Kendi kendime soru sorabilecek kıvama geldikten sonra yatağın yolunu tuttum. Canım yanıyor içim sızlıyordu. Bir özlem, bir aşk bir de umutsuzluk önce ürkütüyor sonra ısırıyordu içimi.
Ruhunuzun acıdığını hissettiniz mi hiç? İçinizden bir şeylerin kopup gittiği veya üzüntünüzden suratınızın şeklinin değiştiği bir zaman oldu mu? Bana çok oldu ve nedenlerini düşünmeye başladım. Acının kökünde, nesnel dünyanın ya da tabiat ananın, adı her neyse işte bunun parmağı vardı. Ayağa düşen bir taş ya da kolunun bir yere sıkışması olarak düşündüm doğal olan acıyı. Tinsel acının kaynağı nesnel acı olmalıydı çünkü duygular oluşumunu nesnel dünyanın içinde tamamlıyorlardı ve duyguların yoluna giden ilk etkileri nesnel dünya sağlıyordu. “Acı” olarak düşündüğümüz kavram, kavramsal olmayan dünyada o anlama en yakışan nesnel gerçeklik olmalıydı.
Düşündüm ki acının sebebi bedenin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında tinin kendisine gönderilen ve onun anlayacağı dilden konuşan uyarılardı. Elektriksel sinyallerin beyinde uyardığı hücreler şiddetin cinsini belirliyorlardı.
İlk insanın ayağına kaya parçası düşer ve ilk insanın bedeni hasar görür, bağırmaya başlar acı içinde. İşte bu gerçek acı, bir süre sonra yok olup gider ama bunun hatırası beyin hücrelerinde çoktan kaydedilmişlerdir. Gerçeklik, elektriksel sinyaller yoluyla canlı bir organizmadan doğarak kendisine çoktan kopyalanmıştır. Artık ilk insanımız tinsel acı çekebilecek duruma gelmiştir. İlk tinsel acısını örneklemek için ona bir aşk acısı düşünmek çok yanlış olur. Ama her halükârda istediği bir şeye ulaşamayan adam acı çeker. Bir yiyeceğe ulaşamayıp açlık dışında bir üzüntü hisseden insanımız, bu üzüntüyü yaratacak sinyaller için ayağına düşen kaya parçasından kalma gerçek acıdan elinde kalanları kullanmak zorundadır. Bu elinde kalanlar gerçeği kadar keskin olamasalar da, ölümsüzlük güçleri taşırlar. İlk insanların ilk acıları genelde bir yerlere çarpma sonucu başlarına gelmişse, karanlıktan korkmak bununla ilgili bir şey olabilir. Bu durumda korkuların gerçek sebeplerine fiziksel acıya karşı alınan tedbir de denebilir. En başa dönersek başlangıçta düşünülen tinsel acının ötesinde tinsel dünyanın kendisini de nesnel dünya yaratır. Yarattığı bu dünyada ise kendi dünyasında olmayan şeyler mevcuttur. Ölümsüzlük, zamansızlık ve hacimsizlik gibi… Acının kendisi yarı tinsel, doğurdukları ise tam tinsel acılardır. Haz ve mutluluk arasındaki bağlantı da bu şekilde düşünülebilir. Seratonin bezelerinin ve endorfin salgılayıcılarının çalışma sistemindeki temel sebep cinsel dürtüye, açlık güdüsünün doyumuna veya barınma – korunma ihtiyacının giderilmiş olmasına bağlıdır. Bunların hepsi “bedenin yok olma tehlikesi” nin karşıtı güdülerdir.
Sonuçta acı ve haz temel içgüdülerin iki karşıt kutbunun oluşturduğu tinselliklerdi...
Öyleyse tinsel acıyı ben yaratıyordum. Kafama bir şey çarpması, ayağıma bir şey düşmesi, birinin beni döverek canımı yakması dışında hiç acı çekmeyebilirdim. Çekeceğim acı hissettiklerimden ibaret olabilirdi. Bir an oturup neyi gerçekten hissettiğimi ve neyi gerçekten hissetmediğimi düşündüm. Gerçekten ilginç bir deneyimdi.
Ruhunuzun kabardığını hissettiniz mi hiç? İçinizde bir şeylerin coşup gürlediğini?
Bana oldu ve insanın gerçekdışı denilebilecek her şeyin yaratıcısı olduğunu gerçekten hissettim. Yaşadığımız her şey, nesnel dünyanın gördüğü bir rüyayı tamamlıyordu.
Yatağa gömüldüm yeniden, yukarıya baktım, karanlık ve ruhsuz bir gecenin çıplak ama korkutucu bedeniyle dans ettim.
acının kökeni ilginç bir konu esasında.benimde acıdan öleceğimi düşündüğüm anlarda, aniden 'böyle hissetmeme sebep olacak ne olabilir ki' sorusuyla acıdan çıktığım oluyor..fiziksel acının hafızada kalan kısımlarıyla, bu acının tekrar yaşanma korkusu, tinsel acıyı doğuruyor..ayağına taş düşen insan taştan korunmak için barınaklar inşa ediyor, giyinip kuşanıyor..insalların envai çeşit, korku biçimleri var..bunların hepsinin ne kaynaklı olduğunu kestirebilmek mümkün değil..(bu konuyu biraz düşünüp yine geliyim)..sağ ol best..
Sağolun, bu yazıdan sıkılacağınızı düşünüyordum ama benim gibi düşünenler varmış hepinize teşekkür.
acuistic DİYOR Kİ, (8 saat önce)
benim düşümdüğümü düşünmüşsün sanırım. Aynı kulvardayız evlat!
Hayirdir, acum ne oldu sana? Her yaziya hemen hemen ayni yorumlar...
"aman dikkat! beynimizin, duygusal acilara verdigi tepki ile fiziksel acilara verdigi tepki dusunuldugunden cok daha yakinmis"
diyorlar. (bkz: kırık kalbin anatomisi içler acısı)
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.