Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "pentax optio p70"

Ön Sayfa yazıları gösteriliyor. (Çok tutulanları ya da tüm yazıları göster)

tuttum
0

"Akıllı olmak" geçişli fiil midir?

Etiketler: 

Başlığı boşverin... Kaçımız hatırlıyoruz lisedeki dilbilgisi terimi "geçişli"liği? Hemen açıklıyorum: Bir eylem, iradi olarak gerçekleştirilebiliyorsa, bu eylem için "geçişlidir" denir... Mesela "yazmak" geçişli bir fiilken, "unutmak" geçişsizdir. Dikkat çekmek istediğim ise, akıllı "olunabileceği"! "Zeki ve akıllı olmak" konusunda bazen sohbet ederiz. Ortak tanıdıklarımızdan kimin akıllı, kimin zeki, kimin hem akıllı hem zeki olduğunu tartışırız. Ve tartışma bazen kişilerden, "akıl ve zeka"nın bilimsel anlamına gelir. Bu tür sohbetlerde genellikle varılan sonuç zekanın geliştirilebildiği, akıllı olmanın ise doğuştan kazanılabilecek bir özellik olduğu yönündedir. Bu sonuca neden varıyoruz? Çoğumuzun elinde şu veriler var: 1- Zeka, beynin farklı bölümlerinde bulunan ve farklı işlevleri yöneten alanları arasında kurulan fiziksel (aynı zamanda kimyasal) bağların yoğunluğu, ve bu bağlar üzerinde gerçekleştirilen elektriksel iletimin hızıyla ilgilidir. Bu bağların tümüne "ağ yumağı" adı verelim... 2- İnsan doğduğu andan itibaren, çevresinde algıladığı renk, koku, ses, şekil gibi her türlü girdi, ağ yumağının daha karmaşıklaşmasına neden olmakta. Bebeklikten çocukluğa geçerken* bu girdiler, işlenebilecek birer "veri" haline gelip, önceden edinilenlere eklenerek birer "hafıza, bilgi, deneyim" birikimi oluşturuyor. 3- "Zeki" sayılmak için, depolanan çeşitli (hatta, genellikle birbiriyle ilgisiz) veriler arasında gerekli "bağ"ları kurabilmek yeterli değil, bu bağı ortalamanın altında bir sürede kurabiliyor olmak gerekli. Örneğin, zeka için yaygın bir gösterge, yapılan kaliteli espriler... Espri yapmak, genellikle bahsedilen bir konuda, bir çelişkiyi ortaya koymak, ya da o konuya paralel, ama başka bir konu başlığına dahil bir "modelleme" yapmak şeklinde geliştiğinden, bunu spontane olarak gerçekleştirebilen arkadaşlarımızı "zeki" kategorisine sokuyoruz. Ya da üniversitede statik dersi alırken, lisedeki moment konusuna kolayca atıfta bulunarak dersi anlamasını kendi kendine kolaylaştıran sıra arkadaşımıza "Hmm, sen bayağı zekiymişsin" diyor, çoğumuz... Zeka hakkında bunları biliyoruz... Peki akıllı olmak nasıl oluyor? "Akıllılık" tanımını, genellikle yaptığı eylemin sonucunu öngörebilen ve mantıklı bir adım atarak o sonuca vardığında bir avantaj sağlayan insanlar için kullanıyoruz. Zeka'dan farkı, sıradışı bir davranış biçimi olma ya da kısa sürede çözüm üretme gibi bir özelliğin göze çarpmaması... Zeka ile akıl arasında böyle bir ayrım ortaya koyduğumuzda, ayrımın doğru olduğunu varsayarak ben diyorum ki, zekayı geliştiren faktörlerin çoğu bize dışsal olduğu halde, herkes "akıllıca" davranabilir... Bu elbette fantazi müzik şarkıcılarının şarkı sözlerinde geçen "Akıllı ol!" (Hatta iğrenç bir şekilde, "senin aklını alırım!" diye tamamlanan) emir kipli söylemle başarılacak değil. Bence, öncelikle akıllıca davranmanın fiziksel anlamını düşünmek gerekiyor. Bu noktada sadece tıbbın ilgi alanına giren incelemeyi değil, meselenin sosyal boyutunu da işin içine katmayı öneriyorum.

Daha karışık hale sokmadan, dilimin altındaki baklayı çıkarıyorum:

Biyoloji dersinde, sıvıların hücre zarından hücrenin içine kendiliğinden geçmesine "difüzyon" adı verildiğini öğrenmiştik. Bu iş kendiliğinden olduğuna göre, dışarıdan enerji vermek gerekmiyordu. Ama hücre zarından kendiliğinden geçemeyecek yapıdaki maddelerin hücrenin içine girmesini istiyorsak, "enerji" harcamalıydık. Ben hücre dışından hücrenin içine maddelerin kendiliğinden girmesi ya da dışarıdan enerji verilerek sokulması olayı ile, zeka göstergesi ya da akıllılık göstergesi olan olaylar arasında bir analoji kurdum... (Bunu hiç düşünmeden, aniden yapıverdim... Çok zekice, değil mi?) Şöyle ki; Sohbetin ortasında dört kelimelik bir esprili cümle kurup bizi kahkahaya boğan zeki arkadaşımız bunu "düşünerek" mi yapıyor? Son yaptığınız kaliteli espriyi düşünün... Bir anda aklınıza gelen birkaç kelime art arda dizilip ağzınızdan çıkarken siz "bir espri yapayım" dememiştiniz, değil mi? Kendiliğinden oldu. Sohbet sırasında kulağınızdan beyne ulaşan sinyaller beyninizde, anlatılan olayla ilgili olan, ama duyanları güldürecek bir zıtlık taşıyan başka bir olayın kayıtlı olduğu bölüme de gitti, oradan bazı verileri aldı, anlatılan olayla ilgili bağı kurdu, düzenledi ve komik bir cümle haline getirdi... Siz de bu sırada en fazla "şu komik cümleyi seslendirmeyi bitireyim de, ben de arkadaşlarımla birlikte güleyim" diye düşünmüş olabilirsiniz... Yani siz espriyi yapmadan önce bir düşünme seansı geçirmediniz. Kendiliğinden oldu! İşte bu, analojimde difüzyona karşılık düşüyor. Beyniniz enerji harcamadı, beyinde sinir uçları arasındaki potansiyel farkı nedeniyle oluşan elektriksel bir sinyal yola çıkıp, sizin için herşeyi hallediverdi, imajınızın yanındaki "zeki ve esprili" niteliklerinin yanına bir çentik daha attı arkadaşlarınız... Peki nasıl akıllı olacağız? İşte bahsettiğim sosyal boyut burada işin içine giriyor... Üreteceğiz!

Gazete okurken tüketiyoruz, televizyonda dizi izlerken tüketiyoruz, müzik dinlerken bile tüketiyoruz! Oysa köşe yazarı

yazısını kaleme alırken, mizahçı dizinin senaryosunu üretirken, besteci dinlediğimiz şarkıyı notalara dökerken hepsinin beyni enerji harcıyor!

Fikir üretmenin sosyal boyutu, toplumsal hayatta çoğumuzun kanıksadığı "her alanda sadece tüketici olma" konumundan

kaynaklanıyor. Hücrenin içine maddeyi sokmak, enerji harcamadan olmuyor! Okulda bir dersi geçmek için, işyerinde karşılaştığı bir sorunu çözmek için, hatta kız arkadaşıyla ilişkisini sağlıklı olarak sürdürmek için düşünen insanlar akıllıca davranıyor,

ve kesinlikle beyinleri, sıradan insanlara göre daha fazla glikoz tüketiyor! **

Zekanın da, aklın da doğuştan kazanıldığını öne süren, ortalama zekaya sahip olan ve akıllı olarak nitelendirilemeyecek

insanlar, bence zekice ya da akıllıca davranmamaktan başka, bir de tembellikle suçlanabilirler! Düşünce tembelliğiyle, elbette... Aptallaş(tırıl)ma sebepleri ne olursa olsun, düşünme ve çözüm üretme'nin enerji harcamadan, yorulmadan gerçekleştirilemeyeceğini fark etmeleri ve kabullenmeleri, bu durumdan kurtulunması için önemli bir adım diye düşünüyorum. Zekanın geliştirilmesi için doğum sonrasından itibaren çeşitli yöntemler öneriliyor; Bebeğin etrafında daha çok renkli, hareketli, sesli nesneler bulunması, onun ilerideki zeka altyapısını sağlayacak olan "ağ yumağı temeli"nin daha karmaşık olmasını sağlıyor. Bunun üzerine daha sağlam bir yapı kurabiliyoruz... Diyelim ki bebekliğimizi beyaz badanalı bir duvara bakarak, sessiz bir odada, annemizin kokusunu bile almadan, biberon ağzımıza dayalı olarak geçirdik... Ve kimse zeka'dan bahsederken adımızı saymıyor... O zaman hiç de kendiliğinden gerçekleşmeyen bir edim olan "düşünme"ye daha fazla vakit ayıralım derim.

(*) Henüz insani bir bilinç kazanmamış bebek için "renk" girdilerinin anlamı yokken, anne-babasını diğer insanlardan ayırt edebilen, çıkardığı seslerle derdini anlatma çabasında olan daha büyük bebek artık sütün renginin beyaz olduğunu, çıngıraklı arabasının hep aynı sesi çıkaracağını bilmektedir. (**) Bu bilgi de biyoloji dersinden: Beynin tükettiği tek madde, glikozdur. (***) Bu konuda bir yazı yazmak zevkli olur diye düşünmüştüm ama, giriş ve gelişmeden sonrası oldukça kopuk oldu, yazıyı yazış amacım ortaya konamadı, okurun kafasında şekillenmeye başlayan resim yarım kaldı. Sanırım az glikoz tükettim.


7 ahkam var
Sonraki yazı: FTUFF!

Ahkâmlar

Beyin herkesde aynı beyin, ancak kimi insanlar kullanma kılavuzunu almayı unutmuşlar, diye düşünüyorum.

Birde şöyle bir soru var; Bir insanı başarı kılan yada başarısında büyük pay sahibi olmasını sağlayan zeka mıdır? yoksa çok çalışmak mı?

...bambaşka bir konu başlığı bence... "doğru zamanda doğru yerde olmak" ya da "kendi şansını kendi yaratmak" gibi tanımlar da geliştirilebilir ki, ben daha çok bunlara inanıyorum. Tabii ki akıllıca davranmak bunları başarmak konusunda bir avantaj olabilir.

İnsanları tanıdıkça botları daha çok seviyorum deermişim

abi ya çok karıştırmışsın bence, bi konudan öbür konuya atlamışsın bi de yanlış bilion geçişli fiil öyle olmaz. yazmak fiili cümlesine göre geçişli veya geçişssiz olabilir. salt "yazdım" dersen geçişsiz olur. yazı yazdım dersen geçişli olur.

erins

benim tanımladığımın da bir adı vardı, o neydi peki?

Bi de şöyle demiştim zaten:

giriş ve gelişmeden sonrası oldukça kopuk oldu, yazıyı yazış amacım ortaya konamadı, okurun kafasında şekillenmeye başlayan resim yarım kaldı

İnsanları tanıdıkça botları daha çok seviyorum deermişim

bilemiyorum yazının tümünü okuyamadan yazma isteği geldi birden bire zeka konusundaki ön kabullerin tümüyle yanlış bunu söyleyebilirim sadece akıl konusuna gelince bu konu yoruma açık yazdıkların sadece senini fikirlerindir. bi de çok doorucu olmaya gerek yok gibi geliyo ama bu kadar da yannış olunmaz ki :(

?=?=?_)_)

Sen de kendi bildiklerini yazsaydın hiç değilse. Okumadın, yazmadın, ne dedin sonuç olarak?

İnsanları tanıdıkça botları daha çok seviyorum deermişim

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu