
Birdenbire, "Ne önemi var ki, kim olduğunun?" dedi. Benimle aynı duyguları paylaşmasının yine bir kanıtı oldu bu cevap kılığına girmiş soru... Sesi titriyordu bunu söylerken ve bana hala yüzünü göstermiyor, gösteremiyor, sadece uçurumun derinliklerine doğru süzülecekmiş gibi öylece duruyordu. Sırtında takılı kalmış bakışlarımın sorgu dolu ifadelerinden habersiz.
Bir süre rüzgarın uğultularını dinledik, ses seda çıkartmadan. Eskilerden birkaç anıya bir dönüş yaptığımızı rahatlıkla savunabilirim. Ama ikimiz de, birbirimizin ayrı ayrı hangi sonuçlara vardığını merak ediyorduk. Ve sanırım, bu yüzden, onun bakışlarımı okuması için bekliyor olmamı bir çeşit seziyle algılayarak, bana doğru döndü. Şimdi gözlerinden yansıyan güneş ışınlarını görebiliyordum. Pişmanlıklarından birini yaşıyordu, besbelli! Kaskatı suratıma çakılı kalmış soran ifademi yakaladı. Affetmemi mi bekliyordu? O, bir zamanlar, aklımı başımdan alan geniş omuzlarını dik tutarak yine beni etkilemeye mi çalışıyordu? Tanrım, bu durumun başka bir çaresi yok muydu? Yoksa konuşmamam ve onu oracıkta suçlamamam için hafsalasında kalmış dualarına mı sarılmıştı, yorgun? Ya da ihtimal küçük de olsa, hani, intihar mı edecekti, bana olan bağımlılığını zamanın o dakikalarına perçinledikten sonra? Bana da o vicdan azabını mı bırakacaktı geriye? Ne bekliyordu?
Ve sonunda birdenbire, kendim bile inanamadığım bir çeviklikle yanına seğirttim. Sorgulanacak onca şey varken bu çıkmazlara nasıl saplanıp kaldığımı bilmiyordum ve tam da o sırada artık bunların nedenini çözümlemek de istemiyordum.
Hızla kolunun dirsek kısmından iki elimle kavrayıp onu kendime doğru çekerken geriye doğru birkaç adım atmayı da başardım. Davranışımın nedenini anlamak istedi. Ve beni denemek için o da bunun üzerine, bana sarılmaya kalkıştı. İzin vermedim. Sadece kolunu biraz kuvvetle sıkarak ne denli ciddi olduğumu anlatmaya çalıştım. Kimbilir belki de intihar etmesinden korkup onu daha güvenli bir uzaklığa çekmek istemiştim. O ise bunu düşünmemişti bile!.. Sadece affedilmeyi, geri kabul edilmeyi bekliyordu.
Dudaklarımdan dökülenlere bakılırsa yaptıklarından dolayı çok kırılmıştım. Ne garip, insanın bunu kabullenmesi bile güç oluyormuş. Ama onun yaptıklarını kabullenmek? Sanırım bu asla olmayacaktı!
"Bana bak! Gözlerime iyice bak!" diye haykırdım. "Ne görüyorsun?" dedim. Cevabına fırsat bırakmadan devam ettim: "Beni denedin. Seni ne kadar sevdiğimi anlaman için bu bedeli ödemek zorunda değildin! Evet, seni kıskandım. Ama artık kelebeğin kanadındaki tozu yerli yerine koyamazsın. O büyülü ritm bozuldu."
Diz çökmeye yeltendi. "Sakın bunu da denemeye kalkışma!" oldu, son sözlerim. Şimdi ona onun anladığı dilden konuşmak, yani susmak zamanıydı. Ve onca güneş ışını ve rüzgar ve dünyanın bir yerlerinde mutlulukların paylaşımına katkıda bulunan her türlü detay şimdi bir ayrılığı izliyordu. Geriye kalan duygularımı yok etmesinden korkarak, bu sefer ben ona sırtımı döndüm. Adımlarım beni ondan uzaklaştırmaya başlamışlardı bile.
08.09.91
yazıyla ilgisiz olmakla birlikte, uçurum dendiğinde aklıma hep .... gelir. bir gün birkaç arkadaaşıyla bir uçurum kenarına gitti ve geri dönmedi, uzunca bir süre intihara eğilimli olduğunu gizlemedi. herkes bilirdi intihara ğilimli olduğunu da. cinayet mi, intihar mı hala muammadır.
hmm fazlasıyla dramatik... babanemin bir lafı vardır 'herşeyde bir hayır vardır' der. bir de bir arkadaşımın arkadaşının babasının elinde piposuyla uzaklara bakarak 'herşey değişiyor değil mi ?' lafı vardır.. bu sözler bazen çok şey ifade eder ama bazen de uyuz eder adamı :) bak şimdi kuranda da değinilmiş bir konu geldi aklıma kısacık değinicem alıntı falan değildir yani efenim bildiğiniz gibi yukardaki; bazı şeyler olur size şer gibi görünür ama onlar aslında büyük hayırlar olabilirler ve yine bazı hayır gibi görünen şeyler de aslında şer olabilirler diyo ulen o zaman herşeyde bir hayır var yanlış bir doğru oluyor ayy kafam karıştı :) yaa bak şimdi booş booş sayfalarca yazmak geldi içimden pilli pati insanı ama yemezler efenim geçiniz geçiniz amaan hepsinin köküne kibrit suyu canım erkek değiller mi işte ayy tiksiniyorum hepsinden inanınız ıığğraçler yannıı
ya be goodie, hastayım yorumlarına:)))))))))
süpersin! hepsinin köküne kibrit suyu, evet ya, evet!!!
bu arada, sevgili pilli pati, bence hikaye çok hoş bir dille yazılmış. gayet yalın bir anlatım ama bir o kadar da etkili ki benim beynimde sahneler canlandı inanın okurken. film karesi gibi.
ayrılık sahneleri acıklı geliyor bana hep, çünkü ben salak, şapşal, duygusal bir balık burcuyum, napiim:(
@STRAWBERRY75,
yazıyı beğendiğine sevindim. bundan önceki denemelerim kadar uysal değil bu yazı! biraz kendi içinde çalkantılı, hatta birçok duyguyu bir arada barındıran bir deneme... o yüzden yazarken çok karalama yaptırmıştır bana, zamanında. ama düşündüm de; bir de hikayedeki adamın bakış açısı ve içsesi ile yazılsa nasıl olurdu acaba? kimbilir, belki bir gün denerim, görürüz.
ama sen fazla duygusal acıklı, ağlamalı yazılara kaptırma bu sıralar! malum, hassas zamanlar geçiriyorsun. kansere karşı kahkaha atan bir duruşun olmalı! naçizane fikrimdir... :))
@asymptot,
"cinayet mi intihar mı" diyorsun ya, tam da bu konuları irdeleyen bir yazı hazırlıyorum, bu yakınlarda sıcak sıcak sürecem vitrine.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.