Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "Pilli network ile site hakkında röportaj"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Peyami SAFA adını duymuşsunuzdur. Kimimiz onu roman yazarı kimliğiyle ve "DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU" adlı ünlü eseriyle tanırız. Kimimiz de ayrıca toplumbilimci, bir düşünür yanı olduğunu ve TÜRK İNKILABINA BAKIŞLAR gibi araştırmalara imzasını koyduğunu biliriz.
İşte adını andığımız Peyami SAFA'nın Türkiye gerçeğiyle ilgili bir yorumu var ki; Cumhuriyetimiz'in 83. yılında bile, bugün yaşadıklarımız çerçevesinde değerlendirildiğinde güncelliğini koruyan bir yorum olarak değerlendirilebilir. Peyami SAFA'nın bu yorumuna sıra gelince...
SAFA'ya göre; Avrupa, Osmanlı İmparatorluğu'na HASTA ADAM diyor. Eğer HASTA ADAM yakıştırmasını onaylarsak, Gülhane Hattı Hümayunu'ndan başlayarak, 27 Mayıs 1960 yılına değin yapılan hareketlerin hepsi, HASTA ADAM'a verilen reçetelerdir ve bu reçetelerin dökümünü yapan SAFA'ya göre 14 reçete yazılmış. Bu reçetelerin sıralamasına gelince:
Birinci reçete; Tanzimat reçetesi ( Gülhane Hattı Hümayunu), ikinci reçete; Mithat Paşa reçetesi ( Birinci Kanuni Esasisi), üçüncüsü; İkinci Meşrutiyet reçetesi, dördüncüsü; Doktor Abdullah reçetesi ( yüzde yüz Avrupalılaşma hareketi), beşincisi; Sebülürreşat reçetesi ( İslamlaşma hareketi), altıncısı; ilk Türk Yurdu reçetesi ( Türkçülük hareketi), yedincisi; Ziya Gökalp ve Yeni Mecmua reçetesi( İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık olarak adlandırılan üç akımın telifi), sekizincisi; Prens Sebahattin reçetesi ( sosyoloji, Ademi Merkeziyet ve Teşebbüs'ü Şahsilik), dokuzuncusu; Atatürk reçetesi ( Cumhuriyet), onuncusu; Terakki Perverler reçetesi ( Cumhuriyet'ten hemen sonra ortaya çıkan ilk muhalefet partisi), onbirincisi; Serbest Fırka reçetesi ( Fethi Okyar), onikincisi; Altı ok reçetesi ( CHP), onüçüncüsü; Demokrasi Hareketi ( Demokrat Parti), ondördüncüsü; Milli Birlik Komitesi reçetesi ( 27 mayıs hareketi)...
Peyami SAFA'nın ömrü yetmediği için; onun ardından yazılan reçeteleri de biz sıralamaya alalım dersek; onbeşincisi 12 Mart reçetesi ( 12 Mart muhtırası), onaltıncısı; Ecevit reçetesi ( 1973 CHP'si), onyedincisi; Turgut Özal reçetesi ( 24 Ocak Kararları, yeni ekonomi düzeni), onsekizincisi; Yeni Düzenlemeler reçetesi ( 12 Eylül hareketi) ve gelenekselleşen; IMF reçeteleri ( ulusça ipin ucunu kaçırma hareketleri)...
Bizler Türk Ulusu olarak; verdiğimiz İstiklal/Kurtuluş/Bağımsızlık Savaşı'nın ardından, 29 Ekim 1923'de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurduk. Lozan Barış Antlaşması ile de savaş alanında kazandığımız barışın ve başarının yanına, bir de siyasal alanda kazandığımız başarıyı ekledik. Üstelik dosta, düşmana duyurduğumuz gibi; Ulusal Andımız'la ( Misak-ı Milli) ülke bütünlüğümüzü ve ulusal birlikteliğimizi perçinledik. Gerçi perçinledik mi, bize mi öyle geldi; bu da tartışmaya açık ya neyse, işte o günlerden bu günlere neler değişti?...Ülkemizin yazgısına kimler egemen oldu?...Osmanlıyı lime lime eden yedi düvelimiz, bugün PKK postuna girmiş federasyonlardan, "Ne mutlu Türküm Diyene" söyleminin dışında kimlik arayışlarından, "ılımlı islam cumhuriyeti" tanımlamalarından dem vuruyor ve en önemlisi de HASTA ADAM Osmanlı'ya yazılagelen reçetelerin daha da acıları, 1980 sonrasında IMF aracılığıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yazılıyor. Sonuçta da; bizler arkamıza dönüp baktığımızda, "83 yıllık Cumhuriyetimiz'le bir arpa boyu bile yol alamadık mı ?" diye sorma durumunda kalıyoruz.


25 ahkam var
Önceki yazı: Kangraculeyşıns

Ahkâmlar

Selmaelma,Bu kadar reçete en işlek eczaneye bile gelmez!...Osmanlı'ya ve de Cumhuriyet Türkiye'sine dikte edilen bunca reçete, bizi neden iyileştirmedi dersiniz...Saydığınız reçetelerin içinde makul olanları da bir hayli fazla üstelik...Osmanlı aristokrasisi ve bürokrasisi gibi parmağımızı sağa sola sallıyarak onu bunu suçlamanın ne yararı olabilir ki ?...Peyami Safa'nın yaptığı da budur...Rahmetli babamın arşivinde bu kişinin "Her gün" ve "Akşam" gazetelerinde ki köşe yazılarını okudum...İlhan Darendelioğlu ile aynı kafayı temsil eden sadece"şikayet" edebiyatı ile "rakı" sofralarını mezeliyen bu insanların nesine gıpta edelim...Bu insanlara soran olmadı mı;Fransa'ya,Almanya'ya,İngiltere'ye neden gelmedi bu reçeteler ?...Elbette onlara da geldi...Hem de daha acıları...Sonuç; Aydınlanma ve kaybedilen son yüz yılın hikayesin de saklıdır...

souls on fire

nazım hikmet'in peyami safa'ya yazdığı "bir provakatör üzerinde hiciv denemeleri" aklıma geldi; şöye diyor nazım, safa için:

Bir düşün oğlum,
bir düşün ey yetimi Safa
bir düşün ki, son defa anlıyabilesin :
Sen bu kavgada
bir nokta bile değil,
bir küçük, eğri virgül,
bir zavallı vesilesin!..
Ben, kızabilir miyim sana?
Sen de bilirsin ki, benim âdetim değildir
bir posta tatarına bir emir kuluna sövmek,
efendisine kızıp uşağını dövmek!.
Sen de bilirsin ki, jurnal esnafı, senin gibiler
tutulup kulaklarından birer birer teşhir edilirler..
Ben, sadece söküp bir fitnenin otuz iki dişini,
ve Babıâli kaldırımlarına döküp geleceğini, geçmişini
aldım omuzuma işte bu teşhir işini....

ayrıca peyami safa'nın kitaplarının ötüken yayınları tarafından basıldığını belirteyim.

...ve peyami safa'dan selma elma hanım için seçtiğim bir dize ile bitireyim:

"yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır ; zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır..."

Peyami Safa ve sinemaya katkısı olan eserleri hakkında bilgileri aktarma ihtiyacını duydum.

sevgisiz ve sinemasız kalmayın

Faşist ve ırkçı teyzemizin huzuru Peyami Safa’da bulması şaşırtmıyor beni,yakışmış.gerçi sorsanız teyzemizin elmaısıranı komünist kendisi sosyalist, söylemlerinin alayı vatan aşkındandır, ama iş fikir/zikir olayına gelip dayanınca kendisini saklayacak yer bulamıyor,yazıııkk.kıyamam teyzecim boşver sen bunları.abd deki akademisyen oğlun için doku örnekleri falan topla ileride lazım olur.bak Nihal Atsız ağabeyinizin vasiyeti var,içerideki düşmanları bilmek için kim kimdir soyu sopu nedir öğrenmek lazım değil mi ama…

Adnan CEMGİL,Sertellerin Tan gazetesinde "faşizmin misyonerleri" yazı dizisine Peyami Safa ile başlar. Peyami Bey'in intikamı korkunç olacak ve Tan Gazetesinin yer ile yeksan edilmesi ile sonuçlanacak münferit (!) olayların vuku bulması için "milliyetçi" çocuklara gereken gazın verilmesi harekatına Tasvir" gazetesinden şu satırlarla desteğini verecektir.
" Yılana zehir,akrebe bilinç veririz.İnsan biçimine girsinler,hatta suretine bürünsünler halk arasına dalsınlar,gençlik arasına sokulsunlar,zehirlerini akıtsınlar... Yalan,dolan,tehdit, iftira,palavra ve yaygara,kıyameti koparsınlar,Türkiye'yi İran'a benzetmek (o yıllarda İran’ın kuzeyi SSCB tarafından işgal edilmektedir,bu işgal ilerleyen zamanlarda şah rejiminin devrilmesine kadar uzanacaktır.) için tüm örgüt ve araçlarla çalışsınlar.Türkiye de uyuklasın,kızıl cennet rüyalarına dalsın,zincir şakırtıları arasında ve bu kölelik cehennemi ortasında iş işten geçtikten sonra gözlerini açsın öyle mi? Hayır,Kızıllar Türkiye'yi morfinlemeye çalışırken iğnelerini boşuna sıktıklarının farkında değiller.bu millet ve onun gençliği uyanıktır... “
bizim bu ülkeyi kızıllardan kurtaran “vatansever” çocuklar işlerini bitirip Tan gazetesinin belini bir daha doğrulamayacak şekilde kırdıktan sonra el öpüp helallik almaya Tasvir’e giderler ancak ne yazık ki Peyami beyamcalarını yerinde bulamaz tebriklerini orada bulunanlar vasıtası ile iletirler.hey gidi günler,görüyorsunuz ya sinemasever amcacım Peyami Safa’nın katkıları sadece Türk sinemasına olmamış şu “vatan,millet,bayrak” aşkı için galeyana gelmeye yer arayan gençlerimize de pek güzel yol göstermiş,örnek ve önder olmuştur. sevgiyle (!) anıyoruz efendim...

Yeri gelmis iken belirtmekte yarar var:
Bir insan hem sosyalist/komunist/solcu hem de irkci olamaz.
Sayet irkci iseniz ve kendinizi sosyalist olarak tanimliyorsaniz, bu sosyalizmi hic bir zaman anlamamissiniz demektir.
68 kusagin da da irkcilik yoktur ornegin. Gercek anlamda 68 kusagindan gelen biri kolay kolay irkci olamaz (ya da ben hic rastlamadim).
'Hem 68 kusagi/sosyalizm/TIP vs soylemlerini agzinizdan dusurmeyeceksiniz ile hem de bir kurt isci ye bakip 'ne isi var onun burada, neden buraya geliyor, Diyarbakir'in suyu mu cikti , karafaka bu' diye dusuneceksiniz.
Olmaz oyle sey.

Şu at gözlüklerinizden kurtulamadınız gitti...Burada "peyami safa"ya övgüler mi var, yoksa Türkiye'nin ekonomik yapısını sorgulamak için başlatılan bir tartışmanın girişi mi var?...
Ekonomik analizler yapılırken; sağ ya da sol birileri bir şeyler söyler, ona göndermede bulunarak, kaynak göstererek konu tartışmaya açılır...
Örneğin; Keynezyen kuramlardan ya da Friedman'ın söylemlerinden söze başlayarak bir konu gündeme getirildiğinde, tartışmaya açıldığında "ki kendileri küreselleşmenin ekonomistleri olduğu bugün günyüzüne çıkmış kişilerdir" konuyu gündeme taşıyan, küresel sömürüden yana bir kişi olarak mı algılanır?...

Ve sen "ap"; "neden geldin Bursa'ya?" yazımı daha nesnel bir bakışla okursan anlarsın yazdıklarımı?...Dolayısıyla böylesine anlamsız sorgulamalar yapmazsın...O yazımda da ben; "Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısını" yansıya taşıdım, ama sizler ırkçılıkla bağdaştırmaya kalktınız...Yazdıklarıma karşı tavırlarınız; Deniz Baykal'ın muhalefet anlayışıyla ne denli örtüşüyor bilmem ayırdında mısınız?...Nasıl ki o; tüm siyasal yaşamı boyunca, "muhalefet" sözcüğüyle birebir örtüşen bir siyasetçi olmuştur, işte sizler de onun gibisiniz, ben ne yazdıysam ille de karşıt sözler ( düşünce demiyorum, çünkü düşünce üretmiyorsunuz) üretiyorsunuz, yalnızca beni sorgulamaya, dolayısıyla bana saldırmaya kalkışıyorsunuz ...Yazının içeriğinde de var; "neden geldin Bursa'ya?" diye sorarken, mevsimlik bir işçinin aldığı ücretle, üstelik de ailesinden uzakta Bursa'da nasıl yaşayacağının ve de onu Bursa'ya iten nedenlerin sorgulaması (sonuçta da inşaat şantiyesinde yatmak durumunda kaldığından sözediyorum)...Sizce böylesi bir yaşam koşullarında olmak yaşanılası mı?...Bu kişilerin neden böyle yaşamak ya da yaşatılmak zorunda olduklarını gündeme getirmek yanlış mı?...Endekslere göre ( ki ekonomi kitaplarına baktığınızda da göreceksiniz); Türkiye'nin en pahalı kenti olan Bursa'da yaşamak, bu koşullarda olan bir kişi için kolay mı?...Son yılarda İstanbul'a atanan memurların bile; daha küçük yerleşim merkezlerine atamalarını istedikleri duyuluyor, oysa Bursa'ya gelen çok çocuklu memurlar daha 1990'larda bu isteklerini bildiren dilekçeler veriyorlardı. Sizler; "Doğduğun yer değil, doyduğun yer" söylemiyle, "taşı toprağı altın" umuduya büyük kentlere yönelen yurttaşlarımızın yaşadıkları sorunların ayırdında mısınız?...Bunları dile getirmek, onları iç göçe ( gerçi umuda yolculuk olarak tanımlanan dış göçe de) zorlayan itici nedenleri sorgulamak nasıl ırkçılık olarak algılanır?...
Irkçılık konusunda; "hiç bir alt kimlik, diğerine göre kendisine ayrıcalık isteyemez" yaklaşımında bulunmaktayım ben, bölücülük, ayrılıkçılık yapmaya karşıyım ben...Bu nedenle açıkladım; alt kimliğimi...Ama öylesine "ırkıçı/Kürtçü" saldırılar geldi ki; benden de yanıtların gelmesinden daha doğal ne olabilir ki?...

Bununla birlikte "elmamı yeme" üzerine; alt kültür söylemlerinde bulunan üstelik de tevellüdü benden eski bir aymaza "Eskişehir'den öteye ne kız alınır ne de verilir bizde" yanıtı verdim...Ki bu bir gerçektir...Bu söylemimle de ülkemizdeki iki farklı kültürden, iki farklı toplumsal yapılanmadan söz ettim; Doğu'da "ataerkil" Batı'da "anaerkil" yapılanma var diye bir şeyler anlattım ki bu bağlamda saldırmak yerine, sorular yöneltmeliydiniz; daha açık söyle ne demek istediğini diye...Bunun yerine sizler sözlerimi ırkçılıkla bağdaştırdınız, oysa toplumsal yaşamdaki kadına ve erkeğe bakışla bağdaştırmalıydınız...

Ve ben 68 kuşağından olacak yaşta değilim; onlar benden 10 yıl daha yaşlılar...Biz onların yanındaki yeni yetmelerdik ki 78'liler olarak biliniriz...
Ve de en önemlisi; TİP, ulusal solcu, "kemalist" düşünceden yanadır, "Ne mutlu Türküm diyene" söylemiyle, Atatürk İlkeleri'ni savunur...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

Selmaelma ,siz yazınızın nerdeyse tamamını bu zata ayırmışsınız,elbetteki insanlar onunla ilgili düşüncelerini söyleyecekler.Türkiye'nin düzeni ve geri kalmışlığı ile ilgili bir tartışmada Peyami Sefa'nın nesi tartışılır söylermisiniz...Olsa olsa o da bir zamanlar siz ve sizin gibilerin yaptığı gibi "aydın"olabilme sevdası ve telaşı ile şikayet edebiyatı yaşamını sürdürmüştür...Burada ki insanların sizi sevmediği düşünceniz de komplo merakınızın bir parçası olabilir,kurtulun bundan...Aydın olabilmenin bedeli çok ağır ve meşakkatli bir yolculuk gerektirir bayan...Haddimizi bilerek yaşarsak belki de ulaşmak istediğimiz hedeflere daha kolayca ulaşma şansımız olacaktır...Şu 68,78 kuşağı meselesine de fazla takılmayın bence,bu kuşağı temsil eden nice solcuların nice sağcıların döne döne nasıl maymun olduklarını biliyoruz.Bence içinde bulunduğunuz an'ı değrlendirin derim...

souls on fire

"koza68":
Öncelikle Peyami Safa konusu ya da gelecekte yazacağım yazılarda adları geçmesi olası kişiler, örneğin; Ziya Gökalp, Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı ya da İbrahim Balaban ve daha niceleri...Sağcı ya da solcu; neci olursa olsun, bu adlar/bu kişiler ulusal kültürümüzün bir parçasıdır. Ürettikleri düşünceler, gerçekleştirdikleri araştırmalar, yaptıkları çalışmalar; üniversitelerde bile anılmaya değer bulunmuşsa ve de yazılan bir yazıda bu adlardan birine göndermede bulunulmuşsa "nesnel düşünce gereği" bu ayrıntı, eleştiri konusu olamaz da/olmaz da/yapılmaz da...Yalnızca onun bu araştırmasına karşın, bunlar da var biçiminde yaklaşımda bulunmakla karşıtlıklar dile getirilir. Her kullanılan söz, her anılan adla yazar yaftalanmaz, anılan sözlerle/ kişilerle yazar özdeşleştirilmez.

Üstelik bu yazının konusu "peyami safa" değil; "hasta adama yazılan reçeteler"...Bu yazının konusu beğenseniz de beğenmeseniz de "sosyolog" olarak tanımlanan bir kişinin tartışmaya açılmasıyla ilgili değil; Türkiye'nin ekonomik yapısının tartışmaya açılmasıyla ilgili, elbetteki algılayanlar/algılayabilenler için...

Ve insanların benle olan sevgi ilişkisi bağlamındaki "komplo merakım" üzerine sözlerinize sıra gelince; sanal ya da gerçek ortamda kişilerle "formal/resmi/biçimsel" ilişkiler kurarım, sevgi ilişkileri değil, saygı ilişkileri...Saygılı davranana saygılı, sövgülü davranana sövgülü olur yaklaşımım...Daha önceleri bunu pek çok kez yazmak durumunda kalmıştım anımsayacak olursanız...
Aydın olmanın "meşakkatli" yolunu da bana öğretecek en son kişi de belki siz ya da benzerleriniz olabilir...Çünkü siz ve benzerlerinin "aydın kavramı" ancak; RTE'nin aydın anlayışıyla örtüşür ki ben de bu koşullarda "aydın olamayacağım" konusunda bildiğiniz gibi yazımı yazdım/düşüncelerimi yansıya taşıdım.
Siz önce yazdıklarımı/düşüncelerimi kişiselleştirmek yerine; karşıt düşüncelerle konuyu tartışınız, yorumlarınızı yansıya düşürünüz sayın "bay"...
"an"ı değerlendirmemle ilgili önerinize sıra gelince; bu konuda benim için kaygılanmayın, dolu dolu yaşamasını, her anımı değerlendirmesini çok iyi bilirim ve özellikle de "haddimi bilmek" konusundaysa, bilmelisiniz ki hiç sorunum yok...Ya sizin için durum nedir?...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

siz hangi dünyada yaşıyorsunuz kuzum,saatin kaç olduğunu biliyor musunuz???...

souls on fire

"koza68"
Yaza yaza; "saatin kaç olduğunu bilip,bilmediğimi" mi yazdınız?...

Aramızda kuşak çatışmasına neden olacak ya da hangi dünyada yaşadığımla ve de saatle ilgili soruları gerektirecek yıllar yok , yalnızca 14 yıl var...Yoksa 14 yıl sonra; siz, yaşadığınız çağın oldukça gerisinde kalacağınız kanısı taşıdığınız için mi ( "kişiyi nasıl bilirsin; kendim gibi" söyleminde/algısında olduğu gibi) böyle bir soru soruyorsunuz?...

Ne yazık ki; 1923 Cumhuriyeti, günümüzden de, günümüzde yaşayanlardan da çoook ilerideydi...Cumhuriyetimiz'i yeniden "hasta adam" kimliğine büründürdüler, özellikle son yıllarda da can çekişir duruma getirdiler...Burada tartışılması gereken konu budur...Ama nedense; anayol duruken, yan yollara sapmaktan, öküz altında buzağı aramaktan başka bir şey yapmıyorsunuz ya da elinizden/dilinizden/usunuzdan ancak bu geliyor...

Türkiye'nin ekonomisi üzerine düşünceler üretilmesi amacıyla yansıya düşürülen yazıya düşen yorumlarla içerik, Peyami Safa tartışmasına dönüştü...

İstediğiniz gibi yazıp, yorumlamaksa derdiniz; kendi değer ve doğrularınızı yansıya taşıyınız...Benimkilere mi?...Boşveriniz, bulaşmayınız...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

sizinle polemiğe girip prim yaptırmak istemiyorum bayan...Tekrar soruyorum saatin kaç olduğunu biliyor musunuz?...Ben yazılarımda ne anlatmak istiyorsam anlatıyorum...Size de pek çok şey anlatmaya çalıştım,son sözüm; Cumhuriyet'i falan irdelemeyi bırakın da çocuklarınıza börekler açın!...Böylelikle katma değeriniz daha fazla olacaktır inanın...

souls on fire

Benim çocuklarım börek derdinde değil, uluslararası düzeyde bilim üretiyorlar...
Sizin annenizse; börekçi öyle mi?...

Eğer SAFA yaşıyor olsaydı; sizin bu börekçi aile düzeninizdeki "kadını edilgensizleştirme" sayrılığına karşı, ekonomik reçeteleri bir yana bırakır da o bile dayanamayıp 83 yıllık Cumhuriyet'den katma değer sağlamanız için "aydınlanma reçeteleri" karalattırırdı, evet; SAFA bile...

Ben saatin kaç olduğunu biliyorum ama, sanırım sizin saatler durmuş...Benden 14 yaş küçüksünüz demiştim ya; sanırım 14 yüzyıl gerideymişsiniz...

Ve yazılarım konusu; ben de istediğimi anlatıyorum, tıpkı sizin gibi...Sizin beklentilerinize, kimbilir belki de Cumhuriyet karşıtlığınıza yanıt vermiyorsa yazdıklarım; sizi mutlu edecek yazılar yazamam...

Ve 14 yıl sonra, benim bugünkü yaşıma gelince; sahi sizin piliniz bitecek mi?...Sanırım böyle bir kuşku taşımaktasınız...Bu kuşkularınız varken; siz en iyisi bana dalaşıp, bulaşmak yerine konserve yapınız...Ne konservesi mi?...Yazı/düşünce/anı...Saklayınız onları, biriktiriniz sözcüklerinizi; anlaşılan 14 yıl sonranızda onları biraraya getirip de anlamlı bir içerik oluşturabileceğinize ilişkin kaygılarınız var...14 yıl sonra; beyninizin işlevselliği yitince ( ki belki de genetik sayrılığınız, dolayısıyla sizden 14 yıl yaşlı birisine börek açmasını önermektesiniz...Gerçi aranızdan huzur evine gönderenler, kalorifer başında nakış işle diyenler de oldu...Demek ki tümünüzün 50'li yaşlarında aile bireylerinin beyinleri işlevsizleşiyor...Demek ki genetik sayrılıklar var...), konserveleri açarsınız/banttan yayın yaparsınız...
Bana dalaşmayı/bulaşmayı/öğüt vermeyi bir yana bırakın, bırakın da; 50'li yıllarınız için yazılar/sözler biriktirin beyniniz işlevsizleşmeden... 14 yıl anlamadan geçer...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

elma hatun,bilim adamları börek yemez mi?...Yerler elbette,mesela A.Mete Işıkara çiğ böreği çok sever...Size annemden börek tarifleri aldım ancak, bu redogre ustanın alanına giriyor.Siz gene de hamurla oynayın bayan,bu size esneklik kazandıracak belki de ufkunuz genişliyecektir...saygıdeğer bayan,benim geleceğimle ilgili kaygılarınız gerçekten çok ürkütücü!...Ancak benim de sizinle ilgili kaygılarım var; Mevcut ağlarınızı ve donanımınızı bir an önce güncelleyin, ya da kendinize sıkı bir format atın...

souls on fire

Ne o Türkiye'nin ekonomisini kalkındırmak için; marjinal sektöre mi kaldık?...Türkiye'de en birinci sektör; marjinal sektör...Yaşasın börekçi kadınlar...RTE onlardan vergi de almayacak...Hadi iyisiniz, iyisiniz..Taşırsın artık börekçi hatunlara ve de en başta anacığına çuval çuval un...

Bilimsel zeka için; protein ( etten alınır) ve vitaminler ( elmadan alınır) gereklidir...Karbon hidratlar ( ki börekten alnır) vasatın egemenliğini gerekli gören, gerici yönetimlerce istenen beslenme biçimine özgüdür.

"naylon fatura" seni vasi olarak mı atadı bana bulaşma işlerine?...Beklerim yine gel...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

Geçenlerde magandanın biri onu tutuklatan kadın yargıca; "Sen git çocuk doğur, evde çocuklarına bak" diye avaz avaz bağırıyordu anahaberlerde...
Demek maganda mantığı buymuş; kadınlar çocuk doğurmalı, bakmalı, onlara börekler açmalı...Çünkü kadınlar varoldukça, magandaların yaşam alanları daralmakta...Gerçek ya da sanal, hiç bir ortamda magandalar bu duruma katlanamamakta...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

selmaelma hanım,İstanbul'a gelirseniz sizi sarıyer börekçisine davet ediyorum; Kürt böreği,kol böreği,kıymalı börek falan yeriz...Akşama daha iyi bir fikrim var;Arnavutköy de adem baba da balık yeriz, protein alırız. nasıl ama? Beklerim, şeref verirsiniz...

souls on fire

çiroz ve lakerda da bulursan ben de gelebilirmiyim, hesapları alman usulü ödeyeceğiz ama,

hayır! kopanisti seninle başka bir zaman :D

souls on fire

pardooon,

Haftasonu yoktunuz Sayın maganda, pardon "koza"; demekki net gezginliğiniz işyerinden araklamaca...

Annenizin açtığı börekleri demek Sarıyer Börekçisi'ne veriyorsunuz...Demek sizin evin ekonomisi de; marjinal sektörden...
Marjinal sektör; en büyük sektör !...Bu ülkenin börekçi kadınları birleşiniz, oklavalarınızdan başka kaybedecek bir şeyiniz yok !...Ortaçağ karanlığı sizleri beklemekte...Yaşasın RTE !...

"hafif"te gezen yorumlara göre; yalnızca kadın kısmısına dalaşırmışsınız, erkeklere de yılışırmışsınız...Ne iş?...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

selmacım, hafta sonu beni arayacağını düşünemedim pardon! Sevgilimle maşukiye'deydim,mangal falan yaptık,2 kilo et götürmüşüz.Yani proteini depoladık!!!...Kadın kısımını severim selma'cım,dalaşmayı da elbette...Erkekleri soğuk canavarlar olarak gördüğümden işim olmaz,gerektiğinde yılışırım...Siz erkeklerle olan ilişkimi neden sorguluyorsunuz kuzum,kadınlarla olan ilişkimin üst seviyede olduğunu anlamıyor musunuz!!!...Her neyse börek orada kalsın balığa gidiyor muyuz???...

souls on fire

Afiyet olsun; yarasın...Kaç kişiden topladın?...2 güne iki kilo et; yanındakine mi yetti, sana mı?...
Ne o, sevgilim dediğin Havvakızı'nı et toplamak için yem diye mi kullanıyorsun?...

Erkeklere yılışmana gelince, yılış valla, helal olsunlar sana; bence bir sakıncası yok...Arasıra değişiklik senin de hakkın; belli ki "y" dumura uğramış, "x" kromozomların iş başında...Diyorsun ki gel de İstanbul'a, şöyle bir kız kıza gezelim...
Kol böreğinden vazgeçtin, demek şimdi de canın "p" balığı mı istiyor ?...

Peyami safa'dan, "p" balığına gelinen bir yaklaşım...İşte "vasatın egemenliği" kavramının; yansıya düşmesi...Budur...İşte "maganda 68"...Börekçi anadan doğma, marjinal sektörden beslenme, kadınlarla dalaşık, erkeklerle yılışık...83 yılda değişen nedir?...Bu örnek nerede yetişir?...Osmanlı'nın Sakız Adası'ndan, İstanbul sokaklarına...83 yılda ancak bu değişiklik yaşanmış; son kertede yapılan tahlile göre...

Eksik etek diyorlar kadına... Kadın olmayınca sanki erkek tammış gibi...

yanımdakine yetti ama size yeter mi?...Görünüşünüze bakılırsa sizi ancak bir kuzu keser...Yemek teklifimi reddederek cumhuriyet kadını olmadığınızı kanıtladınız...Yazık boşa geçen 83 yıla madam! Benimle yemek yeme şansınızı kullanamadınız üzgünüm...Ama "kol böreği" teklifimi tekrar düşünün derim...Sizin için fazlasını yaptım benden bu kadar!...

souls on fire

Nedir bu kavga ya? Selmaelmanın aydın olmak yazısını okudum oradaki kavgaları...Bence siz davetinizi bana yapın bu bayan size göre yaşlı:)Gene de siz bilirsiniz kavgaya devam edin bana ne...

sevgili İrena,kavga falan yok üzülme.En azından benim açımdan.Kafamı boşalttım hepsi bu!

souls on fire

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu Yazıyı Tutanlar

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu