşmamam gerektiğini bilmiyorum ama.
– Sence bu çok mu önemli?
– Evet, hayatımdaki en temel “sorunsal”, nedenlerin cevabını bulabilmektir.
Önce Manş denizine baktı ve:
– Upsss. Keşke bu prensibini deposu boşalmakta olan bir uçağı neden havalandırdığımız konusunda da gösterseymişsin.
(Üç adet "de" ve "ki" bağlaçlarını saymadım, onlar hariç 55 kelime diyor Word. Kelimeden kazanmak için onları birleştirseydim ayıp olacaktı bu kez de.)
----------
Yazıdan hareketle ilk denemeyi ben yazayım dedim ve aklıma gelen ilk hikayeyi 10-15 dakika içinde yazdım. Biraz daha vakit ayırıp, odaklanıp çok daha güzel ve orjinal birşeyler yazabilir aslında. Ama, ne kadar vakit, o kadar orcinalite sonuçta, di mi ;-)
gözlerini kocaman açmış dehşetle karşısında elindeki cerrahi aletleri metal tepsiye dizen adamı izliyordu. birazdan ikimiz yakınleşırken ölmek isteyeceksin dedi adam. etrafta küf kokusu vardı. bir borudan su sızıyordu. elleri, başı ve ağzı bantlanmıştı. hareket edemiyordu ama ve etrafı çok net göremiyordu burası bir bodrum olmalıydı. Kendisine doğru inmekte olan neşteri gördüğünde çılgınca bir histeriye kapıldı.
:) süpersiniz efendim, hem bu ilginç konuyu tomurcuklayan kalem sevgili Anthro, hem cümle gerilimi 55 kelimeye sıkıştıran sevgili Mansonilized.
hamiş: "haiku"ya çalan hikayelerin takibindeyiz...devamı gelir dilerim...
Proksima dostum, senin de 55 kelimeni reca edeceğiz. Güzel bir şeyler yazacağına şüphem yok. :)
Bu yazıyı aynı zamanda Emre Aköz'e de link olarak gönderdim. Yazısınında güzel hikayeleri köşesinde paylaşacağını söylüyordu. Buradan çıkacak hoş hikayeleri paylaşır diye düşünüyorum.
denizde yüzen kızları nedense çok severim ıslak olduklarından, araba kullanan kızları çok severim hızlı olduklarından , plajda güneşlenen kızları çok severim sereserpe uzandıklarından, sahilde yürüyen kızları çok severim doğaya uyum sağladıklarından, rüzgârda saçları uçuşan kızları çok severim özgür olduklarından, ders çalışan kızları çok severim masum olduklarından, dans eden kızları da severim hayatı sevdiklerinden, hele harajuku kızlarını...

Al benden hediyen o zaman kop.
Özenmeden giydi plastik eldivenlerini. Terleyince kaşındıran boneyi yalapşap başına geçirdi. Yine cayır cayır sıcaklık yayan lambaların altında saatlerce dikilecekti. Geniş masanın etrafındaki diğer arkadaşlarına baktı; Sıradan bir günün olanca sıkıntısı yüzlerindeydi. Çeşitli büyüklükteki bıçaklarından birisini aldı, yavaşça kesmeye başladı önündekileri. Kestiklerini zarif bir şekilde kavrayıp, karton kutu içerisine yerleştirdi. Usulca şerbet sızdı baklavanın dilimlenen yerlerinden.
hamiş: 1) sevgili Mansonilized, size inanamıyorum, gönlünüzde bir sayaç var sanki :)
2) eğer yalapşap bitişik yazılmıyorsa, o ayrı şapı biz içmiş olabiliriz zira toplamda 56 kelime olacak yeni durumda...
Kaldırımın kenarındaki çukuru yağmur suları doldurmuş. İçinde yenmemiş yarım bir simit yüzüyor. Alsam, koynuma soksam! Kuruttuktan sonra yesem! Olmaz ki, lime lime olur. İlişmeyeyim o halde; Tanrı’nın gözyaşlarında yüzmeye devam etsin. Üşümüş, ıslanmış ve dışlanmışım, iklimsiz, isimsiz kalmışım, elimin üstündeki damarları seyre dalmışım. Mavi iplik parçaları..Tombul gri solucanlar..Kanlı haritalar..Ölüm benim için kapılarını ne vakit aralar?

Büyücü, sana da çıtır bir simit ve yanında da çay gönderiyorum..
Yalapşalap'ın ayrısı gayrısı olmaz zaten Proksima. Bence 55 oldu.
Sevgili Lesorcier, sizin öykünüzün vaftiz babası olup, ismini "Can Simidi" koymayı öylesine arzu ederdim ki :)
Sevgili Kopanisti; Orhan Veli geldi yanıbaşımıza satırlarınızı okumamız ertesi, varolunuz efendim, varolunuz :)
Güzel kızları severim, İşçi kızları severim; Güzel işçi kızları daha çok severim
dükkanın önüne attığı sandalyede oturmuş güneşli havanın tadını çıkarıyordu. pantolonunun sol bacağını saran bölümünde ufak bir ip parçası gördü. aldı. ipliği alıp sağ bacağına aynı noktaya koydu. uzanıp aldı. elindeki ipliği yere fırlattı ve elini yerine koyarken sandalyenin kenarına çarptı serçe parmağı. hemen sol elinin serçe parmağını da sandalyeye çarptı. bu hayat böyle geçmez dedi içinden.
Sen bana sosyalist bir pankart hazırla benim için yeter..Kırtasiye malzemelerine param yetmii biliyosun..
Siz genelde siiiedıl mahsülü donut tercih ederdiniz Le le le sorcier.
Elindeki kırmızı kapaklı, kalın kitabı gösterdi genç adam hemen yanında oturan kadına. "Bu kitap, gerçekten sürükleyici, okumanı tavsiye ederim" dedi. "Kaçıncı sayfadasın?" diye sordu kadın umursamaz bir ses tonuyla, sadece bir cevap vermesi gerektiğini düşündüğü için belki de. "55" diye yanıtladı adam. "55 ha! bu sayı...neyse" dedi kadın ve adamın meraklı bakışlarına cevap olarak göz kırptı sadece..
Sana neşter kolleksiyonu göndercem ama eczanende koli koli vardır diye düşündüm Manson.
Parlak, duru, ipeksi bir cildi vardı, dolgun ve hacimli saçları, tertemiz teni, bu ince ve selülitsiz vücutla mükemmel bi uyum sergiliyodu. Üstelik herhangi bir cerrahi müdahale de görmemişti. yüzü, boynu, el ve dekolte gibi bölgelerini rahatlıkla gözler önüne seriyor, kimseden gizlemiyordu. Vücudundaki fazla tüylerden kurtulmak için ne bir lazer epilasyona gitmişti, ne de ağda kullanmıştı
1.42’lik aile babası karısının kendisini aldattığından emin olduğu gün 1.72’lik karısını banyoya kitler ve kapının sağ alt köşesine bir delik açar. Her akşam kendisini aldattığı adamın uzuvlarından birini delikten içeri atar. Sıra malum uzva gelince onu Malezya Subkoman bitkisinin zehriyle kaplar. Yanına “James bunun sende kalmasını isterdi” yazar. Ertesi gün kapıyı açar, kadını ölü bulur.
bir hikayenin 55 kelimelik kesiti degil, finalinin de içinde oldugu bir yazıdan bahsedilmiyor mu? sunulan orneklerin cogu farklı..
plastik steril eldivenleri ile kadının bal çanağının derininde duran kobrayı bir estetikçi nezaketiyle yavaşça alır, kobrayı kadının yerde cansız yatan bedeninde bulunan ellerine sürer, böylece gelecek olan federallerin kadının mastır sırasında zehirli ellerinden garajının zehirlendiğini sanmalarına zemin hazırlar, az sonra federaller kapıyı çalar, ağızlarındaki cikletlerden hepsinin amerikalı olduklarını anlayıp arama izinlerini sorar ancak kobrayı elinde tutmaktadır
Dediğin doğru aslında Arrogante. Ben edebiyattan anlamam ama içinde bir giriş-gelişme ve sonuç olması lazım diye biliyorum. Gerçi 55 kelimede girmekle çıkmak bir oluyor ama. Anlatılan konuda müstakil, kendi başına bir olay olması lazım esasında..
Yutkundu. Bu kaçıncı gün kursağından sıcak bir çorbanın dahi geçmediği. İstemsiz sokaklara vurdu yine kendini. Aydınlık bir pastanenin camekanının önünde durdu. Islanıverdi ağzı birden gördükleriyle. Kimbilir kaçıncı defa yenibaştan yutkundu. İçeride suratını asmış baklava dilimliyordu bir adam. Adamın somurtuşuna şaştı. Üç beş kuruş bulabilmek adına sonucunu bilerek delik ceplerini yokladı. Cepleri de midesi misal boştu.
hikaye anlattığı süreci sonuçlandırıyor zaten. kopan geniş zamana hitab ettiğinden onunkiler sayılmaz. ayrıca kopan yazmışsa her koşulda olmuştur. ama diğerleri özünde sizin üzerinde düşüneceğiniz birer son bulunduruyor.
bu arada sörsi bacım senin yorumunu görmeden yazmışım resmen tekrara girmişiz telepati melepati vasıtasıyla
tamam tamam, 53, 52, 51 50 49 48 47 46 45 44 43 42 41 40 39 38 37 36 35 34 33 32 31 30 29 28 27 26 35 24 23 22 21 20 19 18 17 16 15 14 13 21 11 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1
loop a girmişiniz bacılar, kopanla uğraşırsanız böle olursunuz işte
başlıkla birlikte en az 56 olur kop. sana gösterilen iltiması kullanmışın gene..
Anthro, histerik şekilde yazılanları mı sayıyosun? Eğer öyleyse bir iki hain planım var..Bana bilgi mesajı geç..
Sayma yetkisi kopan'a ait. Benim yetkim yok Büyücü. 55 ten geriye doğru sayıyor o.
Güneş batınca maratonuna başladı;
- “Güzel bir ilkbahar akşamı”.
Bozuk şoselerden, kentin sokaklarına doğru su oldu aktı. Akşamlar ki, taze çöplerin tenekelere doldurulduğu. Işıltılı bir sokakta gördü titreyen çocuğu. Bir cama yapışmış, içerisini kesmekteydi. Kanı ısındı ona, kuyruk salladı, dilini çıkardı. Farketti sonunda çocuk onu.
-“Hep kanıyor insanlar bu numaraya”
diye düşündü. Unuttu çocuk açlığını.
motivasyonalitele bak, sörsiye yazmadan ben cevabı yazmışım, telepatizm diye buna denmez de neye denir sorarım ben
Hamdi bey'e yokum demişsin ama kop. Devam etmen gerekiyor.
Evet, C47 koğuşundan cam kenarındaki ranzada yatan tamıs endırsına bu konuyla ilgili görüşlerini sordum, beni kırmadı, bunları sayıkladı..Olduğu gibi yazıyorum;
Kırk küp kırkınında kulbu kırık küp-eştede bir güzel oturmuş karga karga gak dedi, çık şu dala bak-bakalım pop-aranbesk camiasında böyle şarkı bulabilecek misin? diye lafa girdi teknedeki delühanlu-sarımsaklı mı yesek sarımsaksız mı dedi güzel-çeşmenin başına ışınlandıktan sonra..delühanlı güzele bir tekme kodu, bu takatuları takatukacıya götür leş kargası-dal kalkıyo kartal sarkıyo sen bi halt beceremiyosun dedi.
Bir köpek ve bir insan birlikte…Çok gördüm insanın ayrı zamanlarda ziyaretime geldiğini, köpeğin de… Kirden geçilmiyor insanın üzeri, bitler ciritler atıyor köpeğin tüylerinde. İçimi karıştırıyor insan; Kurumuş bir kaşar parçası, ısırılmış bir elma çıkarıyor dibimden. Pay ediyor, afiyetle yiyorlar köpekle. Çarpık bir gülümseme yayılıyor köpeğin yüzüne. Hayret, durdukça nelere tanıklık edecek daha bir çöp tenekesi.
-Ali, elmanı ye hadi! Öğle yemeğinde çukulata yok, akşamı beklemen gerek.
-Hayır, yemicem!
-Hadi, bir ısırık, hadi bir tanem…
-"Kahrolasılar, mundar ettiler güzelliğimi. Alçaklar, değerimi bilecek onca insan varken, çaldılar, kezzaplar döktüler narinliğime, yarım bıraktılar beni."
Bir el uzandı ve alıverdi çöp tenekesinden çürümeye başlayan şikayetçi elmayı. Onu yiyecekleri görünce,
-“Hiç yoktan iyidir” dedi elma.
Eskiden okumuşluğum olan bir hikaye kitabı vardı, Cüneyt Suavi, "Hayatın İçinden" diye. Ondan bir örnek:
Küçük kız, annesiyle yürürken birden durdu. Yağmur damlacıklarıyla ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey, babasıyla birlikte bisiklette giden bir başka kız çocuğuydu. Bisikletteki kız, düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve soğuktan pembeleşen yanaklarını, onun sırtına dayamıştı.
Adamın ara sıra yana dönerek söylediği sözler, küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu.
Kaldırımdaki kız, bisikletin arkasından bakarken; annesi durumu fark edip:
- Baban, günde on dakikasını ayırıp seni okula bırakıyor, dedi. Hem de mersedesiyle. İstersen seni bisikletle götürsün ha, ne dersin?
Küçük kız, buğulanan gözlerini annesinden saklarken:
- Çok isterdim, diye karşılık verdi. Belki de böylelikle, babama sarılırdım.
Kaç kelime bilmiyorum ama kısa hikayelerle çok etkiliyici öyküler anlatıyordu. Örnek olması açısından ekliyorum.
Yine aynı kitaptan:
Balon
Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, “bizim eve bile sığmaz” dediği o güzelim balonların, adamı nasıl havaya kaldırmadığıydı.Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı ve titrek bir sesle:
- Baloncu amca!… dedi. Biliyor musun, benim hiç balonum olmadı.
Adam, çocuğu şöyle bir süzdükten sonra:
- Paran var mı? diye sordu. Sen onu söyle.
- Bayramda vardı!. diye atıldı çocuk. Önümüzdeki bayramda yine olacak.
- Öyleyse o zaman gel!. dedi adam. Acelem yok, beklerim.
Küçük çocuk sessizce geri döndü. O âna kadar balonlardan ayıramadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Birkaç adım attıktan sonra onlara tekrar baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.
Çocuk, olup bitenleri hayretle seyrederken, baloncu ona dönüp:
- Küçüüük!. diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm.
Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Kalbi sanki yerinden çıkacaktı. Ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine yaklaşırken duyduğu sevinç, bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Balonlara güç bela ulaştığında, bir müddet onları seyretti ve dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.
Ancak balonlardan biri gruptan kopmuş ve dalların arasına sıkışmıştı. Hemen yanında da dikenler vardı. Çocuk onu kurtarmaya çalışsa, bu dikenler onu patlatacaktı. Balona hiç dokunmayıp aşağı indi ve baloncuya dönerek:
- Birini bana verecektiniz!.. dedi. Hangi balon o?..
Adam, elinin tersiyle burnunu silip:
- Seninki ağaçta kaldı ufaklık!.. dedi. Çıkıp alabilirsin.
Çocuk, bu sefer ayakta bile duramadı. Ve kaldırım kenarına oturup baloncunun uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parıldayan balonuna bakarak:
- Olsun!.. diye mırıldandı. Ağaç üstünde de olsa bir balonum var ya artık!..
Balon çok güzelmiş sevgili Anthro...
çocuklar ne şirin ve mahsun mahlukları grilerle bezeli dünyamızın...tek renkleri...
Bir eylül gecesiydi Şile’de. Fırtına öncesi bir sessizlik hakimdi. Kayıkçı buna aldırış etmeden çıkmıştı yola. Yağını henüz tutmuş palamutları oltasıyla tutup, ertesi gün cebine koyacağı paraları düşünüyordu. Bir sigara içeyim telaşıyla keçeli yeleğinin cebini yokladı. Son sigarasıydı. Fırtına gelmekte gecikmemişti. Buraya kadarmış diye hayıflandı ve geride bıraktığı tek şey “elli beş” yaşına kadar yaşayabilmişliği oldu.
Kısa metinli sanat formlarının tiyatro versiyonu için, Ortaoyuncuların 90'lı yıllarda sahneledikleri Yorgun Matador oyununu da tavsiye edebilirim. Birbirinden bağımsız, birer sayfalık metinleri Ferhan Şensoy, usta bir biçimde birleştirerek güzel bir müzikal oyun kotarmıştır Pierre Henri Cami'nin eserinden.
hamiş: 1) Paylaştığım linkte kimi Youtube videoları da bulunmakta, artık yasak kalkınca meraklıları izleyebilirler :)
2) sevgili Pelitas, rastgele efendim. Hüzün avına çıkmış, hüzünde boğulmuşsunuz 55 kelimelik bir denizde...
Gecenin karanliginda ekrandan yansiyan isiklar yuzlerine vuruyordu, goz goze gelmenin yuzunde olusturdugu kirmizilik kalp atisinin hiziyla ayni ivmedeydi,kendini savunmaya hazirdi, sadece kahkullerini duzeltecektim cumlesini yuz bin defa icinden gecirdi. Bir wan koi filmine daha konsantre olamamisti. Karsi taraftan gelen soru hizliydi.
-ne oldu filmi begenmedin mi?
-hiççç...sadece seviyorum seni.
Tanrim dedi, ben ne dedim...
Özgürlük
Yağlı urganı boynundan geçirirken endişesizdi gözleri
sakince olmuş olanın mahkemesinde kanatlarını yel almş meleklerle konuştu
istemezdi aslında olmasını, yaşlıca ölümün onu bulmasını
yasasızlığın yasalarına yansıdığı bu ülkede af gelmişti suçsuzluğuna ama
cansız bedeni çoktan sallanmaktaydı ipin ucunda
ve bir özür dilemeden celladı
gömdü bedenini doğanın koynuna
huzur çiçekleriyle soludu bahar havasını
sordu:
bu muymuş özgürlük?
Dalgıç
Üzerinde deniz varken yukarda olanlar umurunda değildi, çıkmamak için neler vermezdi; bu tuzlu mavilikten… keşke konuşabilseydi… deniz kalemi olurdu o kelamsızlık… çığlık atardı bazen sesi duyulmazdı; bunu da her ayrılık için bahane olarak geliştirmişti yüreği… yosunlar kavradı bileğini, duraksadı yüreği… yardımdı kaçtığı kimseler bedenine… sonrasında, çığlıkları suyun yüzünde oldu; yanılsamalara ve yansımalara yer yoktu burada
Yarın
Sabah masamda çay içecek benimle… gözlerimin içerisine bakarak uykusuzluğunu giderecek sonra kaçıverecek Yarın. Peşinden koşacağım birçoğunun yaptığı gibi, sormak için neden kaçtığını … ama bilirim cevapsız sorulardan bıkmış Yarın … Ve yarın en çok sorgulanmaktan sıkılmış … onu sorgularken yüzündeki çizgilerin sayısını unutur olmuş yargıçları…
üç tane oldu =) aklıma gelirse devam ederim böyle bi çok öykü yazabilecekmişim gibi hissediyorum
Evet bende okumuştum o köşe yazısını gerçekten çok hoş geldi özellikle;
"Hangi salak, senin gibi bir hanımefendiyi tetikçi olarak kiralar ki?" Kadın tabancayı adama doğrulturken mırıldandı: "Karın!"
gülümse... Anthro hatırlattın tekrar teşekkürler
Ben teşekkür ederim @necronamber :)
Ellerinize sağlık bu arada arkadaşlar. Beyninize de. Güzel hikayeler de çıkıyor arada. Ama @aRRoGaNTe'nin yukarda değindiği şeyi tekrar bir hatırlatsam mı diye düşündüm. Bazen hikaye ile hikayeden kesit karışıyor gibi çünkü. Anlatılan bir hikaye olmalı bence. Ve de o hikaye öncesinden ve sonrasından bağımsız olmalı. Kendi içinde müstakil bir olayı anlatmalı. Dediğim gibi basit de olsa bir giriş ardından gelişme ve mümkün olduğunca şaşırtan bir sonuçla finallenmeli diye düşünüyorum. Tabi ben bu köşe yazısında verilen bir kaç örneğe bağımlı olarak düşünüyorum belki de. Ama örnek hikayeler dediğim gibi öncesinden ve sonrasından müstakil ve finalinde eğlenceli bir sonuç barındıran kısa yazılar olmuş. Ve de çok da hoş, kısa hikayeler olmuş.
Duruşma salonunun önünde beklerken, aniden koridorların boşaltıldığını gördü.Heryer bir anda ablukaya alınmıştı..Yedi yıldır, bir an peşi bırakılmadan takip edilen seri katil duruşma salonuna getiriliyordu.
Yüzlerce kişi bir anda susmuş, küçük kız olduğu koltukta adeta küçülmüş, yanından geçişini yuvalarından fırlayacak kadar açılmış gözleriyle izlerken, katil bir anda, dönüp ona baktı, ''Korkun, beni cezbediyor'' dedi..
Ve küçük kız bir daha hiç korkmadı, hep dik durdu..
Ellerine sağlık PBK.
Mayın Tarlası nı aşağıya aldım.
Bu tip küçük hikayeler ''Alacakaranlık kuşağı nı'' hatırlattı bana..Hollywood a senaryo göndermeyi düşünüyorum..eheheh ehehe
Sen de sağ ol, bu değişikliğini sevdim..Gelecek vaad eden Anthro..
Ne değişikliği ki bu? Kendini bilmezliğim üstümde sanırım. Ben farkedemedim bunu ama.
Bir de 14 yaşında olduğumu unuttun galiba. Alacakaranlık kuşağı, Hitchcoch felan da ne. Onu da anlamadım ben yahu..
Şöyle ki, sürekli mim veriyordun, bu yazıyla insanların düşünmesini sağladın..Bu değişiklik ti kastım.
Alacakaranlık kuşağı dedim diye korktun mu yoksa, beşi bir yerde, korkuturken düşündüren kısa filmler, aynen senin hikayelerin gibi..
hmm. şimdi anladım. Ama zaten şunun şurasında 10 tane yazı yazmışım sadece. Onların da üçü yazı, yedisi mim. Hem mimlerimin de hakkını yeme lütfen. Onlar da fena düşündürttüren mimlerdi hep. Hatta düşünmekten bitâp düşenleri küfrettiren cinsten.
Hiç bi gün övmedin diye arsızlık ediyorum :)
Bütün içtenliğinle bir deneme yazısı yaz o zaman, ben de dikkatlice inceleyip, övecek bir düşünce bulmaya çalışırım içinde..
55 kelimeden uzun giriş gelişme sonuç olsun..
Ben de şimdi gidip kütüphaneme sayfaları arasında uyuyabileceğim bir kitap bulmalıyım..İyi geceler.:)
:) İyi geceler. O tatlı cümleni hatırladım bak. Henüz niyetim yok ama birazdan bende yapıyım onu.
Yaş 14 falan ama tatlı diller de yerin de bakıyorum..Boşuna demedim gelecek vaad ediyorsun diye..Trafikte dikkat et kendine..İçimden bunu söylemek geldi, dalgın olma çünkü buraya fazla odaklanmak insanı düşünceye sevkediyor..
Bütün 14 yaşındakiler yalancıdır.
Bir Girit atasözü.
Hikayelerle muhabbetler karıştığı için ben de Metis gibi hikayeleri bir araya toplayıp derli toplu olsun istedim. Hem de üçleme tamamlanmış olur böylece. Önce yazıda kullandığım hikaye:
--------

Gökyüzünde süzülürlerken muhabbete başladı:
– 55 kelimeyi aşma dedi adam.
Arkadaşı:
+ Sen de aşma öyleyse.
– Zaten aşamam ki..
+ Öyleyse sorun nedir kuzum?
– Neden aşmamam gerektiğini bilmiyorum ama.
+ Sence bu çok mu önemli?
– Evet, hayatımdaki en temel 'sorunsal', 'neden'lerin cevabını bulabilmektir.
Önce Manş denizine baktı ve:
+ Upsss! Keşke bu prensibini deposu boşalmakta olan bir uçağı neden havalandırdığımız konusunda da gösterseymişsin.
---------------------------------------------
2- Mayın Tarlası
Geniş ve bomboş arazide ilerlemek zorundaydılar. Ah keşke bir de şu mayınlar olmasaydı.
- “Kenardan ilerlemeliyiz, buraları bilirim. Çünkü sınır boyları benim hapishanemdir.”
diyordu. Gerçekten de arazinin kenarında başlayarak çok da yol aldılar. İlk bölgeyi aştılar.
-“Evet, başaracağız.”
dedi çakır gözlü çocuk. Az kalmıştı çünkü yolları. Derken.. son taştan ayaklarını çekmemek istediler. Çünkü mouse'un click'inden sonra ekranda “Gameover” yazacaktı.
-------
Acaba ne yazsam diye düşünürken arka planda dinlediğim Leonard Cohen'in muhteşem şarkısı The Partizan ve öncesinde baktığım şu film haberi bu hikayeye esin kaynağı oldu.
---------------------------------------------

-3- Sabotaj- / yada kolaj
Serdar önce duvara baktı ve derin bir nefes alarak:
S- “Maksimum 3000 vuruş olacak Engin.”
E- “Sıktınız ama ha!” dedi Engin.
S- “Tam bir Liberal-demokrat tavır.”
E- “Sen nesin hı? Cumhuriyetçi misin, demokrat mı?”
S- “Ben, Türküm, doğruyum çalışkanım ve ‘ski’ciyim.”
E- “Oğlum, Sen ne devesin ne de kuş, biliyor musun?” dedi ve çıktı.
Serdar: “Oğay!” diye bağırdı. Tetikçisi odaya girdi.
O- “Sabotaj mı abi?” dedi.
S- “Yeap. Engin Ardıç must be killed!”
----------
Bu da yeni bir hikâye daha yazayım diye düşünürken aklıma Serdar Turgut’un bir ara gazetesinin köşe yazarları ile arasında geçen 3000 vuruş muhabbeti geldi. Mizanpaj düzenlemesi için tıpkı bu 55 kelime gibi bir kısıtlama olayı olmuştu sanırım. Acaba Engin Ardıç’la Serdar Turgut arasında nasıl bir diyalog geçmiştir diye düşündüm ve kendi köşe yazılarından iz sürerek bu diyalogu kurmuş olabileceklerini tahmin ettim. Hiçbir cümleyi ben uydurmadım. Hepsi kendi ağızlarından çıkmış ifadedir.
haberhaberhaber DİYOR Kİ, (2 gün önce)
Ben akşam yazacağım.haberx3
Haber3, senin hikayeni alamadık.
Alıntıyı okusana! o iki gün öncenin akşamı idi. Arkası yarın diziler gibi bizi merakta bırakıp gitti haber küp'cüğümüz.
Biz kaçak birleştirmelerle tek kelime sayıyoruz Nevdalist. Bakınız:
S- “Tam bir Liberal-demokrat tavır.”
Liberaldemokrat tek bir kelime oldu.
1 kelime bilem çıkarsa hikayenin anlamı değişir. artık, başka bahara...
tek tek gelin. böyle toplu cevaplar bünyeme ağır geliyor.
alıntıyı okusana adamım bu akşam yazcam dememişki , bekle bi akşam yazar yau
Bu ayrıntılı açıklamayı başta yapsaydın ya. Şimdi anlıyorum bu kop'ernik mantığını.
bana bunlarla gelme ant, al şu çeyreği de git bi içki ısmarla kendine
Paranı harcama adamım, lazım olcek bize..Santorinide hayat pahalı..Gerçi ben milyorları elime aldım sayılır ama...olsun..
Neyin başının çaresine? Santorini'ye beni de mi götürceksiniz yoksa?
Hayır yavrom, sen kendine içki ısmarlatacak yollar bulacaksın..
Çeyreklikleri kesiyorum..Kop para hesabı bilmez dağıtır..
İstatistiki olarak kendine içki ısmarlatma oranın hangi uzuvdan geçio hesapla bakalım?