sevgili leylek dede,
uzunca bir tatilden sonra yine okul başladı. sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. pazar pılımı pırtımı topladım, nşa'da bu kadar uzun sürmemesi gereken (ankara- istanbul arası hiç 12 saat sürmemişti) bir tren yolculuğundan sonra nihayet haydarpaşa'ya erdim. ve sonra okul! dokuz gün sonunda yolunu bile unuttuğum odam! tabi ki boştu, çünkü özge memleketten henüz dönmemişti. zaten döndü de ne hayrını gördük ki? iki saatçik kaldı, sonra bir arkadaşının morali bozukmuş, ona gitti. bana da dört beyaz duvara eblek eblek bakıp hayal kurmak düştü. çalış desen çalışamam, okumak desen- onu da çekmiyor canım. kendimi fuzuli işlere adadım böylece. her sıkıldığımda yemek yiyemem ki! az önce çay koymak için ayaklandım. baktım, koridorda su kalmamış; üşengeçliğim tuttu- değiştirmedim galonu. şimdi çaysız-sigarasız oturuyorum derken, çat, kapı açıldı. salata yapacakmışız komşularda. kaçmak zorundayım şimdi! hasta luego,
uzunca bir devre arasından sonra(15 dakika) maçın ikinci yarısı başladı. ilk devre oldukça çekişmeli geçtiğinden ki skor 7 - 0 bizim aleyhimizeydi, karşımızdakilerin koşmaya pek hali kalmamış gibiydi. serkan bir topuk pasıyla topu önüme attı. ben topla beraber depara kalkarak önce rakip takımın orta saha oyuncularını yerlerde süründürdüm sonra da topu sağ açıktaki oktay'a attım, oktay topu yanındaki rakip oyuncudan saklayarak ceza sahası yakınlarına geldi ve topu müthiş bir ters solla penaltı noktasına havadan gönderdi, topla havada buluşan rıfat bir röveşatayla topu kalecinin uzanabildidiği bir noktaya gönderdi.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.