


gülen cemaatine (şimdi hemen itiraz borazanları tüm haşmetiyle ötecektir) olan yakınlığıyla bilinen eşini mi yazalım, yoksa kuru üslubunu cilalamakta kullanmaya çalıştığı "tasavvufi" temaların dini hassasiyetleri gıdıklama zanaatçılığını mı?...
beğenen beğenir. demokratik bir memleket burası, di mi?
türban bağlama özgürlüğünü de anayasaya soktuk mu "bir kere", bir kerecikten bir şey olmaz topacına sardığımız ulvi projelerimizi usuletle ve suhuletle döndürmekten bizi hangi namert
alıkoyabilir ki?
di mi?
tasavvuf muş? peh!
celallenmesin fanatik elif shafak severler...
pinhan'ı okudum.
beğenmedim. bu kadar.
orhan pamuk gibi elif hanım da arkasına aldığı
belli "güç"ler sayesinde edebiyatçılığının altında ezilmiş kalemlerdendir.
görüşümü budur. kimse, ayaktopu fanatikliğine kalkışmasın!
o kadar!
neden olacak...
mutad musiki tavsiyelerinden bir vakitler david darling üstadı da beğenilerinize sunmuş idim.
toprağı bol olsun colin ustanın sitarda dolaşan parmaklarına, garbarek ağabeyimiz nefesini bakır boruya da üfledi miydi...
kontrbasın yayı gövdemizin içinde bir ileri, bir geri
temposuyla bizi kendimizden geçiriyor, ellerimizi bir anda ense kökümüzde düğümlü buluyor idik...
sağ ol, var ol!
şöyleki;
temsil etmiş olduğu jargonun dışından bakacak olursak kendilerine,
kadınlığının hasbihal dışında mahzun bir yazar olmakla beraber kendileri, bir kaç satır sonrasında farklılığın farkındalığını keşfetme gayretinde yol almaya çalışmaktadır. zeki olmakla beraber karışmaz hiç bir foseptik çukuruna, yaldızlı kayıklar içinde öylece geçip gider, insan kokulu dışkıların arasında. kimse bilmez ama içten içe emzirir bütün zihinleri sızılı yazılarında. ışıltısının tılsımını sevmesemde, işte benim hayran olduğum zeka.
neymiş efendim kadın dediğin kırıtırmış, işveli olurmuş, yok yok ben almayayım, yeterince tattım ömrü hayatımda. en zekisinin yapabildiği en iyi şey yatağa bedeni değer değmez inlemesiydi, karanlıkta. ya da sıralamakta aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya kelimeleri cümlelerde. sonra karşıma geçip "işte bunu ben yaptım. hadi zeki de bana" diye bakar yüzüme. tamam akıcıdır üslup, anlamladır ifadeler, yahu ey adem kendinden başka hiç bir şey yokki orda. nerde o inandığını iddia ettiğin allı pullu dallı güllü düşüncelerin, kitapların, sinemaların. bahanense hazır ve nazır sorduğumda.
"ama ben kadınım."
o zaman sana elveda.
kısacası;
her zeka kendini gösterir değer çıkmazında...
eyvallah...
aaah herseyi meditasyonla asanlar klubunden.
Lotus pozisyonunda simdi hep beraber arkadaslar;
OMMMMMMMMMMMMMMMMM
Medcezir'den;
Önce yüzlerinizi sileriz sevdiklerimizin.
Vaktiyle Hurufiler yaşardı bu memlekette, kitap okur gibi insan yüzleri okuyan Hurufiler...
Hurufi ki
harften manalar devşirir,
Hurufi ki
harfle ağlar harfle sevişir;
Hurufi ki
insanın yüzünde harfler, harflerin yüzeyinde insancıklar bulur
Hurufi ki
Suret okur, surette kaybolur...
Vaktiyle Hurufiler yaşardı bu memlekette. Şimdi bir masal diyarı kadar uzak olan geçmişte, bir masal kahramanı kadar hayali bir Hurufi dervişi...Hurufi de en az altı yaşındaki ben kadar yalnızdı Osmanlı topraklarında, vav harfi kadar yalnızdı. Yetenek mi yoksa lanet mi, hediye mi yoksa kahır mı baktığın her suratta bir suret görme yetisi? Kaç kişi hazırdı bunu yapmaya? Sahi bir avuçtular, ne kadar azdılar. Kaç kişi razıydı kendi suretinde sonsuzluğu bulmaya? Ne kula kulluk, ne başkasına efendilik taslamak...çünkü harfler nasıl hem farklı hem de eşit ise, harfler nasıl birbirlerine muhtaç ve aşka aşık ise, insanlar da öyle olmalı, öyle kalmalı...
Pinhan okuduğum ikinci kitabıydı Elif Şafak'ın, ilk yetmiş sayfasına vurulduğum güzelim kitabı...Hele başlarda, Dede'nin bir ağaçta bekleşen Pinhan'a ilk nazar edişinin betimlendiği bir cümleyi okuyunca tepeden tırnağa titremiş, kitabı istemsiz fırlatıvermiştim...Bilenler bilir, bilenler susar, şol bab, Pinhan'ın sürmeli gözlerine vedahi yalız alevlerden kenarları tutuşmuş vaziyette kurtulmuş bir gize ve Dede'nin bahsi geçen gözlere daha ilk nazarında bu sırra vakıf oluşuna dairdi...Pinhan, ikibaşlılığı, Kötü'yü ve İyiyi aynı anda barındırışımızı, misalen biyolojik Ying&Yang'i hermafroditlik gibi gün yüzü görmemiş bir benzetme üzerinden anlatma girişimiydi...Her ne kadar satırlar tekke'den, bolca karakterin dühul ettiği mahalleye ve onca karakterin tariflerine kaydıkça anlam yitimine uğrasa da yirmialtısında bir taze iken kaleme alınan bu kitabın yine de hiç şüphesiz barındırdığı gizli kapılar vedahi sırtladığı metaforlar hatrına kapağının açılmasına değeneceğini düşünüyorum naçizane…kapağı açtığınızda, etrafa kelebekler misali uçuşuverecek şu an öl(dürül)müş onlarca güzide kelimeler hatrına hiç değilse...
"Elmas bir gözdür yürek. Ve çizilmeye görsün bir kere, artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle âleme."
İyidir be Elif Şafak, hem de çok iyidir bence; Pinhan, Mahrem, Bit Palas, Araf... iyidir.
kötü olmamakla beraber çok başarılı değildir bence. bir sıkıntı var romanlarında. sürekli bir sıkıntı yaratır okurken.
elif şafak türk edebiyatının ustalarından biri olma yolunda bence. hatta gayet usta..ama adalet ağaoğlu ilk sırada elbette:)
Bu kadar mide bulandirici fabrikasyon bir kisiligin cok satmasini anlamiyordum. Meger Fetocuyla evliymis, Kosk'u ele geciren adini bile anmak istemedigim RAGHEAD hainlerle yemekler yermis vay vay. Tarikatlar cirit atiyor Meclis'te , Kosk'te.
Ah pardon toplu meditasyona devam, teror henuz bitmedi, lotus pozisyonunda OMMMMMMMMMMMMMMM. :-D
Elif Salak'i ove ove bitirememelerinin nedeni anlasildi simdi.
Elif Şafak'la Selim İleri ne zamandır balıkla meyve suyu içiyorlar
Oysa önceki günkü İkinci Çankaya sofrasının başka bir anlamı var...
Adalet Ağaoğlu gibi son dönem AKP�ye sürpriz destek atan bir kalem ile 301. maddenin Türkiye�deki mağduru Zaman gazetesinde de yazmaya başlayan Elif Şafak var o masada...
İki entellektüel ve renkli kalem Doğan Hızlan ile Selim İleri de masadalar...
Son dönem Zaman�da yazmaya başlayan Hilmi Yavuz çağrılmış...
Ve Cumhurbaşkanı�nın �abi� diye çağırdığı Abdullah Gül kontenjanından Rasim Özdenören de masada...
Kimyası bu masanın...
Cumhurbaşkanı hoşgörünün gereği olarak şarap da ikram ediyor konuklara...
İkram edilen şaraplar özel bir kav değil...
Batılıların table-wine dediği masa şarabı düzeyinde vasat iki şarap markası takdim ediliyor...
Oysa mönü batılı standartlarda ve zengin bir mönü...
Portakal soslu zeytinyağlı kereviz...
Puf böreği...
Lagos şiş, roka salatası...
Ve limonlu parfe...
Strasbourgh'da dogmus entlellektuel balikla meyve suyu iciyor? Yala allah yala, nereye kadar?
Hey yaltakci ELif Salak, teror icin Tantric Seks niye onermedin ki? :-D
Teror icin meditasyona devam. OMMMMMMMMMMMM!!!
Ünlü edebiyat eleştirmenimiz Samiye Baltazar’ı, Kuyyap kitap fuarında yakaladık, bir röportaj yaptık kendisi ile.
-Raportör: En beğendiğiniz düşünürler;
-Samiye Baltazar: Reha Muhtar, şüphesiz, toplumsal hassasiyeti son derece yüksek, ne yediğine ve neler yenildiğine dikkat eden tam bir Türk aydını. Entellektüelliğe giden yol aydının midesinden geçer efendim, son derece mühim.
-R:Peki, en beğenmediğinizi sorsam.
-SB:Elif Şafak
-R:Hmm garip, kendisi en çok satanlar listesinde yer alan, dul kadınlardan, kul bırakılan kadınlara, doğulu kadınlara dek kadın hakları konusunda bir çok yazısı olan, kadın örgütlenme eylemlerine aktif katılan bir yazar. Hemcinsiniz olmasına rağmen beğenmiyorsunuz demek. Hangi kitabını/yazısını beğenmediniz özellikle?
-SB:Hahahayyt, güleyim bari o gericinin bir satırını bile okumam...Zamanıma yazık.
-R:OHALde sanırım bu kanaata, hakkında yapılan edebi eleştiri yazılarından vardınız.
-SB:Hayır, hayır bilakis, haberlerde izlediğim bir program o kadar güzel anlatıyor ki herşeyi...Gerek dahi kalmadı böyle bir araştırmaya.
-R:Bizimle de paylaşırmısınız gözlemlerinizi?
-SB:Efendim, bu zavallı insan balık yerken, yanına da kırolar gibi meyve suyu içmekte, fazla söze gerek var mı? Ben ne evimde annemin, babamın sofrasında; ne de dünyada bu kadar yer gezdim herhangi bir uluslararası mekanda, balıkla meyve suyu içildiğine şahit oldum...
-R:Hmm, düşündürücü gerçekten, sizce bunu niye kıramıyoruz...Çoğu evde eski usül zeytinyağlı yemekler yapılmaya devam ediliyor, geçenlerde aydın geçinen bir başkasının melemen yediğini bile duydum...
-SB: Maalesef efendim, maalesef...Ülkemiz Risotta’dan bile krizin çıkabileceği bir acaiplikler coğrafyası oldu çıktı. Yani soruyorum, balık yanında meyve suyu içilir mi efendim...Pes yani, bir edebiyatçının, benzer gericiliklere prim vermemesi, muasır medeniyet seviyesinde sofralarda, table-wine olmayan kaliteli harman şarapları Creme de la Creme düşünürlerle tokuşturup ülke geleceğinden bahsetmesi gerekirken. En başta meyve suyu siyasi bir simgedir efendim...Bu ne hak? Bu ne pervasızlık. Kamusal bir alanda, sizin balıkla bunu tüketmenize göz yumacaklar. Ne günlere kaldık, yüce Gazi yaşayaydı da bu günleri göreydi... Gazi’nin şehit düştüğü gündür bugün...
-R:Ne kadar doğru konuşuyorsunuz. Bu gibilerinin, mevcut hükümet aleyhine yazılar da yazıp 301’den ülkede haklarına dava da açıldığını bilmek, al işte kofti yazar, hakettiğini buldun dedirtiyor insana öyle değil mi?
-SB: Elbette, ne güzel betimleyiverdiniz. Bir solcu, liberal, demokrat her halükarda bugünkü yaşam tarzına ihanet eder mi? Yaşadığı kültürel coğrafyayı, en başta da edebiyatı sırtından hançerleyebilir mi?
R: Sevgili Samiye Baltazar ile olan söyleşimiz edebiyat dışı konularda da devam etti. Kendisi yakin dostum olması münasebeti ile girdiğimiz özel muhabbetleri siz okurlara aktarmak niyetinde değilim…Bunun yerine, kendilerinin de bir Dahi edası ile tespitte bulunduğu pek muhterem Reha Muhtar beyefendinin, Samiye hanımı’nda bizzat izleyerek bize şahitlik yaptığı programa ilişkin bir haberle bu haftaki edebiyat röportajımızı noktalayalım;
Hadi isterseniz beraberce çocukluğumuza gidelim, rakılı balıklı muhabetleri bir kenara bırakalım...
Ben ne evimde annemin, babamın sofrasında; ne de dünyada bu kadar yer gezdim herhangi bir uluslararası mekanda, balıkla meyve suyu içildiğine şahit oldum...
Eminim ki, Elif Hanım, Selim ve Hilmi Beyler aile sofralarında balığı suyla, pek arzu edilmese de kolayla içmiş olabilirler...
Meyve suyuyla balık, hadi içkiden geçtik Türk aile yapısının geleneğinde yok...
Neden meyve suyunu tercih ediyorlar acaba?..
Yeni dönemin muteber içkisi meyve suyu olduğu için mi?..
Bir entelektüel çocukluğuna ve bugünkü yaşam tarzına bu kadar ihanet eder mi?..
Etmeli mi?..
Ya da ne için bunu ediyor?..
Ne oldu onlara da güzelim lagos balığının yanına şeftali ya da portakal suyu istediler?..
Balıkla meyve suyunu beraber içmeyi ne zaman öğrendiler bu entelektüel dostlar?..
Tüh be...
Yaşam nasıl da kayıyor elimizden...
Bir yaşam biçimini bile savunamaz hale geldi bazılarımız, bizzat senin Çankaya’daki sofranda?..
Gazi’nin şehit düştüğü gündür bugün...
Hoşçakal Çankaya...
Hamiş:
1) You missed the point diyecek arkadaşlar olacaktır. Şüphesiz bu olaya atfedilen onca yorum, yaranma içgüdüsü ile meydana gelmiş bir entel sendromuna işaret etmeye çalışıyor. Farkındayız, parmağa değil, parmağın gösterdiğine bakmalıyız. Lakin olayın ifade şekli ve üslup parmağın gösterdiğini bir anda anlamsız kılıveriyor...Parmakla gösterme şekli, uslubun amacını sorgulatıyor.

2) Medcezir’de şöyle bir ifadesi olmuş; İlginç geldi günümüze ışık tutması açısından; “Türkiye’de yazarlar söz konusu oldu mu iki hususu bilmemeyi tercih ederiz: Ölmüş yazarların sadece kitaplarına odaklanmaktan, hayattayken nasıl ve neler yaşadıklarını bilmeyiz, biiir. Yaşayan yazarların da sadece yaşamlarına odaklanmaktan kitaplarında neler yazdığını bilmeyiz, ikiii.."
@ proksima
çok güzel bi röpotaj olmuş, muhabiri tebrik edelim. bu cinslerin sölicek, anlatıcak bişileri olmadığından-kalmadığından yaşam tarzı derler, başka bişi demezler, papağan gibide tekrar ederler. neyseki kendileri çığırıyor, kendileri dinliyor.
Siyah Süt Önyargıları Yıktı... Elif Şafak\'ın bir bebeği oldu. O şimdi bir anne. Edebi anlamda yaratıcılığa adanmış ömrüne şimdi bir başka yaratıcılık duygusu eklendi.
Tarihte yetiştirdiğimiz büyük sanatkârlarla, şaheserlerle iftihar etmemiz bizde bir gelenek, fazilettir. Yunus, Fuzuli, Nasreddin hoca vs… ile moral buluyor, dünya kültürlerine katkıları ile gurur duyuyoruz.
21. asrın batıya hayran aydınlarının, bu geleneği sürdürdüğünü söyleyemezsek de Orhan Pamuk ve batı tarafından onun uzantısı kabul edilen Elif Şafak’ın yurtdışı başarıları onları da gururlandırdı. Ancak işin iç yüzüne bakınca özellikle de Elif Şafak’ın Baba ve Piç’i etrafındaki tartışmalar, böyle başarı olmaz olsun dedirttirecek cinsten idi.
Geçen hafta Elif Şafak ikinci çocuğunu kucağına aldı. Bu vesile ile yine gündemimize girdi. Oysa Şafak’ın eserlerini okuyanların bildiği gibi medyada Elif Şafak hakkıyla, üslubuyla ve sanatçı duruşuyla tartışılmıyor. Birkaç yıl önceye gidersek:
Elif Şafak, 1998 yılında Mevlana Büyük Ödülü’nü alan Pinhan, Mahrem gibi başarılı romanlardan sonra Baba ve Piç’i kaleme almış, Ermeni meselesine Türkleri aşağılayan bir biçimde yaklaştığı gerekçesiyle hakkında dava açılmıştı. Elif Şafak davası uluslararası basında büyük yankı uyandırdı. Avrupa, davayı Türkiye’nin demokratikleşmesi ile eş tuttu.
The Independent,
"Bir yazar hakkında roman karakterinin sözleri yüzünden üç yıl hapis istemiyle dava açan ve doğum yapacağı haftaya duruşma koyan bir ülkeye ne dersiniz? Avrupa Birliği ne kısa sürede giriş yapması olası bir aday mı? Muhtemelen hayır"
diyerek açıkça AB’ye alınmamız çağrısı yaptı. (15 Eylül 2006).
İtalya medyası, o zamanlar anne adayı olan Elif Şafak’ın kadınlığını ön plana çıkartarak
"Böylesine alımlı, hoş, renkli bir kadın ılımlı İslam ülkesinde sırf Ermeni soykırımına değindiği için mahkeme koridorlarında demokrasi mücadelesi verecek"
diyerek ve özellikle kadın yazarların Türkiye’de süründürüldüğü imajını yarattı. Bizim her şeyden çok başkalarına hayran olan ve hayran yetiştiren basınımız, taklitçi zihniyetle olayı aynen böyle takdim etti.
Bu oryantalist takdimde Elif Şafak’ın bir katkısı var mıydı?
Babasız yetiştiği için mi travmatik bir kitap kaleme almıştı?
Kendisi anlattıklarına inanıyor muydu?
Yoksa sadece sanat için mi bu mayınlı alana girmişti?
Ruanda’da yapığı soykırım(http://www.rwanda-genocide.org/) ispatlanan Fransa’nın Ermeni Soykırımı yasası çerçevesinde ekmeğine yağ sürmek, Türkiye’yi biraz daha köşeye sıkıştırmak için bir ajan-provakatör müydü?
Tartışmalar sırasında hepimizin hafasında sorular uzadıkça uzadı… Hiçbirinin cevabını bilmiyorum. Ama bu soruların bende meydana getirdiği önyargı ve Baba ve Piç’teki ensest anlatımlar nedeniyle Şafak’ın eserlerine son derece temkinli yaklaşıyordum. Ta ki Siyah Süt’e kadar.
SİYAH SÜT NE ANLATIYOR?
Siyah Süt çıkınca tartışmalara başka pencereden bakmaya çalıştım. Çünkü Elif Şafak’ın bir bebeği olmuştu. Ve bu süreç sıradan kadınlar için ne kadar zorsa Şafak için bin kat zordu. Ve teorik olarak biliriz ki büyük sanatkarlar, en büyük eserlerini zorluklardan beslenerek meydana getirirler. Öyleki bu gerçeğe İclal Aydın, Vatan gazetesinde (2006) şöyle değiniyordu:
“Elif Şafak’ın bir bebeği oldu. O şimdi bir anne. Edebi anlamda yaratıcılığa adanmış ömrüne şimdi bir başka yaratıcılığın duygusu eklendi. Bu duygunun onun yazarlığına neler katacağını, tüm okurları gibi ben de çok merak ediyorum doğrusu.”
****
Siyah Süt, o günlerden bahsediyor muydu?
Yine batıya malzeme verecek unsurlarla mı süslenmişti?
Tanıtımlarında Elif Şafak’ın, "Siyah Süt"ü doğum yaptıktan sonra yaşadığı postnatal depresyonu anlatmak, hatta yaşadıklarından kurtulmak için kaleme aldığı söyleniyordu. Onu yargılamak için elime aldığım kitap öyle derinlere götürdü ki, yargılama yön değiştirip kendime döndü.
Samimiyetle kaleme alınmış Siyah Süt’te, kadın olduğumuzdan beri sorguladığımız her şey, annelik, kadınlık, yazarlık, hırslarımız, dostluklarımız var.
Anneannelerimiz var.
Alkarısı, cinler, periler var.
İnsanın tek bir gerçeği olamayacağını gözler önüne seren küçük parmak kadınlar var.
Bir kadının bir davranışının, kaç iç sesi ve çatışma altında oluşabileceği var. Kitabı okuyunca kendinizden, annenize hatta en nefret ettiğiniz kadına kadar herkesi anlayabilme ihtimaliniz var.
Türk dilinin incelikleri, ahengi var...
Görünüşte otobiyografik bir roman olan Siyah Süt, yazarın dış dünyasındaki kimi olayların içine yansıması gibi duruyor. Ama fazlası var. Simone de Beauvoir, Sylvia Plath Halide Edip gibi edebiyat tarihindeki kadın yazarların yaşamları, mücadeleleri; Elif Şafak'ın anne olacağını öğrendikten sonra, kadın yazarların anneliklerine bakışıyla harmanlanıyor. Kitabın bu kısmı, gerçekle, kurgulananı öyle hemhal etmiş ki ayırmak ve etkilenmemek çok zor.
Örneğin Hırs Nefs hanım, bab-ı Cenup’ta çıkıyor yazarın karşısına. Modern dünyanın hırslı kadını! Anaç Sütlaç Hanım, Sinik Entel ve Can Derviş Hanım…
Doğu kapısında ki sabır ve tevekkül abidesi Can Derviş hanım olmayı kim istemez ki…
Sanırım modern dünyada bu kadınlardan herhangi biri olmak zor. Bizler tüm bu parmak kadınların temsil ettiği, karmaşık, çarpık hislerin etkisinde çelişik, yanlışları olan ama doğruyu arayan kadınlarız.
Siyah Süt, anlatılmaz yaşanır türden bir kitap. Elif Şafak, daha dikkatli (itiraf ediyorum, önyargısız) bakınca hayatı ciddiye alan, anlamdırmaya çalışan bir genç kadın. Bizim, farklı düşüncelerde olsak da böyle kadınlara ihtiyacımız var.
Sözlerimi Elif Şafak'ın Pinhan'ın bir bölümüne aldığı Tao Te Ching'in sözleriyle sona erdiriyorum.
Kırılmamak için bükül
Düz olmak için eğril.
Dolmak için boşal
Parçalan ki yenilen
Az şeye sahip olanlar
Çoğa kavuşabilirler
Çok şeyi olanların zihni karışır...
Gülenay Pınarbaşı
gulenaypinarbasi@kadinhaberleri.com
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.