Sağda solda çok konuştum, anneannem aklıma geldi yine. Hay şu genler, ne lanet şeylersiniz siz! Anneanneme benzemem şart mı? Kendine bakıp onu hatırlayıp, üzülmem şart mı?
Seneler önce anneannemi muhteşem bilgilerimle aydınlatmaya karar vermiştim, yani dünya yuvarlaktı, gezegenler felan vardı ya, bilmek onun da hakkıydı. Anneannemin aklı ise kaç dönüm zeytinlikleri olduğu, bu yıl kaç kilo zeytin yağı çıkacağğı üzerine kurulmuştu sadece. Akıllı ama cahildi. Diyalog halinde vermek gerek sanırım:
"Annane, biliyor musun dünya aslında yuvarlak"
"Nasıl yani?"
"Portakal gibi annane, bak göstereyim"
Derhal mutfağa koşulup, iki üç adet farklı boyutta meyva alınır. O zamanlar Arçelikler pek sağlamdır, hala tarafımdan o buzdolabı saklanmaktadır. Hatta üniversite yıllarımda bizzat test edilip onaylanmıştır.
"Bak şimdi bu dünya annane, bu da güneş, ay bıdı bıdı bıdı bıdı ... anladın mı annane, yani biz topun üzerindeyiz."
"Git başımdan kümbe, tükürcem şimdi suratına çiğil olcak"
"ahahahahah, annane valla billa doğru söylüom. Ekmek kuran çarpsın ki."
Ancak bu yeminlere inanırdı da kendisi.
"töbe töbe"
Yılmayan genç dimağ:
"annane bak şimdi, gemi gidiyor ya... mını mını mını mını ... yani ondan ööle görünüyor."
Hafiften sinirlenen ama yine de merak eden huysuz ve yaşlı kadın:
"yonanlının dovurduu, ben yan sokağı göremiorum burdan bakınca, gemiyi mi görcem dümdüz?"
Artık inada bindiren salak yeni yetme:
"annane deprem var yağmur var allaaşkına. madem dünya düz sonu nerde, herşey aşağı doğru gidiyorsa, bu düz dünyanın sonu, denizlerin aktığı şelale mi?"
Tatlı kadın:
"Orayı gören mi var sanki, kim gitcek taaaaa oraya?"
salak ben:
"Anane, dünyanın resmini çektiler be uzaydan, alla alaaaa"
"Benim başım niye dönmüyo o zaman madem dünya dönüo, ben niye tepetaslak gökyüzüne yuvarlanmıyorum? Hem her sabah benim evimin kapısı niye hep aynı yöne bakıo? Niye hiç kaybolup karışmıo evler? öküz boynuzlarını sallar, deprem olur işte"
Koz yakaladıını sanan çok şey bilen ben:
"E tamam annane, o zaman öküz neyin üzerinde duruyor?"
"Başka bi tepsinin"
"E peki o tepsi?"
"Başka öküzün"
"E o zaman dünyadaki öküzlerin de boynuzlarının üstünde tepsiler var da biz mi göremiyoruz?"
Sessizlik...
"Vardır belki, bizim görmek istediğimiz kadarını gösterir allah bize."
Hala salak ben:
"Oldu annane, sonsuz kadar öküz var o zaman."
"Çok karıştırma oralarını, orasını yannız Allah bilir. Biz küçükken bizim komşuya bi cin dadanmıştı vs. vs. vs."
Sonra aklıma çocukluğumda teyzemin kızının zırlamalarımı dindirmek için beni kandırışı geldi:
"Anneme gitceeeeem, özledim onnarı beeeeeen"
Şehirler farklı tatildeyim.
"Bak prunecuum, bu portakal dünya ya"
"Hmmm?"
"Bi de dönüyor ya"
"Eveeeeet"
"Burası izmir, biz de tam şu noktadayız. Burası ise Aydın, annenler de orada. şimdi n'olacak bak. Hooop, dünya sabaha kadar bu kadar döndü. N'ooldu?"
"N'oolduuu?"
"İzmir'in yerine Aydın geldi. Biz seni gece burada bırakırız, sabah Aydın'da uyanırsın. İlk işin de anneni öpmek olur"
Salakça mutlu ben:
"eyyooo! ama mınımınım abla, ya yanlış yerde inersem, evi bulamazsam?"
"Biz annenlere haber veririz seni karşılarlar."
Bu iki anıma da bayılırım ben. :)
Bir an torunlarım olursayı düşündüm: -Puhahaha dede Psychedelic 1.6GHz işlemcisi varmış. Tosbağa gibi, bu ne lan -Ebe plum ayda bir format çekermiş, nihohaha -hafif.org diye bir site varmış, php midir nedir dandiriktenmiş, txt ile geyik yaparlarmış, muhahahaha -Abi düşünebiliyor musun, 64 K download ha, pöh. -............
Ben annanemle böyle şeyler konuşamadım hiç. Onu hatırladığım yıllarda 70'li yaşlarındaydı. Küçük yeşil gözleri vardı. Rus asıllı olduğu söylenirdi. O yaşında sacta çok güzel hamur işleri yapardı. Evlerinin bahçesinde güzel sofralar kurduk, kahvaltılar yaptık. Sessizdi. Bazen annemle konuştuklarını duyardım. Sonra öldü. Dedem de ondan bir kaç yıl sonra öldü. Hiç bilmiyorum dünyaları yuvarlak mıydı.
aklıma gelen diğer şeyler: Asma, koruk, erik, ekşi erik, şıpıdık terlik, sinek öldüreceği, ebe gümeci, turp otu, karacaotlu peynir,kasımpatı, yediveren, zeytin, zeytin yağı, ayranlı, sarımsaklı yoğurt, tatlı maya ekmeği, gazoz, ezilmiş leblebi, kestane, odun sobası, cinler, tırnaklarımı sökecek olan tanrı, gavur, yonanlı, büyükbabam, padişahın ***leri (burası müstehcen, ama annannem gayri ihtiyari kullanırdı.), açık hava sineması, iğne oyası, yemeni, avlu, solucanlar, toprak kokusu, erik ağacı, kabuklu badem, limonata, bulgur pilavı, tarhana çorbası, mandalina, tuvalet bezleri, tahta çamaşır teknesi (aynı zamanda havuzumuz), nalın, güllü nalın, pazen etek, basma kumaş, iki örgü, kediler(özellikle kınalı kedi), civcivler, bayram, tezlik, ot toplama gezintileri, mantar, çıntar, ayran, yoğurt, ıspanaklı börek, avlu ocağı, çıra, is kokusu, dokununca ele bulaşan toz boya, bit taraması, altıma kaçırdığım günler, karıncalar, sümüklü böcekler, dalgan, fayton, pazar arabası, sepet, bahçe, karpuz, divan, saman yastıklar, yün yorganlar, kına, tükürük savaşı, harçlık, "çok çalış, annen gibi iki sınıf birden geç" nasihatı, anfide, "hu hu komşu", popoya şaplak, "kız kısmı sırtüstü yatmaz", sevgi, mutluluk, hüzün, özlem kısaca anneannem.
bakalım doğa (yeğenim) neler hatırlayacak, annane değil de teyze hakkında:
sigara, içki, bilgisayar, bilgisayar oyunları, deniz, parti, araba, cips, çikolata, apartman, boyalı saç, makyaj, "işim var", neşe, hazır yemek, gerisini tahmin edemiyorum ama illa ki sevgi.
Küçükken annanemlere gittiğimizde çoğunlukla evlerine gitmeden önce bağa giderdik. Bağda kiraz ağaçlarına çıkar aç karnına kirazları yerdim. Akşam eve dönünce, kirazlar tırmalardı. Tuvalet evin dışında bahçedeyidi, gece karanlık esrarengiz bir havası olurdu bahçenin. Çok korkulu dakikalar geçirirdim, bitmek de bilmezdi.
ayni benim ananemin evi :) o bahcenin ustu asmadan cardak ile kapli idi, hep esrarengiz bi' havasi olurdu geceleri. tualete gitmek korku filmi izlemek gibi idi. hatta o filmi yasamak gibi. hep cin, peri hikayeleri canlanirdi gozumde. sonbaharda yapraklari supururdu buyukbabam aheste aheste. cok guzeldi, cook!
Evet, çocukluğunuzun hayatınızda önemli bir yeri olduğunu anlıyorum; plumprune'in neden meyvelerden isim seçtiği de bu bağlamda kavranabilir oldu. Sizinki hakkında bir fikir yürütemem ama.
ama lutfen bu konunun derinliklerine inmielim, psikologlardan cok korkarim. cocukluuma dokunmayin bitmisimben bey. :o)
eriği çok severim ben. Tırmandığım erik ağaçlarından inemezdim bazen, biri yokluğumu farkedene kadar hem erik yer, hem beklerdim. Bir gün malum kızkardeşimi annemler alışverişe götürmüş, beni annaneme bırakmışlardı, o kadar kıskanmıştım ki, çıkabildiğim en yüksek dala tırmanmış, bütün erikleri yemeye çalışmıştım. (Kızkardeşim çok erik yemek yüzünden hastalanıp doktora giderdi de, amaç ona erik bırakmamaktı özünde) Onlar dönene kadar da tüm ısrarlara rağmen inmemiştim ağaçtan aşağıya, gerçi onlar bana hediye alarak beni utandırmışlardı ya. :)
Seni kırmak istemem ama benim ismimdeki ben, hafif'te çok meşhur olan dahi anlamındaki "de" gibi ayrı değil yer belirten "de" gibi bitişik yazılıyor. Kızkardeşin doğru şekilde yazmış. İnsanlar bilirsin isimlerine ilişkin konularda aşırı hassas oluyor. Diğer taraftan yeşil eriği çok severim, özellikle tuzlayarak yemeğe bayılırım. Kızkardeşini kıskanman da artık geçmiştir umarım.
çoktan geçti kıskançlık, bahsettiğim yıllar küçük insancık olduğum zamanlardan kalma. Bu arada ismin ile ilgili yaptığım hatayı send butonuna tıkladıktan sonra farkettim, ve hatta kendime güldüm. E n'aparsın alışkanlık, ismini cümle sanıp ayırmışım. Hem ne var bunda bu kadar kızacak allah allah, pek de hassasmışız alimallah. :P
duyduğum en büyük eksikliğim, acım, içimde sızıya neden olan şey; anneannemi hiç tanımamış olmam.. ben doğmadan çok önce vefat etmiş.. kanserden.. *ne zaman nerde bir anneanne torun görsem bir fena olurum.. anneannesini kaybetmiş birinin acısını, tanımasam da tanıdık bir şeyler olduğu için garip bir hisle paylaşırım.. *anneanne-anne-çocuk.. ben gerçekleştirebilsem..
iyice duygulandırdın beni şimdi. Anneannemi kaybetmek çok büyük bir acıydı, ama geçiyor acılar, izleri kalıyor sadece. Ama sanırım senin acın daha da büyük. Ben de dedemi (babamın babasını) tanımadım hiç. Cepkenli bir İç Anadolu yiğidiymiş söylenenlere göre, babam ona çok benzermiş bir de. Mide kanserinden ölmüş sanırım, babannemin iddialarına göre, bi oturuşta bir koyunu yermiş, özlemiş kocasını herhalde. Büyükbabam vardı, onunla çok mutlu olduk. Bence sen de bu gidişle, şeker mi şeker bir anneanne olursun bence. :)
Bigün Mert gelmişti. Metalciyiz ya.küçükken , Mert'in saçlar kıçına kadar uzanıyo. Bi de yüzünü kapıyo... Anneannem varmış evde ama ben farketmedim. Anneannem yanımıza geldi. Biz konuşuyoruz. Bi dinledi. Hemen antreye gitti. Zili çaldı. Biz de salağız ya yedik. Koştum açmaya. Anneannem kapının önünde sırıtıyor. "Ya Başar oğlum bu arkadaşın gız mı oğlan mı? Hoşgeldin diyeceğimdi de bilemedim kızım mı oğlum mu diyeceğimi."
Bi de küçükken parmaklarımı eline alır sıralayla kapatıp en sonunda gıdıklardı. Tekerleme şöyleydi.
Başparmaak Badiparmaak Orta direk Gül ağacı Küçük hacııııı
Burada ne çeşit bir anti laik dayatma var derseniz o sırada anlamıyordum :) Ya ben o kadar zaman serçe parmağıma küçük hacı gözüyle baktım. Neyse şimdi ayak parmaklarımın da ismi var, Usame, Muhammed, Saddam... (3 parmaklı diilim bunlar geldi aklıma sadece.)
tekne kazıntısı olduğumdan en çok 5 yaşımdaki haliyle hatırlıyorum anneannemi ve babaannemi, dedelerim ise daha önceleri göçmüşler. 5 yaşındayken bir gün telefon başındaki annemin iki gözü iki çeşme ağladığını görünce ne oldu diye sormuştum da, annem zar zor bana annesinin öldüğünü söylemişti. ben de başlamıştım ağlamaya, o zaman annem başımı okşayıp, sen niye ağlıyorsun oğlum ölen benim annem, sen şimdi ağlama da ben ölünce ağlarsın demişti. bu isteği mantıklı bulan ben sessizce oturma odasına gidip uzay gemime binmiştim. uzaklardaki olan köyümüzde hatırladığımsa iki dere, üstünde bir kaç asırlık çınarlı kocaman tepe ve bolca ottu, bir de istediğim yere işeme yetkisi.
Retrubition, annannen aynı bizimkisi gibi, ne kurnaz oluyorlar değil mi? Zili çalmasına bayıldım, çok şeker biriymiş oldukça belli.
Sarkac, sizin orada en azından iki çınar varmış, babamın köyüne gittik, orman diye bize iki tane sarı çalı gösterdiler, yemin ediyorum gülmekten karnım ağrımıştı. Ama bir dere vardı köyün ortasından geçen, ağzım açık kaldı. Babam o köyde, göz suyu diye çişini satmaya çalışırmış yaşlı ninelere, bir de bu hikayeyi hatırlayınca, tamam dedim gülmekten öleceğim şimdi.
O kadar onlardan olup, bu kadar uzak olmak ne kadar enteresan değil mi?
evet plum, öylece büyümüşüz, geçenlerde babamı hastaneye kaldırdığımızda, uzun uzun konuşmaya vaktimiz oldu daha doğrusu o anlattı gelenler anlattı ben dinledim. 10 gün kaldı bir gün abim (benden çok büyük, izmir doğumludur kendisi) bir gün ben nöbet tuttuk... herşeyi hatırlıyor, müthiş bir hafızası var, bir dolu tarih öğrendim ki yaşananlar hayal ürünü gibi geliyor. şimdiyi sorarsanız sağlık durumu iyi.
maalesef benim babam da hastanelerden çıkmaz oldu, hastalığını yazmak istemiyorum, sevmiyorum o boku. Annanemi hatırlamam, geçmişi anmam belki de hep ondan, arada kararmam, arada coşmam da işin özü sırf bundan. Vodka içiyorum şimdi. Özledim hem annemi, hem babamı hem onların ebeveynlerini. Herşeyden önce özledim herşeyi tozpembe gören küçük beni.
Sonra gölgeler kalacak, biliyorum. Ölüm garanti, kimse acı çekmesin diyorum.
Bu kadar duygusallaşmayı ummuyordum ben, anılar nelere sürükledi beni birden...
ah iste, nedir bu huzun? hem tatli, hem aci... hem de halay cekioz bi' yandan! n'apiosak?
Aman sadece yeterince içiniz plum, nasıl ayarlayacaksanız artık, fazla içki size fazladan hüzün getirebilir, hüzün de anlamsızlık(!?). Bir de lütfen gelecek günlerinize özlem duyun artık, güzel günlerinize.
hep kabullenme üzerine kurulu hayat, alışırsın mantığı hüküm sürüyor. Çikolatalı pasta yerken yanında ayran içtiniz mi, biliyorum bana da ters gelmişti ama fena da olmuyor. halaysa evet kaptırmışız çekiyoruz, halay başı biraz daha hareket lütfen.
evet, ama yarın pazar, ne iş var ne de kıyamet. (yarın kıyamet koparsa yalancı olurum bu arada, kafiye derken gireriz mok çukuruna)
Limitsizim bu gece, zamanı da geçtim. Sadece duygularım ve isteklerimle hareket etmekteyim. Önerileriniz pek ala, anlamsız olmak gerek zaman zaman, anlam çok şey ifade etmiyor nitekim bazen.
Ayran değil belki ama, tatlıdan sonra hep tuzlu çeker canım, dengelemek anlamında. Babam ballı ayran içerdi, bana komik gelirdi, oysa içmek gerek şimdi.
Haydi halay çekelim, içelim güzelleşelim.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.