
İlginç bir yaşamı vardı Einstein’ın. 1879 yılında doğdu. Daha bir yaşına varmadan babası iflas ettiği için ailesi başka bir kente taşındı. Babası ve amcası elektrikli araçlar üretmeye başladı. İki kardeşin küçük şirketi büyük firmalarla rekabet edemedi. Albert ağırkanlı, düş kuran, duraksayarak konuşan bir çocuktu. En yakın arkadaşı kendisinden iki yaş küçük kız kardeşiydi.
Çocukluğunun en güzel armağanını babasından aldı: Pusula. Hep aynı yöne dönen iğne kafasında bir sürü soruyu uyandırdı. Amcası yaşamı boyunca vazgeçemediği bir oyunla, matematikle tanıştırdı. Annesinin isteğiyle almaya başladığı keman dersleri onda klasik müzik aşkını uyandırdı.

Gelenekleri gereği her perşembe günü bir yoksul insanı evlerinde konuk ediyorlardı. Bir gün tıp fakültesinde okuyan genç bir adam evlerine geldi. Max’ın elinde birkaç popüler bilim dergisi vardı. Ders kitaplarının kuru ve sıkıcı havasından uzak bu kitaplar Albert’i coşturdu.
Max’tan geometri öğrenmeye başlayınca çok okuduğu için çevresinin endişelenmesine yol açtı. Amcası onlara çok güzel bir yanıt verdi:
“Hiçbir şey yapmamaktansa okusun daha iyi.”
Silahlanmaya başlayan Almanya’da günlük ve toplumsal yaşam da askerileşiyordu. Okula başladığında sınıftaki tek Yahudi kökenli öğrenci olarak çeşitli olumsuzluklarla karşılaştı.
Babasının işi bozulunca Milano’ya taşındılar. Bir diploması olsun diye babası onu yatılı okula yazdırdı. İki ay dayanabilen Einstein sinir krizi geçirdiğini gösteren bir rapor aldı ve okuldan kovuldu.

Diploması yoktu. İsviçre’de Politeknik Enstitüsü giriş sınavlarını geçmesi koşuluyla okula başlamasını kabul etti. Aylarca tek başına çalıştığı sınavda başarılı olamadı. Fransızca’dan, İngilizce’den, zoolojiden ve botanikten kötü not aldı. Yılmadı. Hazırlıklarını sürdürdü. Bir yıl başka bir okulda okuduktan sonra ileri matematik yeteneğinden dolayı sonunda okula kabul edildi. Ders dışında okumaya doyamadığı bilim, sanat ve kültürün klasik yapıtlarının dolup taştığı okul kütüphanesi ona sunulmuş bir hazineydi. O dönemde okula kabul edilen ender kız öğrencilerden biri olan Mileva ile tanıştı. Musevi olmadığı için babasının izin vermediği bu genç kızla babasının ölümünden sonra evlenebildi.
Sonunda diploma aldı. Üniversitede araştırma görevlisi olmak istiyordu. Başvuruları sonuçsuz kaldı. Mileva’ya şöyle yazdı:
“Yine de her kapıyı çalıyorum ve gülmece duyusunu yitirmiyorum... Ayrıca, müzik ve dostlarım beni körelmekten koruyorlar.”

Bir süre öğretmenlik yaptı. Babasının bir dostunun yardımıyla bir patent bürosunda bilirkişi olarak işe girdi. Babası, ailesi ve kız arkadaşı Enistein’ın akademide çalışma olanağı bulamamasına çok üzülüyordu. Küsmedi. Akademi kapılarının kapanması içindeki bilim aşkını öldüremedi. Yaşamından memnun olmanın yolunu buldu. Bardağın boş değil dolu olan bölümünü gördü. O günleri şöyle yazdı:
“Patent belgelerinin yazılması işi benim için gerçek bir kazançtı, bu iş fizik üzerinde düşünmek için bol zaman bulmama olanak veriyordu.”

Einstein’ı uğraştıran sorun fiziğin geldiği yol ayrımıydı. Işık, Newtoncu kurama göre parçacıklardan oluşan tümüyle yerel ve süreksiz bir mekanik olguydu. Maxvell’e göre ise ışık denizin üstündeki dalgalar gibi uzaya yayılmış ve süreklilik gösteren dalgalardı. Fizik dünyası bu kördüğüme kilitlenmişti. 1905 yılında yirmi altı yaşında büyük bir cesaret göstererek “Özel Görelilik Kuramı”nı yazdı.
Bu kuram, nükleer fiziğin enerjinin korunumu yasasının ana ilkesi oldu ve bilim adamları atomu parçalayıp atom çağını başlattı. Kendisi yapımında yer almamasına ve bu enerjinin silah olarak kullanılmasını istememesine karşın atom bombasının babası olarak tarihe geçti.

Onursal doktorayı beş yıl sonra aldı. Adının bile yanlış yazıldığı belgeyi alması için törene zorla katıldı. On yıl sonra “Genel Görelilik Kuramı”nı ortaya attı. Bu da astrofiziğin önünü açtı. Almanya’daki Naziler’in iktidara gelmesi onu ve birçok bilim adamını zor duruma soktu. ABD vatandaşı oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrası bir Amerikan şilebi Almanya’dan ülkesine doğru demir aldı. Gemiye binen tayfayla marangozun elinde bir kedi yavrusu vardı. Nerdeyse ölmek üzereydi. Bakıp besledikleri kedi kısa sürede iyileşti ve geminin maskotu oldu. Denizcinin biri onunla oynarken canını acıttı. Kedi kendini savunarak denizciyi tırmaladı. Canı yanan denizci “Deli!” diye bağırarak kedinin üzerine yürüdü. Kediyi korumak isteyen tayfa da “O kedi Almanya’yı terk edip ABD’ye giden Einstein kadar deli!” diye karşılık verince bir tartışma çıktı. Sonunda kediciğe denizciler “Profesör Albert Einstein” adını verdiler ve bunu bir mektupla Eistein’a yazdılar. Einstein denizcilere yanıtında, “Sevimli ve ilginç haberiniz için yürekten teşekkürler. Adaşıma içten selamlarımı gönderiyorum. Öyküyle çok ilgilenen ve hatta kendi adı ‘kaplan’ olan kendi kedimizin selamlarını da gönderiyoruz. Kendisi Einstein Ailesi ile akrabalığını sizin kedinizin adı gibi dile getirmediğimizden biraz kıskançlık çekiyor. Sizlere, adaşımı evlat edinenlere ve adaşıma candan selamlar” diye yazdı.

Einstein’ın dağınık saçları, sıradan giyimi ve dilini çıkararak verdiği pozları bilim dünyasıyla halk arasındaki köprüleri kurma girişiminin yansımalarıydı.
“Konfor ve mutluluk benim için asla ulaşılması gereken amaçlar olmadı. Mal sahibi olma, aldatıcı vitrin başarıları ve lüks yaşam ilk gençlik döneminden buyana bana küçümsenmeye ve hor görülmeye layık şeyler gibi geldi.”



Einstein’ın gelecek kuşaklara önerileri de vardı:
“Birkaç kafadar bulun ve eski dönemlerin eşsiz yazarlarını, Kant’ı Goethe’yi, Lessing’i ve yabancı klasikleri okuyun ve olağanüstü doğanın tadını çıkarın. Birkaç hayvanla dostluk kurun. O zaman neşenize kavuşacaksınız ve hiçbir şey sizi huzursuz etmeyecek. Ötekilerden daha duyarlı ve soylu insanların sürekli yalnız olduklarını ve olmaları gerektiğini buna karşılık kendi ortamlarının lekesizliğinin tadını çıkarttıklarını düşünün. Eski bir öğrencinin size söyleyebileceği kısaca şudur:

“Yüksek öğrenimi asla bir görev olarak görmeyin kendi mutluluğunuz açısından ve gelecekteki etkinliklerinizin ait olacağı toplum yararına düşünsel alandaki özgürleştirici güzelliği tanımak için imrenilecek bir fırsat sayın. Eğitim ve genel olarak gerçeğe ve güzelliğe ulaşma çabası tüm yaşamımız boyunca çocuk kalabileceğimiz bir alandır.
“Sevgili çocuklarım,
Okullarınızda öğrendiğiniz harika şeylerin dünyanın tüm ülkelerinde akıl almaz bir çaba ve sınırsız bir çalışmayla birçok kuşak tarafından üretildiğini aklınızdan çıkarmayın. Tüm bunlar size miras olarak kalmıştır ve siz üzerine ekleyip onları yüceltip bir gün kendi çocuklarınıza sevgiyle teslim edeceksiniz. Biz ölümlüler ancak ortak yarattığımız kalıcı şeylerde ölümsüzlüğe ulaşırız. Bunu her zaman akılda tutarsanız yaşamınız bir anlam bulur.”

1 Mayıs 1936’da Amerikalı ünlü bir yayıncı villasına yeni bir kütüphane yapmayı tasarladığını ve temeline sonraki kuşaklar için arkeolojik açıdan ilginç yazılar koyabileceği hava geçirmeyen metalik bir kutu yerleştirmek istediğini belirterek Einstein’dan da bir yazı yazmasını rica etti. Bu amaçla Einstein’a en az bin yıl dayanacağına güvence verdiği özel bir yaprak kağıt gönderdi. 4 Mayıs 1936’da Einstein bu özel kağıda daktiloyla aşağıdaki mesajı yazdı:
“Sevgili sonraki kuşak!
Bizden, daha doğrusu olmuş olduğumuzdan daha adil, daha barışçı ve hele daha mantıklı olmazsanız biliniz ki son durağınız cehennemdir.
Tüm saygılarıyla bu dindarca dilekte bulunmuş olan (bir zamanlarki)
Albert Einstein.”
Bence başlık son derece talihsiz olmuş: Albert Einstein hayatının son yıllarını savaş karşıtı seminer ve toplantılarda geçirmiştir. Kanımca "Atom Bombasının Babası" gibi bir sıfat kullanılması Einstein ve çabaları bakımından çok üzücüdür.
adamın atom bombasıyla ne alakası var anlayabilmiş değilim açıkçası,
başlık sıçtığı için yazıyı da okumadım doğal olarak
atatürke şöyle bir mektubu var diyorlar;
Ekselansları AtatürkOSE Dünya Birliği'nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesörle
doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine
müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica
ediyorum. Sözü edilen kişiler , Almanya'da halen yürürlükte olan
yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş
tecrübe , bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler , yeni bir
ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat
edebilirler.
Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam
etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe
sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi , birliğimize
yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları
, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi
birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu
etmektedirler.
Bu başvuruya destek vermek maksadıyla , hükümetinizin talebi kabul
etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş
olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan
Prof. Albert Einstein
Einstein'ın değil ama, Atatürk'ün böyle bir teklifte bulunduğunu okumuştum ben. Atatürk, üniversite devrimi sırasında Einstein'i de davet etmiş buraya, faakt Einstein kibarca çevirmiş bu teklifi...
einstein dendigi zaman izafiyet teoris hayranligimin disinda, suan dunyanin icinine gomuldugu ve sadece guclu ama adaletsiz kan emici somurucu bencil duzenin buldugu atom bombasi fikriyle bir donemin kolonici fikrini modern sehirler ve yuzen sehir gemileriyle dunyayi sindiren bu duzene hizmet etmis biri olarak dusunuyorum ,ve sadece lanet okuyorum ,cunku bizim orta dogumuzu ve guzelim Turkiyemizin de bir nedenle koseye sIkIsmasina ve yaniz kalmasina da sebeb olan bir bulusun oncusu gercekten kendisinin de dedigi gibi , kendisidekendi zamannindakilerin ve sonrakilerinde baris icinde yasayamayacaklari bir bulunsun oncusu oldugu icin ,umarim belasini yasiyodur
Hakikaten Adanalı, Süleyman abi gibi duruyor, tabii nasıl durduğu önemli değil, neler yaptığı önemli..
Einstein'ın patent bürosunda çalıştığını bilmiyordum. Öğrenince aklıma bir komplo teorisi çaktı;
Sakın Einstein da, Edison gibi fikirlerini patent almaya gelenlerden çalmış olmasın!!! Yani en azından esinlenmiştir. (Komplomu biraz yumuşattım:))
einstein'in atom bombasiyla bal gibi de ilgisi vardir. teorik olarak bu olayi baslatmistir. hem de daha 1900lu yillarin basinda. neden mi?
E=mc2 formulunde koyun bakalim 10 gram uranyum atomunun agirligini, carpin isik hizinin karesiyle.. bilin bakalim kac joule enerji aciga cikiyor eger bu kadar madde tamamıyla enerjiye donusurse?
onu da ifade ediyor tabii ki ama asagidakini iyice bir okuyun bakalim.
The mass–energy equivalence formula was used in the development of the atomic bomb. By measuring the mass of different atomic nuclei and subtracting from that number the total mass of the protons and neutrons as they would weigh separately, one gets the exact binding energy available in an atomic nucleus. This is used to calculate the energy released in any nuclear reaction, as the difference in the total mass of the nuclei that enter and exit the reaction.
yani olay su.. once atom bombasini patlatmadan once olcuyorsun atomik partikullerin kutlesini. sonra patlama gerceklestikten sonra bakiyorsun bunlara. kaybedilen kutle miktari ve aciga cikan enerji miktari bu formulu 100% dogruluyor. eger ki 10grlik bir kutle farki yaratabilirseniz, aciga cikacak enerjiyi hesaplayin..
diyo ki eğer enerjinizi boşa harcarsanız, ışık hızına çıkamazsınız..
ışık hızına çıkmak istiyorsanız tekiladan sonra bira tüketiniz.onlar vernik diyolar ama tam türkçesi cila.
cila çok önemlidir diyo genel olarak..
lutfen e=mc2 formulunde c'yi sabit aliniz atom bombasi hesaplamalarinizda.
turkiye einstein gelistirme ve yasatma dernegi adina,
muratos.
Tam bein furtunasu izleim diodum,muratos agliyi!
tam okunmalık bir yazı tebrikler blackmamba...ayrıca her ne olursa olsun başlık doğru kullanılmış.hayatının sonları iyiliklerle dolu diye atom bombasını yaptığı gerçeği atlanamaz...
@onnupro : relativity konusu baska. atom bombasiyla ilgisi yok. ben son kez aglar ve kacar..
e=mc2 elbetteki sadece bir t-shirt yazisi olarak kalacaktir. carl sagan.
e=mc2 formülünün ismi; özel röletivistik teoremidir.bu kafayla daha çok ağlarsın, çağır fizik hocanı beraber ağlayın muratos..
Özel Görecelik: Özel görecelik teorisi, 1887 yılında A. Michelson ve E. Morley tarafından gerçekleştirilen bir deneyin sonucunun yorumlanmasıyla elde edilmiştir. Deney; temelde uzay boşluğunu doldurduğu düşünülen ve J. C. Maxwell’ in, elektromanyetik dalgaların içinde hareket ettiğini öne sürdüğü esir maddesinin varolup olmadığını sınamak üzere gerçekleştirildi. Deneyde; Dünya’ nın, Güneş çevresinde döndüğü yöne gönderilen bir ışık dalgası ile bu yöne dik gönderilen ışık dalgası arasındaki faz kaymasının gözlenmesi esas alınıyordu. Herhangi bir kaymanın bulunması durumunda esirin haretinden dolayı ışık dalgalarının hızının azaldığı sonucuna varılacaktı. Fakat deney bekleneni vermemişti. Yüzlerce deneme sonunda, ışık hızının her zaman, her yerde sabit olduğu sonucuna varıldı. A. Einstein, bu sonuçları anlamlandıran ve doğru olarak açıklayan ilk kişi oldu. Aslında asırlar önce Türk- İslam filozofu Kindi; zaman, mekan ve hareketin göreli; her cisme ve gözlemciye göre değişen yapıda olduğunu vurgulamıştı. Einstein bu düşüncelere deneysel kanıtları da katarak şu ilkeleri ortaya koydu: * Tüm fizik yasaları, birbirine göre değişmeyen harekete sahip bütün eylemsiz gözlem çerçevelerinde ayni yazılmalıdır. * Işığın boşluktaki hızı, kaynak ile gözlemci arasındaki göreli hareketten bağımsız olup daima sabittir. Bu ilkeler; ışık dalgalarının hareketi için herhangi bir ortamın gerekmediğini, dolayısıyla esirin varlığına ilişkin bir varsayımın gereksiz olduğunu ortaya koydu. Böylece yüksek hızlardaki hareket ele alınırken bir tek referans noktası göz önüne alınacaktır. O da evrendeki tek sabit olan ışık hızıdır. Çünkü zaman, uzunluk ve kütle bu niceliğe göre değişmektedir. Sonuç olarak; göreli bir evrende; 1) Işık hızına yakın hareket eden nesnelerin hareket yönündeki kısalır ve kütleleri artar. Işık hızına, bir cismin ulaşması durumunda ise, bu cismin kütlesi sonsuz, uzunluğu da sıfır olur. Bu sonuçtan hareketle şu söylenebilir: Hiçbir cisim ışık ışık hızına ulaştırılamaz. 2) Işık hızına yakın bir hızla hareket eden sistemde zaman yavaş işler. Tam ışık hızına sahip bir cisim için ise zaman geçmez. Hareketli sistemdeki saat, duran saate göre;oranında daha yavaş çalışır.
3) Maddenin, hızlandırıldıkça kütlesinin artması; kütle ile enerji arasında yeni bir bağıntının doğmasına yol açmıştır.
E=mc2
İle verilen denklem, maddenin enerjiyle eşdeğer olduğunu ve çok küçük bir kütleden fazlasıyla enerji elde edilebileceğini göstermiştir. Atom bombalarının yapımı ve nükleer reaktörlerin çalışması bu sayede açıklanabilir.
@onnupro : once temel mantik ve okudugunu tamamen anlama dersleri alman lazim.
1. ben relativity ile atom bombası ilgisizdir dedim. hala da diyorum.
2. e=mc2 zaten relativity formuludur. buna itiraz eden olmadı. cocuk bile iki kelime bik bik edebilir bu konuda.
3. e=mc2 ayni zamanda atom bombasinin altinda yatan formuldur. bunu da belirttik.
ah be evladim!
e=mc2 ozel relativite teoreminin bir sonucudur. Bunun icin de burayi okumaniz gerekir.
http://en.wikipedia.org/wiki/Mass-energy_equivalence
Simdi bu basligin konusu atom bombasi olduguna gore, formulun bu konuda getirdigi sonuclara bakmak gerekir.
Yoksa hazir Einstein gorduk diye ben de atlayayim meydana.. Oooo hemen Kuantum fiziği, String Theory, zamanın göreceliği felan..
Ohh rahatladim.. Artik geyik konulara donebilirim.
1. ben relativity ile atom bombası ilgisizdir dedim. hala da diyorum.
3. e=mc2 ayni zamanda atom bombasinin altinda yatan formuldur. bunu da belirttik.
vah vah vah..
Türkler ilk jet uçak fabrikalarını kuranlardandır harita. Ama biz bizim olan ne varsa tükettik, tüketmeye de devam ediyoruz. Muhtacız artık.
Nail adında birine aşıktı bir arkadaşım, acaba o bu muydu. bir türlü öğrenemedik yaz boyunca.
şöyle söyliyeyim izmir-selçuk-söke-milas-bodrum
izmir-selçuk-ortaklar-muğla-yatağan-sakar geçidi-marmaris
izmir-selçuk-ortaklar-muğla-yatağan-sakar geçidi-sarıgerme-göcek-fethiye
e nasıl bir zaman kipi kullansaydım.
Gittiğimde güzeldi, güzel yerdir demem için devamlı orda olmam gerekir, direkt yalan.
iasos çok güzel ben de katılıyorum dolce..
beleşsipirit, samimi açıklaman için sana teşekkür etmek istiyorum..
Bir haftadır internete giremiyorum, isteklerinize cevap veremedim, kusuruma bakmayın. @Carrion Swarm resimdeki reklamdan haberim yoktu, kusura bakma. Ayrıca başlıkta bir sorun olduğunu düşünmnüyorum, çünkü Einstein savaşları desteklemese de atom bombasının doğmasında büyük rol oynamıştır.
İlk atom bombası fikrinin 1200 kadar yıl önce Câbir bin Hayyan adlı bir Türk tarafından bulunduğunu biliyor muydunuz?
ben dedim türkler her yerde:))
söyle özetlersek eğer, atom bombasının babası Cabîr bin hayyan,
bazı evlatlar ise atom bombasının keşfinde kilometre taşlarını oluşturdu.
bu durumda Einstein'ı yalnız bırakmak yanlış. evet, Einstein atom'un parçalanabilirliğini kabul etti, ama onu oluşturanlar utansın.
şu yazıya bir yorum yazıyordu ki, site beni attı resmen.
Einstein'ın asperger sendromlu olduğuna dair veriler var, bilim adamları öyle düşünüyor. yazı da çocukluğunda yaşadığı iletişim sıkıntılarından bahsedilmemiş fazla. okuldan atılmasına neden olacak davranışlarını, rahat iletişim kuramamasını buna bağlıyorlar.
aa bak olabilir, katlanabilir hakkat, davulu merak etme tahminen akordion gibi katlanmıştır:)
yok artık öyle olmaz gibi, yoksa cepleri yırtılır ve fiyakaları bozulur. olmadı davullarını dolmuşun üst tepesine iple bağlamışlardır. bir gelseler göreceğiz, vazgeçmişlerdir belki de.
neyse en azindan din, politika, futbol gibi ultra geyik konular yerine kendi capimizda bilimsel bir konuyu konustuk.. bu bakimdan yararli oldu bu baslik !
din, politika, futbol gibi ultra geyik konular
ama yanlış başlık yararlı olmuştur kanımca, sonuçta yazı einstein'in hayatını anlatıyor, başlığın yanlış oluşu yorumları atom bombasına çevirdi, kanımca.
dolce bana benzemeyin kuzum, sizin için endişeleniyorum.
ne desem polemik oluyor yahu, gaza gelmeyin :) din, politika ve futbol konularında fazla tartışmak gerçekten ultra geyik, gereksiz demek istemiştim. klişe bile değil yani.
seni çok ciddiye alıyoruz demek ki, vay be ne dese polemik oluyor.
Yanlış bir sonuca varılmış hocam; Einstein ve özel görelilik anlaşılamadığı gibi, çekirdek fiziğinden de anlayan yok.
Konu tam olarak şöyle:
Einstein, göreli hareket cisimler ile ilgili yaptığı çalışmalar sonucunda özel görelilik teorisini geliştirdi. Popüler olarak E=mc² şeklinde bilinen formülü de bu çalışmalar sırasında ortaya çıkan bir formül, tam olarak ifadesi böyle değil. Kütle ile enerjinin eşitliğini ifade eder. Einstein ile ilgili olan kısmı bu kadardır.
Daha sonra çekirdek fiziği ile ilgili çalışmalar başlamıştır. İlk kez uranyum çekirdeğini nötronla bombardıman ederek yarı ömrü farklı elementler ortaya çıkaran kişiler ise Otto Hahn ve Yahudi olduğu için çalışmasını tamamlayamadan Almanya'dan kovulan Lise Meitner'dir. Otto Hahn daha sonra Nobel'i alır, Lise Meitner'e de avcunu yalamak düşer.
Einstein'ın bu çalışmalarla ilgisi yok.
Sonra fisyon denilen bu bölünme olayı iyice anlaşıldı. Bu sıralarda 2. Dünya Savaşı çıktı. ABD bir ekip oluşturdu, Manhattan project adında bir proje oluşturdu. Burada ABD'li bilim adamları atom bombasını icat ettiler.
Einstein ne bu projede ne de bir başkasında görev almadı. Hiçbir aşamada bombaya bir katkı sağlamadı...
İlle doğan canavara bir baba ilan edilecekse Oppenheimer olabilir. Manhattan Project'in başında o vardı.
Einstein ne bu projede ne de bir başkasında görev almadı. Hiçbir aşamada bombaya bir katkı sağlamadı...
Dikkatsizlik etmişim, "Einstein ne bu projede ne de bir başkasında görev aldı." olacak cümlenin doğrusu. Yanlış anlaşılmalara sebep olmayayım, Einstein bu projede görev almamıştır.
@tatar1 .. dediklerinin hepsi dogru.. einstein tabii ki atom bombasini bizzat gelistirmedi..
onun yaptigi bu olaydan bagimsiz olarak bilim icin enerji-kutle degisim formulunu bulmus olmasi.
Nükleer fizyon veya füzyon sonucundaki oluşan kütle kaybı ve çıkan enerji bu formülü doğruluyor. Benim en başından beri anlatmak istediğim de buydu. Hatta bunun joule olarak TNT bazinda karsilastirmalari var.
Pratikde babasi olmasa bile teorik olarak babasi diyebiliriz istemeden de olsa.
Anasi ise Lise Meitner, o kesin.. Bununla ilgili harika bir belgesel de vardi ama ismini hatilayamadim simdi. Youtube'da arayin belki yuklemislerdir.
1780'lerden baslayarak anlatiyor bu olaylari.. Bu olayin buyuk dedesi de bir Fransiz bilimadami.. Ismi Louvrie miydi neydi? Maddenin hal degisimlerinde kutlenin korunmasiyla ilgili calismalari var. Kellesini Fransiz devriminde kaybetmiş felan..
Daha sonra bir kadın matematikçi Netwon'a ilk ayari veriyor. Hatirlamiyorum tam olarak.. Yaşlandik mi ne?
Bakin yararli kaynaklar:
Einstein's equation of Life and Death
Bu da bahsettigim belgesel
http://www.youtube.com/watch?v=8fq8HTBNIjY
E=mc2 is the story not just of the brilliant Einstein, but of those who preceded him: of Michael Faraday's ground-breaking theories and complex relationship with his employer, Sir Humphry Davy; of the execution of brilliant chemist Antoine Lavoisier by French revolutionaries; and of physicist Emilie du Chatelet's fight for recognition in spite of her sex. And of course, it is the story of Einstein's own stunning scientific vision that changed the world. It is also the story of his legacy, inspiring Lise Meitner to split the atom an event that, to Einstein's eternal regret, made the atomic bomb possible.
Muratos canum gardaşum, bu ecnebice ne dio?
bugun tembel degilim :)) cevireyim kisaca hemen. onceden kabul ediyorum.. turkcem ingilizcemden daha kotu sanirim, hep yabanci alemlerde aktigimiz icin .. neyse ...
e=mc2 sadece Einstein'in hikayesi degildir, fakat aynı zamanda ondan once gelenlerin de. Michael Faraday'in teorileri, kimyager Antoine Lavoisier'in Fransız devrimcilerle giyotine gonderilmesi, (bu adam modern kimyanın kurucusu ve zamanının kutle korunum yasasını gelistiren kisi), Chatelet (Newton'u Fransızcaya çevirmiş matematik dehası, fizikçi. Zamanında e=mv2 onermis. tabii bu oneri Einstein'inkiyle ilgili degil. Kinetik enerji olani. Newton'a karsi geldigi ve kadın oldugu icin onemsememisler. ).. En sonunda da diyor ki:
Tabii ki Einstein'in kendi inanilmaz bilimsel bakis acisi ve bulusu, Lisa Meitner'in atomu bolmesine kadar giden sureci olusturdu... Einstein'in sonsuz pismanligina ragmen atom bombasinin dogmasina yol acti.
size deger verende hata! takilin kendi coplugunuzde.
@onnupro : evet, kayis feci koptugu icin 400 sayfalik ingilizce bilgisayar kitabi yazdiriyorlar zaten..
asagidaki linkler yurdumun vizyonsuz, vasat yavrucuklarina kapak, vizyonunu genis tutmak az sayidaki kisilere de rehber olsun !
. Nokta
gaza geldigim icin alakasiz reklamlari izlediniz.. :) biz buna ingilizce unrelated content de diyoruz.. neyse ... getirmeyin la gaza ayip oluyi valla..
simdi devam edebiliriz geyige tekrar.. turkiye atom bombasi yapmis diyorlar... hatta kadikoydeki boga heykelinin altindaki mahsenlerde sakliyorlarmis..
sizce durum nedir?
iki gundur yine cok kar yagiyor ama hava biraz daha sicak.. -11 derece civarinda.. yilbasindan beri ortalama -20 oluyordu..
Neden her yere yazdın bu yorumu, belli ki birşeylere kırılmışsın yoksa sessizce çekip giderdin pek çok rumuz gibi.
Paylaş ki yanlışlar düzeltirsin
Muratos, bak bize yanluş yunluş çevirme ...!
günahu boynuna diim ben.
@harlemsaray bana guvenebilirsiniz arkadaslar.. birmingham ve kentucky universitelerinde ingiliz ve amerikan edebiyatı üzerinde çifte tahsilim vardır söylemesi ayıp..
"imagination is more important than knowledge"
albert einstein
ilk fotoğraf metin akpınar gençliği...
atom bombasının babası denmiş ama, Ainsteinin 1908 yılında ettiği bir söz vardır, "Nükleer enerjinin geliştirileceğine pek ihtimal vermiyorun, bu atomu parçalarına ayırmak demek olur" ama geliştirildi atomda parçalandı
EINSTEIN VE ŞOFÖRÜ
Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile
gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üz...ere yola çıktıkları bir gün şoförü
Einstein'a;
"Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken
ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her
şeyi kelimesi
kelimesine biliyorum" demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte
bulunmuş:
"Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç
tanımıyorlar... O halde
bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim
yerime sen konuş,ben de
arka sırada seni dinlerim." Şoför, gerçekten
çok şahane ve başarılı bir
konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru
cevaplamış. Tam yerine
oturacağı sırada bir kişi,
o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:
"Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok
garip" demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein'ı
işaret ederek şöyle devam
etmiş:
"Şimdi size arka sırada oturan şoförümü
çağıracağım ve sorduğunuz soruyu,
göreceksiniz, o bile cevaplayacak."
Netice:
1-AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA
ÇALIŞIR
ve
2-İNSANIN ZEKİLİĞİNİN YANINDA UYANIKLIĞIDA İNSANA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR......
o zaman varlığım Türk varlığına armağan olsun ve iyi dersler:)
Arkadaşlar bunlar abartılmış hikayeler, böyle hikayelere itibar etmeyin. Fizik konferansları, seminerleri rutin bir şekilde geçen sıkıcı konferanslardan değildir. Bu tarz hikayeler sonradan uyduruluyor.
Yani bu hikayede bahsedilen konferansta özel göreliliğin bahsi geçiyor. Özel görelilik dediğimiz şey, öyle lafla yutulacak birşey değil. Bir kere iyi derecede matematik gerektirir, bir fizik temeli gerektirir...
Tatar11,inanırım dediğine benim matematik bilgim var ama fizik bilmem.uydurulmuş olabilir ben de paylaşılmış bir yazıyı paylaştım ama sonu evrensel bir mesaj veriyor gibi geldi:
Netice:
1-AKILLI İNSANLAR, AKILLI İNSANLARLA
ÇALIŞIR
ve
2-İNSANIN ZEKİLİĞİNİN YANINDA UYANIKLIĞIDA İNSANA ÇOK ŞEYLER KAZANDIRIR......
oylak yayıncılığın yayınlamış oldugu E=mc2
Dünyanın En Ünlü Denkleminin Biyografisi adındaki kitabı alın burda sorulan butun sorulara cok net cevaplar bulursunuz fiatıda 15 tl.... benden kitaba 7 puan...
İçeriği yetersiz olsa da başlığı kesinlikle haklı. İçerik yetersiz olunca yorumlar da yetersiz kalmış.
Herşeyin, hatta yeni bir çağın başlangıcı 1933 yılında Macar fizikçi Leo Szilardın bombalanan her atom 2 nötron yayarsa, nötronları olan elementlerin bardardıman etkisi yaratacağı fikri ile başladı. Szilard da pek çok Avrupalı bilim adamı gibi Hitler faşizminden kaçarak Amerikaya yerleşmişti ve Başkan Roosevelt'i Almanları bombada geçme konusunda uyarmak istemekteydi. Ancak, Başkanı bir kişi ikna edebilirdi. 1939'da Einstein'i ziyaret etti ve kendisinin kaleme aldığı mektubu Einstein'a imzalatmayı başardı. Mektubun Türkçesi:
Bayım,
Elyazmaları halinde iletilen E. Fermi ve L. Szilard'ın son çalışmaları beni yakın gelecekte uranyumun yeni ve önemli bir enerji kaynağı olacağına ikna etti. Durumun belli yönleri uyanık olmak ve eğer gerekliyse yönetimin hızlı hareket etmesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle inanıyorum ki size aşağıdaki olguları ve önerileri sunmak görevimdir.
Son dört ay içersindeki gelişmeler -Fransa'da Joliot'un çalışmalarının yanı sıra Amerika'da Fermi ve Szilard'ın çalışmaları- büyük bir uranyum kütlesinde büyük bir gücün ve büyük miktarda radyum benzeri elementlerin ortaya çıkacağı nükleer zincirleme tepkime ortaya çıkabilir. Bunun yakın gelecekte olacağı kesin gibidir.
Bu yeni olgu, yeni bir bombanın yapılmasına da önayak olabilir ve böylece yeni bir çok güçlü bombanın yapılması -çok kesin olmasa da- akla yatkındır. Gemide taşınan ya da bir limana yerleştirilen bu tip bir bomba patladığında bölgenin bir kısmıyle limanın tamamını yok edebilir. Ancak bu tür bombalar hava taşıması için çok ağır olabilirler.
Birleşik Devletler az miktarda zayıf uranyum cevherine sahiptir. Kanada ve eski Çekoslavakya'da iyi cevherler vardır, en önemli kaynaksa Belçika Kongosu'ndadır.
Bu durumda Amerika'da zincirleme tepkime üzerine çalışan fizikçilerle hemen temasa geçilmesinin arzu edilebilir olduğunu düşünebilirsiniz. Bunu yapmanın bir yolu, güveninizi kazanmış ve belki de resmi olmayan birine bu görevin sorumluluğunu vermektir. Görevleri aşağıdakileri içerebilir:
a)Hükümet evlerine yakınlaşmak, onları gelecekteki gelişmelerden haberdar etmek ve hükümetin eylemleri için önerilerde bulunmak, Birleşik Devletler için uranyum cevheri kaynağını garantilemek için özel çaba sarfetmek.
b)Şu anda üniversite laboratuvarlarının sınırlı bütçeleriyle sürdürülen deneyleri fon sağlayarak hızlandırmak ve bu amaca katkıda bulunacak kişilerle temasa geçmek.
Anladığım kadarıyla, Almanya şu anda ele geçirdiği Çekoslavakya madenlerindeki uranyum satışını durdurmuştur. Almanya'nın bu kadar erken harekete geçmesinin sebebi ise; Alman Devlet Başkanı von Weizsäcker'in oğlunun şu anda Amerika'da uranyum üzerine yapılmış çalışmaları yineleyen Kaiser Wilhelm Enstitüsü'ne bağlı olmasıyla açıklanabilir.
En derin saygılarımla,
A. Einstein.
Roosevelt mektubu okuduktan sonra şöyle dedi:
Bu, eyleme geçmeyi gerektiriyor.
Szilard amacına ulaştı ama zaten Naziler'in bilim adamları olmadığından atomdan da bombasından da haberlerinin olması mümkün değildi.
Böylece Hiroşima yolu açıldı.
Einstein'ın özel yaşamına ilişkin birkaç bilgi eklemek isterim.
İki kere evlenmiştir.
Siyonisttir.
Ateisttir.
Ömrünün son 20 yılını Bohr ile (nafile) kavga ederek geçirmiştir.
Saygılarımla.
Onurpro formülü açamadınmı yahu ?
Enerji eşittir kütle çarpı ışık hızının karesi
yani 10 gr uranyum parçalandığında ışık hızının karesi kadar bir sayıyla (90,000,000,000 ) çarpımı kadar Joule enerji açığa çıkarıyor
yerine koyalım hocam
E= 10.90000000000 = 900000000000 joule enerji
teknik tanımlarda "1 saniyede 1 joule elektrik enerjisi harcayan elektrikli aracın gücü 1 watt tır " diyor.
yani 10 gr uranyum bize 900000000000 watt enerji sağlayacakmış.
Tabi formülün değişik açılımları ile einstein rölativite,zamanda yolculuk ve madde ile enerji arasındaki bağlantı ve dönüşümler ve uzaydaki 4. boyut olan "zaman" a ilişkin kuramlarıyla fizikte yeni bir sayfa açtı.
Uzaya gönderilen uzay araçlarındaki hassas ölçüm araçlarıyla zamanın,sabit ve hareketli cisimler arasında nasıl değişken olduğu ölçüldü.Tabi günümüzde insanoğlu ışıkhızı denen büyük hıza ulaşmaktan çok uzak.
1968 yapımı "Planet of Apes " yane "maymunlar cehennemi" adlı film ise bu konuda aklıma gelen güsel bir film.
Yine Afrikada yapılan bir ölçümde bir güneş tutulması sırasında normalde birbirine yakın duran iki yıldızdan(ikiz yıldız) gelen ışık ışınlarının güneş gibi bir büyük kütleçekim alandan geçerken nasıl büküldükleri ve olduklarından daha uzak göründükleri ispatlandı.Einstein teoremlerinde uzaydaki büyük kütleçekim alanlarının ışığı eğip büktüğünü söylemişti.
Teoremleri bir bir ispat ediliyor.
Üzücü olan ise insanların bilimi medeniyeti geliştirmek,insanlığa katkı sağlamak yerine hala savaşlara,silahlara,dünyayı talan edip yok etmeye,birbirini öldürmeye yatırım yapmaları.Geliştikçe vahşileşiyoruz,ilkelleşiyoruz.
Selamlar,saygılar.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.