Bazen sabaha kadar bir sürü saçma sapan yazı yazarım ve o zamanlarda genellikle ayakta duramayacak kadar zil zurna ve hatta kör kütük sarhoş olurum. Şimdiki gibi…
Sabah olunca yazdıklarımı nereye kaydettiğime bakmak için bilgisayarı açarım ve bazılarını kaydetmediğimi bazılarını da rasgele bir yerlere kaydettiğimi fark ederim. Fotoğraf albümü klasöründe, mp3lerin yanında veya porno filmlerin içinde… Didik didik aradıktan sonra bulduğum yazıları okurum ve çoğunu hiç şüphe etmeden silerim. Silerken “Shift” ve “Delete” tuşlarının ikisine birden basarım ki çöpe bile gitmeden yok olsunlar! Çoğu berbat, okunmaya değmez yazılardır…
Bazen insanlara söyleyecek hiçbir şeyim olmadığını düşünürüm ve saatlerce kanepenin üzerinde sırtüstü uzanıp beyaz pürüzlü tavanı izlerim. Kabartmayı parmak uçlarımda hissetme arzusuna kapıldığım olur. Kedimin üzerime zıplamasıyla kendime gelir ve içinde yüzdüğümüz çirkin gerçekliğe geri dönerim. Onun yemeğini ve suyunu verir, başını okşar ve yeniden kanepenin üzerine uzanırım. O zamanlarda gerçekten insanlara söyleyecek hiçbir şeyim yoktur.
Bazen sokakta yürürken ve çoğu zaman işten eve dönerken insanların muhabbetlerini ister istemez işitirim. “Oğlum Fenerbahçe alayınızı düzer bu sezon, kimi transfer ettiklerini biliyor musun!” der birisi. Bütün dünyam dağılmış gibi olur öyle zamanlarda. Onların konuştuklarından veya izledikleri maçlardan aldıkları zevki hiçbir zaman alamayacağımı düşünürüm. Eksik hissederim kendimi. Kaldırımda ayaklarımı izlerim. Sol ayağım gelir ekrana ve hızlıca yok olur sağ ayağım belirir bu defa… Derken bir başka gürültü gelir kulağıma. “Parti düzenlemişler hacı, görsen kızlar mızlar o biçim…” der birileri, kafamda canlandırdığım filme seslendirme yaparak.
Bazen herkesten daha aşağılık olduğumu hissetmek isterim. Böylece uzaklaşmış olurum herkesten.
Bazen köpeğimi hatırlayıp özlerim.
Bazen kedimin kulağını çekerim ve göbeğini ısırırım.
Bazen saatlerce bir bankta oturup karıncaları izlerim.
Bazen gece yarısı balıkları görmeye çalışırım karanlık bir iskelede.
Bazen güzel gelir bana hayat, martılar uçarken mavi göklerde…
En son ne düşüneceğimi düşünürüm çoğu zaman. İlk sebebin ne olduğunu… Aynı müziği yüz kere üst üste dinleyip hiç sıkılmam bazen. Her seferinde başka bir notadan zevk alırım çünkü. Aynı şiiri yüz kere okurum. Deliliklerimi severim bazen. Onların beni “ben” yaptığını düşünüp bununla mutlu olurum. Kendim olmaktan hiç korkmam bu yüzden. Ne kadar dürüst olabilir bir insan, denemek isterim bazen. Arkadaşlarımın beni kazıklamasına izin verip yöntemlerini izlerim. Hiç tepki vermem kazıklanmaya ve şaşırırlar buna.
Bazen insanlara söyleyecek çok şeyim olduğunu düşünürüm ve saatlerce bilgisayarın başında beyaz dijital sayfayı izlerim. Ya insanları bulamamaktan korkarım ya da bazen anlatma işinin dürüstlükten fazlası olduğunu hissederim. Fazlasına gerek yoktur benim için. Hayatımı mutlu geçirmek için belki de tek yöntemim budur. Daha fazlasını istemem.
Bazen eve giderken yol kenarında birikmiş konuşan insanlar görürüm. Her yanlarından geçişimde şuna benzer şeyler konuşurlar:
“Başkan’ı Amerika yönetiyor.- Benzine zam gelecekmiş.- Amerika’yı Yahudiler yönetiyor. –Bir maşa olarak kullanılıyoruz. - Hiç umut yok! - Bu diziyi kim yönetiyor- Hayır ordu Chp’li değil. Finallerime çalışmam lazım.- Hoca bana taktı.-Maaşımız bizi geçindirmeye yetmiyor.
-Darbe olacak yoksa düzelmez.- Yüzde yetmişi satılmış- İslam devrimi olmalı. Sağ sol birbirine girdi.- Bu filmde oynayan kız geçen gün izlediğimiz dizi sayesinde meşhur oldu.- Parsel parsel satıyorlar ülkeyi.-Atatürk olsa böyle olmazdı. - Hiç umut yok! - Kürtler ülkeyi bölüyorlar.- Lazlar başa geçti. Çerkezler Yahudi’ymiş. Kızılderililer Türk’müş.- Eskimolar Türk’müş.- Conan Türk asıllıymış.- Moğollar Türkmüş. - Cengiz Han Türk’müş - Çinliler aslında Türk’müş. Dünya Türk’müş. Hepimiz Türk’üz! Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Türk’üz (burada alkış)- Amerika bizi esir aldı. - Hiç umut yok!”
Sürüp gider.
Bazen gördüğüm herkes ülkenin içindedir. Dünyanın dışına taşmasını bekleyemem muhabbetlerinin.
Ama çoğu zaman insanlara söyleyecek bir şeyim vardır;
“Umut var, senin içinde, orada gizli!”
Bazen sabaha kadar bir sürü saçma sapan yazı yazarım ve o zamanlarda genellikle ayakta duramayacak kadar zil zurna ve hatta kör kütük sarhoş olurum. Şimdiki gibiğğğğğğğjjjjjöööğğ…
Bazen düşüncelerimi kusarım ve ‘yazı’ derim bu sarhoş kusmuklarının adına.
Eğer bir uğraş olmazsa(okul, iş, sosyal çevre) işte o zaman düşüneceğin şey kalmaz ve kendine dönersin. Hatta test et, 1 gün içinde en fazla ne düşünüyorsun? belki sana bişeyler hakkında ip uçları verir.
açtırdım dostum ben, sen tıkla orayı
yada bunu tıkla
bahse girerim o lanet balkona yetişemeyeceksin...
2 senedir televizyon izlemiyorum ben mak:=) Sokak televizyondan pek farklı değil.
dünyadaki ön türkçe ve ön türkler hakkında bir program yapıldı dün akşam, yazının son kısımları bu tür bilgilere gönderme gibi duruyor, o bakımdan izlediğini düşünmüştüm, ama oldukça büyük bir kitle izlemiştir muhakkak
Yorumlari yine okumadim.. okuyunca sanki yönleniyorum gibi oluyor...
BEST yazin cok güzel tutulmaya deger...
bir adam yürüyor kaldırım taşlarında,
sarsak adımları dolaşıyor biribirine,
yıldızlara dokunabilecek kadar sarhoş,
rüzgara dokunamayacak kadar ayık,
yetişkin olmayı çocuk kalmaya feda etmiş
bir adam yürüyor kaldırım taşlarında.
başını önüne eğmiş, elleri ceplerinde
bildikleriyle hüzünü bulmuş bilmediklerinde mutluluğu
cılız bedeniyle yalpalanıyor sokak başlarında
eski bir şarkı ıslık olmuş dudaklarında
mutluluklarıda hüzün olmuş bakışlarında
düşünceli ve umursamaz
kimi zaman erkek kimi zaman kadın olmuş hayallerinde
en çok da çocuk olmuş yanılgılarında
bir adam yürüyor kaldırım taşlarında
ayakkabısının bağcıklarından sorumlu bir yalnızlık gibi dokunmadan yürüyor adımlarına
eski bir şarkı ıslık olmuş dudaklarında,
geceye merhaba.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.