Türkiye, AB hedeflerini kabullenerek bunların uygulanmasına yönelik adımları atacak toplumsal ve siyasal iradeye sahip midir? Bizde toplumsal ve siyasal irade oluşumu hangi koşullarda nasıl gerçekleşiyor? AB ile ilişkilerimiz batılılaşma, modernleşme, çağdaşlaşma söylemleriyle birlikte hangi çekim alanlarında şekilleniyor?
Türkiye, AB hedeflerini kabullenerek bunların uygulanmasına yönelik adımları atacak toplumsal ve siyasal iradeye sahip midir? Bizde toplumsal ve siyasal irade oluşumu hangi koşullarda nasıl gerçekleşiyor? AB ile ilişkilerimiz batılılaşma, modernleşme, çağdaşlaşma söylemleriyle birlikte hangi çekim alanlarında şekilleniyor?
Her şeyden önce şunu ayırt etmeliyiz, Türkiye, her zaman jeostratejik ve jeopolitik söylemlerin ve bu realitenin odağında bir ülke olmuştur ve halende öyledir. Tarihsel deneyimler gösteriyor ki Türkiye, batı nezdinde, sadece Avrupalı olarak değil, hem Avrupalı hem de Asyalı ve Ortadoğulu bir ülke olarak önemlidir. Türkiye’nin kendi çıkarları açısından da bu böyledir. Ne var ki işine geldiğinde Avrupalı’dan daha Avrupalı işine gelmediğin de ise Avrupalılığı Hıristiyan kulübü taraftarlığına indirgeyen kolaycı tavırdan kendimizi kurtaramadığımız sürece; Avrupalılık idealimiz kimseye inandırıcı gelmeyecektir. Dahası “jeostratejik aktör“ rolünü oynamamız hiç de kolay olmayacaktır.
Türkiye, bu anlamda bir ikilem içerisinde: Bir yandan ortaya konulan bazı tercihler; bir yandan değişime ve ilerlemeye engel iç siyasal yapı, işlevsel olmayan bir demokrasi. Öte yandan Türkiye’de halk, ülkedeki siyasal iradenin oluşumunda gerçek anlamda demokrasilerde nasıl gerekiyorsa o anlamda etkili değil. Temsili düşünme geleneği hakim. Yani ülkenin temel sorunları üzerinde düşünüp taktik üretenler, seçmenleri ve onları vekillerini temsilen siyasi parti liderleridir. Dolayısıyla siyasi parti liderleri, ülkenin geleceği ile ilgili bazı temel konularda belirgin bir manipülasyon olanağına sahiptir. AB konusu burada sözü edilen davranışa elverişli bir alan olarak kendini gösteriyor, o nedenle siyasilerin en fazla manipüle ettikleri bir konu olmuştur ve olmaya da devem etmektedir.
AB konusunu bir başka özelliği ise bunun Türkiye’de siyasal rejimin varlık sorunu bağlamında tanımlanan devletin “yüksek menfaatları” ve stratejik öncelikleri kapsamında bir ideal politikanın uygulama alanı, daha doğrusu, tarafı oluşudur. Tam da bundan dolayı ama bu kez, karar merkezinde bulunan liderlerin yukarda sözü edilen manipülasyon olanakları sınırlanmaktadır. Çünkü karar alıcı ve uygulayıcı konumda olanların uymaları gereken yönelim ve davranış modeli zımnen de olsa konulmuştur. Politikanın söz konusu modele göre geliştirilip uygulanması, hem gelenin makamda kalmak ve gerçek anlamda kalıcı olabilmek hem de bir sonraki seçimde seçmen desteğini alabilmek için gerekli görülüyor. Bunun örnekleri zaman zaman karşımıza çıkmıştır. Başbakanlığı sırasında Erbakan’ın iktidardaki tavrı muhalefetteki tavrına ters düşmek pahasına orada kalıcı olmak çabasıdır. Çiller’in Gümrük Birliği’ni AB’ye üyelik derecesinde büyüterek halkı coşkulu kutlamalara teşvik etmesi, Yılmaz’ın Lüksemburg zirvesinde Türkiye tam üyelik için aday kabul edilmeyince kırılan ulusal gururumuzu okşarcasına AB ile siyasal diyaloğu kesme ve tam üyelik başvurusunu geri alma tehdidin de bulunması manipülasyona örnek gösterilebilir. Günümüzde bu konuda yaşanan olumlu gelişmelerde kanımca abartılmaktadır.
Anlaşılıyor ki halk AB konusunda o anki koşullara uygun olarak bilgilendirilip yönlendirilmektedir. Kanımca bu yanlış tutum terk edilip dış politika hedefleri iç politik kaygılardan arındırılmalıdır.
Muhteşem bir yazı olmuş. Ben de şu anda benzer bir konuda yazı hazırlıyorum.
Bence anlatılması gereken en önemli şey "müzakere" kavramının yanlış anlaşıldığı. Müzakere derken AB Türkiye'ye uzun tartışmalar sonucunda "aaa tamam o zaman sizin tarım politikalarınızda sübvansiyonları arttıralım" veya buna benzer bir şey demeyecek. AB'nin temel hedefleri belli. Bu hedeflere 2 senede mi 3 senede mi ulaşılacak bu tartışılır. Ve üyelik sonucu da buna göre alınır.
Ayrıca sözü edilen manipülasyon sadece Türkiye'de mevcut değil. Avrupa'da da sağcı liderler üyelik hakkında tüm gerçekleri açıklamayarak sanal bir Türkiye korkusu üzerinden rant peşindeler.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.