
Ağaç yaşamış ölmüş kapı olmuş..
Ya yaşarken, ölenlerin soğukluğu...
belki kapının soğukluğundan değil de kapıyı yüzüne kapatanın soğukluğundan öyle gelmiştir...
O kapıları oraya biz koymuştuk,
Arkasında kalanları düşünmeden.
Fi zaman sonra o kapılara kızdık,
Ayırdıkları için arkasındakilerden.
O kapılar ayırdı bizi sevdiğimizden,
Kul olup bekledik önünde…
O kapılar ayırdı bizi dostumuzdan,
İçeri alınmayı ümit ettik hasretle.
O kapılar ayırdı bizi, bizden de,
Girmeyi bilemedik edeplice…
O kapıları oraya biz koymuştuk,
Ama içeri de olmayı unuttuk.
Aslında kaybolan zaman birimi ya hiç yaşanmamış ya da yaşanıp gitmiş sadece... Varlık dediğin yazısal anlamda egonun ataerkil çelişkisi değil... Zaten yokluğu şeçmişim ben varlığım al senin olsun...
Yokluğum birinin varlığına bedel öyle mi
Bu ömür,bu soluk bana ait değil de,bir kapı ötemdekine kırılmış kalem midir kararımda..
Ruh yada beden avutulmaz durumdaysa ruhu rahatlatmayı derinden isteriz,ama unuturuz onların birbirinden farklı lakin çözülemez olduklarını..
Sokağından geçtim yalnızlığın...
Gidişlerle terk edilişler durağında.
Azrail arabasını beklerken seni gördüm...
Bedenimden ayrılan bir ruhum hiç olmadı ki
Ödünç alınmış hayatlarda yaşamaktansa
Geriye dönüş kurgularında insan olamadım
Acı çekiyorsun dedin! Acı neydi?
Zorunluluklarla sorumluluklar arasında sıkışmadım.
Güldüm halime sonra neye güldüğümü unuttum…
Baktım resmine sonra bir çizik attım gözlerime.
Kör olduğum için herkesi daha net görüyorum.
Her çizikte belki de önümüzden bir perde daha kalkıyor
Yaklaşıyorum belki de tanrıya ya da tanrısızlığa…
Felsefik gölgemi öldürdüm, o yüzden hayata ders veriyorum hayattakilere değil…
Bir türkü tutturmuşum dağ başını duman almış; her sigara yakışımda bulanık aklımla söylediğim…
Ahşap kapıları insana benzetmişim çok mu? Her birimizin içinde ölen bir tanrı yok mu?
Uzayan cümlelerim ne halimi anlatır sana ne de ben o kadar uzunum…
Bir selam ver de geç derviş demişler, derviş ölmüş ama bunu hiç bilmemişler…
Yokluğuna çare bu ruhsuzluk ama beyni yıkanmış insanlıkta; ruhu orospu etmenin anlamsızlığıyla selamlıyorum seni…
pillibebekkuyuda, cevabı çok derin zor bir soru sormuşsun...
Devilor Angel, nickin kadar ilginç bir yazı ve yaklaşım olmuş..tebrikler. okumaktan keyif aldım.
Hoşgeldin, Mutluluk (çilek),
Soru sormayayım diyorum , engelleyemiyorum.=)
Karıştı gece gündüze; melankolik bir sigara dumanının ciğerlerime doluş tangosuyla…
Ölüm bir adım ileri hamle yaptı, yaşam bir geri…
2 Sağ 3 sol derken, müziğin notaları yavaşladı…
Ölüm hayatla kendini yeniledi; tanrı benle…
Seni hala bilmiyorum? Nerde bırakmıştın beni…
Hangi sahnede arkana dönüp bakmayı benle unutmuştun…
Repliği neydi hayatın? Sen ne söylememiştin…
Yudum yudum bir sancı var bu müzikte…
Adımlarım karışmaya başladı…
Azrail’in ayağına basar durumlardayım…
Şeytan bile umursamıyorsa beni…
Bıraktığın cehennem ödülüm olmasın…
Hiç konuşmadığın zamanlarda, beni kendi senimle konuşturmana hala sinir oluyorum…
Tanrı mısın? Sen… Nesin sen…
Hani ellerin bir tek benim yüreğimde ısınırdı?
O yüzden mi ben de bir şey bırakmadın… İçimi boşluğa çevirdin?
Bir zamanlar değerimi bilmeyen lakin ama fakat değer verdiğim bir dost'tun sözü vardı ! idrak edemenyenler sussun lütfen'
Galiba susma vakti. Düşünemeyen düşüncelerim için...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.