Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Gücünü Göster, Büyük Ödülü Kazan!"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

tuttum
43

Bir Gün

Günün evveliyatını anlatmayı uygun görmediğimden ortadan başlayacağım.
Nasır tutmaya başlamış eller, taşıdığı yükü kaldırmakta zorlanan ayaklar, susuz ve yorgun bir beden..Bir elimde poşet; içinde kirli bir tulum, t-shirt ve bir çift çorap.Yolda rahatsızlık vermesin diye iki ayrı poşete koymuşum. Güneş batmaya yüz tutmuş ama hala yakıyor.Hava sıcak, dudaklarımı dilimle ıslıyorum.Az ilerde güvenliğe yaklaşıyorum,önce su istemeye çekinip ilerliyorum fakat susuzluğun tesiriyle geri dönüp tekrar yaklaşıyorum. Memur meraklı gözlerle yaklaşıyor yanıma.O daha bir şey demeden "Çok susadım da suyunuz var mı?" diyorum. "Şu karşı ki binaya gir içerde köşede su var" diyor memur.Teşekkür edip suya doğru gidiyorum. İçeri giriyorum,bina boş.Sesleniyorum; "kimse yok mu!".Ses yok.Köşede damacanayı görüyorum.Ve su..Alnımda ter damlacıkları, oda serin, su soğuk..Bir bardak daha içiyorum.Bir bardak daha içebilirim fakat çekiniyorum.Neden, kimden? Ben de bilmiyorum.Dışarı çıkıyorum. Memura tekrar teşekkür edeceğim fakat yok.Gitmiş anlaşılan.Durağa çıkıyorum. Bir otobüs geliyor; benim bineceğim değil.Aslında çokta fark etmez ama binmiyorum işte. Bekliyorum.Farklı bir otobüs, bir diğeri derken deminkinin aynısı bir daha.Bekliyorum.Başkaları da geliyor durağa.Sonra onlar biniyorlar.Benim bineceğim otobüs gelmiyor.Bekliyorum ilk giden hattın dördüncü arabası geliyor. "Bineyim mi?" diyorum kendi kendime. "İlk gelene binmedin, ikinciye de binmedin, üçüncüye de binmedin" diyorum.Kendime kızmamak için olsa gerek binmiyorum.Yarım saatten fazla bekledim galiba ve nihayet otobüs göründü! Biniyorum. Oturacak yer yok.Ortada bir yerde, bir elim poşette bir elimde otobüsün tutunma yerinde bekliyorum.
Belkide en fazla zevk aldığım şeylerden biri otobüste insanları ve dışarıyı seyretmek..

Karşımda iki kız, kardeşler galiba.Birbirlerine çok benziyorlar ve ikisinde gözleri yeşil.Yanlış anlaşılmasın diye başka yöne bakıyorum. "Yanlış anlaşılmak"..Merak ediyorum hangisi daha kötüdür; hiç anlaşılmamak mı? Yoksa yanlış anlaşılmak mı?.. Az sonra yine başka bir yöne bakıyorum.Gözüm dışarıdaki dükkanlara takılıyor.Ne çok dükkan var.Hepsi de farklı alanlarla ilgili.Yanlız en çok dürümcüler ve dönerciler..
Sonra tekrar insan.Zaman nasıl akıyor, insan nasıl değişiyor. Yoksa yerinde duran ben miyim?
Nedense birbirinden farklı giyinen ve aslında bu farklılıklarıyla birbirine benzeyen insanlar görüyorum. Bir elbise ne kadar insanın kendisini yansıtır? Merak ediyorum.
Düşüncelerimi ayaklarımın ağrısı bölüyor. Oturacak bir yer arıyor gözlerim.Boşalan yerlere hep başkaları geçiyor.Tetikte bekleyen başkaları.Anlıyorum ki, durduğum yer namüsait.
Siper alıyorum ve iki durak sonra nihayet oturuyorum.
Gözüm tekrar dışarda.Dükkanlar, satıcılar,ilanlar; sezon sonu,kapatıyor,indirim..Kapitalizm. Derken bir başta otobüs sertçe yanaşıyor yanımıza.Tam sürttü,çarptı derken ani fren.İrkiliyor yolcular.Yolcuların gözü dışarda, bense yolcuları seyrediyorum.Hepsinin ortak vasfı meraklı olmaları. Yandaki otobüs bir hamleyle hızlanıyor ve şoförü bizim şöfere bağırarak bişeyler diyor.Bakıyorum yanında, otobüsün içinde polisler.Onlar da bizim şoföre kızgın.Bizim otobüste de bir polis. Durur mu hiç. Tam "onlar haksız" diye hareketleniyor ki mevzu kapanıyor, herkes kendi işine bakıyor. Terliyorum, sağ ayak serçe parmağım su toplamış.Üstüne basamıyorum. Daha yarım saat yol yürüyeceğim.İneceğim durağa yaklaşırken, "keşke uzun yolda olsaydım" diyorum.İniyorum.Karşıdan karşıya geçiyorum. Bu da anlatılır mı demeyin.Çok çetin bir iştir karşıdan karşıya geçmek.Yürüyorum.Aklıma "hayata gülümsemek" tabiri takılıyor.Nasıl acaba diye merak ediyorum. Hafifçe gülümseyip, "böyle mi acaba" diye soruyorum kendime.Tekrar caddeden karşıya geçiyorum.Ayaklarım ağrıyor. Yürümesem mi?
Minibüs durağına yaklaşıyorum. Karar vermeliyim?
Ayağım bastırıyor.Mesele "birmilyondörtyüzbin.tl" meselesi değil artık. Durakta kuyruk var, minibüs yok.Ve yürüyorum.Neyse ki yokuş aşağı yürüyeceğim.Hem teselli, hem hakikat.Yürüyorum, ayağım ağrıyor, yürüyorum, serçe parmağım ağrıyor, ökçemin üstünde yürüyorum..Son bir cadde kaldı geçilecek. Önce sol, sonra sağ, sonra tekrar sol, sonra sağ,sol,sağ,sol ve zor da olsa koşarcasına geçiyorum.Az kaldı fakat topallıyorum.Topallıyorum ve nihayet ev.Merdiven çıkarken babanneme rastlıyorum.Selam veriyorum.Öpüyor."İşten mi" diyor."Evet" diyorum. "Allah yolunu izini açık etsin,Allah iyilerle karşılaştırsın" diyor."Amin" diyorum ve eve çıkıyorum..

45 ahkam var

Ahkâmlar

Tekrar okuyacağım.

aşk gibisi

eve varmadan parmak kopacak diye bir an çok korktum:)) şükür eve kavuşturana:))

Aşk ve sevgiyle kalın ki yaşadığınızı hissedin...

Elinize sağlık. Umarım kayatınızdan bir kesit değil de kurgudur.

Umarım kayatınızdan bir kesit değil de kurgudur.

:)

Umarım kayatınızdan bir kesit değil de kurgudur.

bende gülebilir miyim*:))

okuyucu sorusu rumuz majo;
suphi bey, mevzusu gecen kurgunun olmuş olması mı can sıkıcıdır yoksa bugünle dün arasında 7 fark olmaması mı?

Gül, gülersen bütün dünya güler, ağlarsan yalnız ağlarsın...

Bir filmdeki karakterin sürekli tekrarladığı söz idi, aklıma takılmış..

Ayrıca sevdim bu yazıyı ve tuttum.. Devam lütfen....

Bende anımsadım sanki

Ayrıca sevdim bu yazıyı ve tuttum.. Devam lütfen....

Aman efendim ne yaptınız.Can dayanmıyor buna..

@Majo, soruna cevap verebilmeyi arzu ediyorum fakat hala hangisini seçeceğimden emin değilim.

Meraklısı için bir kaç ayrıntı arz edeyim;

Bugün K. ile tanıştık. 66 yaşında dişleri dökülmüş, dört yaşındayken annesi tarafından sokağa atılmış. Toprak kazma, boyacılık gibi işler yapıyor. Bir de belgesel seviyor.Kartallar üzerine yarım saat konuştu. Günde 80 (yazıyla seksen) dal sigara içen , ikibuçuk litrelik kolayı kafaya diken boyuna kendi anasına söven, ihtiyar lafına gıcık bir bünye. Kendisine "ihtiyar" demekte ısrar eden bir memura ulu orta ana bacı sövdü. Kadınlara karşı tuhaf bir ilgisi var. Yolda bir hatuna "ablaaa ablaaa" diye bağırıp kafasını çıldırırcasına salladı.Tuhaftır kadın döndü ve oda bizim k.ya el salladı.

Acıkmak nedir bilmeyen bu adam hepimizi hayretler içinde bıraktı. "Yemeğe gidelim" deriz yok. "Döner alalım", yok.Ona yok buna yok. Akşama doğru dizlerinin bağı çözülmüş; domates ve lahmacun istedi.Aldık,getirdik.Afiyetle yedi.Bi de sıkı sıkıya temmihledi; "bana dayı değil ayı diyeceksiniz" diye.Ardından bir soru "bir patikada aslanla ayı karşılaşsa hangisi kaçar,yol verir?"
Ekledim; "karga mı döver, atmaca mı?"
Neyse cevabı siz verirsiniz artık..

o otobüste yan koltuğunda oturmuş kadar oldum..

Ellerine sağlık, binsem insem de anneanneme rastlasam..Ama rahmetli artık..

Benim bineceğim otobüs gelmiyor.Bekliyorum ilk giden hattın dördüncü arabası geliyor. "Bineyim mi?" diyorum kendi kendime. "İlk gelene binmedin, ikinciye de binmedin, üçüncüye de binmedin" diyorum.Kendime kızmamak için olsa gerek binmiyorum.

ne güzel bir yere yerleştirmişsiniz bu cümleleri. çoğumuz yaşıyoruz demek ki :)

hayat tam tamına bir günlük!

dönüp bakıyorum geriye, o koca dağ gibi kadın, 60'ına kadar bizzat belediyeden kiraladığı dükkanı işletmiş, vergisini kendi başına hesaplamış insan, bizi (bütün sülaleyi dargını barışığı dahil herkesi evine çağırıp) mantı yapıp da etrafına - dizleri dibine toplamayı becerebilen bünye, daha dün evinin temizliğine gelen kadınları kovup, yaptıkları temizliği beğenmeyip kendi baştan silen, esnafa "siz de benim yavrularımsınız!" diyip bizi kıskandıran anneanne, bugün 83'ünde ardında bir yığın insanı bir dolu anıyla bırakıp gitti.

bütün bu anılar yığını sanki bir güne sığıverdi.

bir süredir yokum buralarda. yazılarıma göz kulak olmadığımdan şikayet edenler olmuş. affedin. sebebi kaybımdır. elim, dilim birşeyler çiziktirmek istiyor. kolum kalkmıyor. beynim isyan ediyor.

sonuç: bu yazıya sığınışım. tam da rastgelmiş, ömrün bence bir gün ettiğini anlatan bu yazıdan medet umuşum... acımı, yükümü bu yazı bir nebze almıştır omzumdan... yüreğim hala külçe gibi ağır!

Suphi, tebrikler kardesim. Cok güzel anlatmisin...

Pilli Pati, Basin sagolsun kardesim. Bilemedim, kusuruma bakma. O, soruyu soran bendim. Ama ciddi degildi. Birazda seni merak edisimdendi. Allah geride kalanlara hayirli ömürler versin. Aneannenin mekani cennet olsun. Inan cok üzüldüm.;(

Başın sağ olsun pili pati...

Doğduğumuzu bilmediğimiz gibi öldüğümüzüde bilmeyeceğiz diye bir söz okumuştum, beni yüzeyden gülümseten, içerden deşen bir söz.. Yaşadığımızı biliyormuyuz dedirten...

Bu yazıdaki gibi küçük ayrıntılarla geçen günler, ne kadar sıradan geliyor, oysa okurken öyle değil...

Sabah sabah neler yazıyorum böyle...

Hayat küçük adımlar atıyorum çelme takma olur mu?? diyordu dizideki kadın.. Sözü bağlayamama durumundayım şu ann:)) Nokta diyorum efendim...

Ardından bıraktığı, sessiz soğukluk yüzümüze vururken ölümün, her geçen gün ona koştuğumuzu hissettirmiyor bize..

Başımız Sağolsun Arkadaşım.

5. perdenin sonunda kral lear ın ölümü için...shakespeare, ne yazmıştı biliyor musun?
"o öldü"
bu kadar, başka birşey yok.
ne tantana ne istiare nede görkemli bir final cümlesi...
dram edebiyatının en önemlien etkili eserlerinin,en tepesindeki o iki kelime; "o öldü"
shakespeare gibi bir deha bile, sadece "o öldü" yazdı.
ne zaman o iki kelimeyi okusam... kendimi huzursuzlukla bunalmış halde bulurum.
huzursuzlanmak normal, biliyorum...
ama sadece o iki kelimeden ötürü değil...
o iki kelimenin önceside tattığımız yaşamadan ötürü...

bir çocuk filminden aşırılmış etkileyici replikler; basit ve mütevazi iki kelimenin açılımını böyle dile getirmiş.

yaşanacak çok şey var daha hayatta...

zaten yoktular...olmaz olsunlar...

pilli pati
başın sağolsun..

hepiniz sağolun

Başın saolsun Pilli Pati.
Yeni gördüm burayı,
Allah rahmet eylesin kendisine de..

~~~ Logos spermatikus ●~~§~~● laissez faire, laissez passer ~~~

eksik olma @anthro.

@pillipati, başınız sağolsun:(

acına ortağız pilli, başın saolsun.

sizler de sağolun efendim

Sevgili gunluk, ben bugun kapitalizmi gordum. Sinsi sinsi gulumsuyordu..

yine okudum. bugün gördüm dediğini yine gördüm..

Cogu insanin merak ettigi ve gezip-gordugu fakat cok daha fazla insanin gezip goremedigi bir memleket ve bir sehir burasi. Gunlerim, insanlarin ne dediklerini ve ne demek istediklerini anlamakla yahut biraz daha net konusmak gerekirse anlamaya calismakla geciyor..

Hukumet sarayinin karsisinda savas karsiti bir gosteri vardi bugun.Yuzlerce binlerce insan gecti onlerinden. Oysa insanlar cambazlik yapan, ucuz hokkabazliklarla daha fazla ilgilendiler, alkis tuttular, karinlarini doyurdular.Cok az kisinin umrundaydi yiten hayatlar. Kirilan bir tirnak daha fazla uzuyordu onlari.

"Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok! Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet! Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor." (C.Meric)

çok güzel paylaşımlarınız var, teşekkür ediyorum ve takip etmeye devam edeceğim.

Kendini yönetirsen, dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin.

Neresinden başlarsan başla,güzel başlıyorsun kardeş eline sağlık

aşk gibisi

güzel dillendirmişsiniz, tebrikler.

"Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kuran’ın indirildiği aydır. Sizden her kim bu ayda bulunursa oruç tutsun" Bakara, 2/185.

Hayırlı ve Bereketli bir Ramazan geçirmenizi dilerim.

Aşk ve sevgiyle kalın ki yaşadığınızı hissedin...

Bugun sans eseri bir radyo programina tanik oldum ve hasta oldugumu ogrendim. Bu durumdan nasil kurtulacagimi bilmiyorum.Radyodaki kadin kurtulamamis ve omrunun son on senesi istirap icinde gecmis.Belki de bir sureligine nefret ettigim seyleri yapmaliyim.Bilemiyorum.

@suphi; geçmiş olsun. nedir hastalığın anlamadım, anlatır mısın? çok merak ettim...

Psikolojik bir rahatsizlik.Biraz sununla alakali bisey.

yorumları okumadım..şu sıralar yazılan birkaç iyi yazıyı okuyabildim mi kar sayıyorum..bu yazılanları sen mi yazdın ben mi bilmiyorum.bana bıraksan ben de aynı şeyleri yazardım..hem de daha geçen gün otobüste yaşadım çok benzerlerini..hayatın kendisini koymuşsun önümüze..ve şahane bir anlatım olmuş.ben çok beğendim.ellerine sağlık.

Sebebi her ne olursa olsun insanın içinde bir yer burkulmuşsa kendine de etrafına da bambaşka bakmaya başlıyor. Bizim için sıradan bir günün sıradan bir karesi ise eğer yukarıdaki blog, bu ihtiyacımız olduğu için bazı şeyleri anlamlı kılmaya çalışmamaktan oluyor.

Bir insanda gözlem ve anlamlandırma birleşiyorsa, o insan bükülmüş demektir. Süresi mühim değil. Şiddeti de mühim değil. Aklımızın erdiği ölçüde gözlerimizin dalıp gitmesine izin veriyoruz.

"İyi hal" bu durum kronikleşmeden gelirse ne ala, derhal o kılıftan sıyrılabiliyoruz. Yine anlamsızlaşıyor herşey..Senkron yok..Doğru orantının içine edildiği nokta bu bence..En büyük farkındalık melankoli demişler, halt etmişler diyecem olmayacak..

Suphi'nin yazılarını seviyorum..Sosyomattaki etiketlerini de seviyorum, gizli gizli sinsice takip ediyorum..

Ağızdan öpmeli film miymiş?

Samimi cumleleriniz icin tesekkur ederim.Belki de en onemli seylerden biri samimi olmaktir.Samimi olmamanin, olamamanin insana verdigi zararlari anlatmayacagim. Hersey hayatin icinden.Bu soz fuzuli bir soz gibi dursada, bazen cok anlamli olmakta.Herseyi anlamlastirmaya calistigimiz zamanlarda, biraz da bu sozun uzerinde durmak lazim. Bazi insanlar, cocuklugundan beri cok duygusal bir ortamda buyumus olabilirler.Hayatin zorluklari ve kesmekesi onlari anlamli birseyler aramaya itmis ve daha sonrada ne yazikki anlamdirdiklari o seyler arasinda kala kalmis olabilirler. Aslinda bazi seyleri anlamlastirma cabamiz, kendimizi anlamlandirma cabamizdir bir parca. Yani bir parca, insanin kendi kendini uyusturmasi. Din, ask ve siir bunlarla alakali. Yanliz burada ifrat ve tefrite dikkat etmek lazim.Kendime bazi sorular sordugumda cevaplarini verebiliyorum.Sevdigim kisiyi gercekten seviyor, inandigim seylere gercekten inaniyorum.Bu kesinlikle uyusturucu falan degil.Bu insan olmanin bir parcasi ve belki en kiymetli seylerden biridir.
Hayatin bir kosesine itilmek, insani cesitli arayislara sevk eder.Mutlulugu kucuk ve sahte seylerde aramak.Yanlis anlamayiniz, kucuk olan sahtedir demek istemedim. Ezik derler, kro derler, tutunamayan derler.Ne derlerse desinler,dediklerinin hic bir onemi yoktur aslinda.Tum bu soylenenlerin aslinda ne kadar igrenc ve bespara etmez seyler oldugunu sonra anlar insan.Hakaret yemenin agirligini cektikten cok sonra.Ne yazikki cok fazla yazamiyorum simdi.Fakat biliyorum ki, hic kimse isteyerek bu yolu secmemistir. Tum bunlar bir araya gelince ortaya hastalikli? bir bunye cikabiliyor.Neyse efendim, boyle biseyler galiba derdimiz.

ağzınıza sağlık efenim.

Yazı "hayatın içinde" yalın halde. Köşeli, anlatabiliyor muyum? Küçücük bir kutuya sığmış. Onu koltuğun altına alıp dolaştırmalı..İlgilelere açıp göstermeli. Bak buraya ne sığdırdım diyebilmeli..

-Direk hitap etmemde mahzur yok sanıyorum- Suphi sen Jan Svankmajer'ın kısa filmlerinin yazı tezahürüsün bence . Kısa, kutuya sığıp koltuk altında dolaştırılacak türden..

Hayatın içinden yazmak da zordur kanımca. Herkes kolay kolay içinde oturduğu odayı tarif edip de yazıya dökemez.

Ben böyle düşündüm, hissiyatım budur..

**Bir his hasıl oldu an itibari ile, bodoslama girdim yorumlara ama iki yorumum da beğeni sunmakta. Kalasvari yazdıysam affola..

Ağızdan öpmeli film miymiş?

Bazen gozlerimi kaybederim diye korkuyorum.Seni bir kere bile goremeden kaybedersem diye.Sonra korktugum her seyin basima geldigini hatirliyorum ve korkmamaya calisiyorum. Eger insan hastaliginin tedavisini bilmiyorsa, yoksa bir caresi, hasta oldugunu bilmek mi daha iyidir, yoksa bundan habersiz yasamak mi? Yuksek bir yerde durdum ve saatlerce sehri izledim.Yoldan gecenleri, otomobilleri, segerten cocuklari, kufreden insanlari, seyyar saticilari, pazarcilari, otobus duragindaki insanlari, aglayan bir kadini, banka kuyruklarini, bacalardan yukselen dumanlari, isigini yitirmis bir gunesi, yagmuru.. Sen yoktun fakat.. Fakat, bir soru da yoktu kafamda.Zamanin sirtina binsemde artik, biliyorum kavusamam sana. Rap rup sesleri arasinda kayboldu gencligim.caddelerde yururken, onlarca kalabaligin arasindan gecerken, sanki kor bir kuyuyo dusuyor musumda, sanki o kor kuyunun bir ipi varmista, sanki o ip senin elindeymis gibi, kalbim,gonlum pur dikkat hazir kita duruyorum.
Ve birgun, inan ki birgun, yuzume karsi adimi soylersin diye tirtir titriyorum..

Kalmadi dizimin feri gidemem gayri
Sen gel artik nolur yasanmaz gayri

2 ekim 2007....

"Sana ilk akmaya başladığım güne döndüm.Bazen göz, bazen yürek, bazen zihnimle aktım sana...Doğru ve uygun bir bent olup olmadığını sorguladım gecelerce..."

2 ekim 2008

"Yalnızlığım... Biraz mola sana, biraz nefes.. Biraz can, biraz kan, biraz su, biraz güneş bana... Yalnızlığım bekle beni! Çağlayandan damlalar alıp geleceğim sana! Seni taşırmak için döneceğim sana... Damla damla... Çağlayandan sonra..."

Gerçek bendedir, sadece benim beynimdedir, benim mahremimdir, benimdir....

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu