


bir başlangıç yaptım yazıma. Cesedi yerde uzanmakta olan ve de hayat denen kerhaneden ayrılmış olan adamı nereye yollayacaktım. Yazı güzeran-ı sakinesine bırakılıb mebzul miktarda idrak ve bok ile süslenip -ecnebi tabiriyle arkadaşının hayatına feed back yapıp- şahsı annesinin rahmine yollayıp yazıyı bitirmeli miyim yoksa?

"Ne m’attends pas ce soir car la nuit sera noire et blanche."
Gerard de Nerval
fesleğen çok önemlidir. gidersen yıkılır bu kent, gidersen kim sular fesleğenleri diyen şairimiz boş yere söylememiştir.
nerval'in sözünü biri çevirse de anlasak.
"Ne m’attends pas ce soir car la nuit sera noire et blanche."
Beni bekleme bu gece; çünki gece siyah ve beyaz olacak.
şu altta 27 maddede köşe yazısı var. fevkulbeser beyfendiciğim size onu öneriyorum.
bir yazı yaratmak bir hayat yaratmaktan daha zor değil nasılsa. o yüzden keyfine bak, offf çok bunalım gördüm seni. kısaca sevmedim bu hallerini.
nevdalist DİYOR Kİ, (24 Haziran 2008 10:55)şu altta 27 maddede köşe yazısı var. fevkulbeser beyfendiciğim size onu öneriyorum.
bir yazı yaratmak bir hayat yaratmaktan daha zor değil nasılsa. o yüzden keyfine bak, offf çok bunalım gördüm seni. kısaca sevmedim bu hallerini.
Valla önerdiğiniz yazı beni bunalıma soktu desem (:
'Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı '
harika bir yazı fevku.tebrikler.
Çok beğendim...
İlk paragrafın ardından nefes alıyorum, dahadikkatsiz ve bir okadar hızlı geliyor fesleğenin ızgaranın birlikteliği. Finalde yaşanan son bulmamış üçüncü anlatıcının iiçinden gelen bir ölüm/boğulma sanki yazar/karakter değilmiş de biz imişiz izlenimi yaratıyor. Son olarak siyah beyaz bir gece... Arkadaşı görmenin zamanı diyalektiğine hiç girmeyeceğim çünkü yazar bu ayrıntılarda nefes alıyor.
Saçmalıyorum, gerçekten tebrikler denebilecek başka birşey yok. Dün izlediğim "Nefes" isimli film ile bağlantı kuruyor zihnim ister istemez (bu şekil bir sinematografik yoğunluk/senaryo havası sezdim ancak filmin etkiside olabilir, yorumu yazara bırakıyorum).
Estağfurullah efendim, sinematographik anlatıya katılıyorum.
yazıyı bu haliyle bırakmanız bile kafi gelirdi @fevkulbeşer beyefendiciğim. çünkü bitiş son derece vurucu!
dipnot: yalnız o bu değil de son fotoğrafa da bittim açıkçası!
ayrıca fesleğen mevzuuna döneceğim!
nebilim DİYOR Kİ, (24 Haziran 2008 23:28)sen kafana göre takıl, istediğini istediğin yere yolla. biz engel olmayalım!!!
Cenk itme çay iç!
(: Estağfurulah ne engeli, bilakis varlığınız bir mana teşkil etmiyor, müsterih olun.
"birgün bundan bir yazı çıkarırım" diyerek bir kenara atıp unuttuğum bilgileri aktarıyorum şimdi. hani "fesleğen mevzuuna geri gelecem" demiştim ya, o vesileyle...
bilgi bilgidir. göz çıkarmaz. ne garip tesadüftür ki, bu fesleğenden bir yazı çıkarmayı geçirmiştim aklımdan... şimdi "bir yazı yaratmak" başlığının altına ekliyorum karaladıklarımı... ve ne tesadüftür ki, benim eklediklerimde de ölüm kokusu var.
@fevkulbeşer beyin yazısındaki kahraman da mefta ama fesleğenler hala canlı... hani kokusu geliyordu kahramanın burnuna mis gibi!
quote
--------------
z. fesleğeni İtalyanlar başka, Mısırlılar bambaşka işler için kullanırlarmış.
a. hangi amaçlar için kullanıyorlarmış?
z. İtalyanlar aşk iksiri diye, Mısırlılar ölülerini mumyalarken...
a. ölü afrodizyakla mumyalanır mı?
z. ne bileyim(?)
a. ne işe yarıyormuş acaba?
z. fesleğenin mumyaya konması mı?
a. evet
z. belki güzel koktuğu içindir. (iğrencim)
a. mantıklı aslında…
z. Hintliler de yanlışlıkla fesleğene dokunurlarsa özür duası ederlermiş
a. aaa?
z. evet
--------------
unquote
Teşekkür ederim efendim, paylaşımınız için. Fesleğenle alakadar ayrıntılı bir yazı yazarsanız ne güzel olur.
PESTO SOS
Bir fincan zeytinyağı, iki yemek kaşığı çam fıstığı, yarım fincan rendelenmiş eski peynir ve bir bağ fesleğenin yaprağı, mikserde pure yapıldığında meşhur "pesto " sos elde edilir.
Makarna ve kızarmis patlıcanla servis yapılır..
Fesleğen en güzel kabaktadır bu arada..
Ölüye doyduk bugün, can boğazdan gelir, yiyin garii
Makarna yaparken felseğen mutlaka kullanırım fakat dediğiniz tarifi denememiştim; en yakın zemanda denemek lazım.
Cok yazilar okudum. Cok yazarlar tanidim. Ama ben Fevkulbeser gibi Osmanlicaya bu kadar hakim bir yazar tanimadim. E, öyle herkese Üstad denilmez sanirim. Ellerine yüregine saglik Üstad'im. Sen hep yaz ne olur...
xNicox DİYOR Kİ, (25 Haziran 2008 01:00)Cok yazilar okudum. Cok yazarlar tanidim. Ama ben Fevkulbeser gibi Osmanlicaya bu kadar hakim bir yazar tanimadim. E, öyle herkese Üstad denilmez sanirim. Ellerine yüregine saglik Üstad'im. Sen hep yaz ne olur...
ISIGA DOGRU (siir) kitabim cikti.
Estağfurullah efendim, lütfen öyle demeyin görende bir şey sanacak (:
evet lütfen, bu yazı yarım kalmasın.
ayrıca fesleğenler bu yazıyı beklermiş meğer. acaba daha dünya kültürlerine ait fesleğeni ilintilendiren başka birşeyler bulur muyum? bakacağım efenim.
Normalde kıyafette sadece siyahı tercih ederim ve de beyaz.
Kop demişti sinek gelmesine de mani oluyormuş pencere önüne koyunca, eskiden besliyordum artık domates besliyorum.
pilli pati DİYOR Kİ, (25 Haziran 2008 01:10)yazıda kahramanın 3 yıldır görmediği arkadaşının yürüdüğü yol dar bir patika mıydı acep?
hafif, 3ayak, 22dakika, bildirgec, 10marifet, sinepil, sosyomat
(: nasıl olmasını istersiniz?
fesleğen arada bir okşanmak ister. okşanınca rayihasını yayar ekstradan ortalığa... yoksa küser bekler...
Faydaları:
Öksürüğü keser. Hazımsızlığı giderir. Baş dönmesini durdurur. Zafiyeti giderir. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder.
Fesleğen kokusu; sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratı kaçırır.
çitlerin bitiminde uzanan dar bir patika hayal ettiydim okurken. sağlı sollu yer yer gözü okşayan ve serinliğini özleten ağaçlar... ama genel olarak yeşil bir vadiye bakmalı arkadaşını beklerken... yüzünü okşayan hafif ılık meltem...
pillibebekkuyuda DİYOR Kİ, (25 Haziran 2008 01:14)
Faydaları:Öksürüğü keser. Hazımsızlığı giderir. Baş dönmesini durdurur. Zafiyeti giderir. Arı sokmasında faydalıdır. Ağız yaralarını tedavi eder.
Fesleğen kokusu; sivrisinek ve tahtakurusu gibi haşaratı kaçırır.
Anaaa ne de cok faideli imis yahu:)
Kusturica'nın filmleri gibi olsun isterdim. herkes heryerde... böyle bir anda darma duman... sonra kahkahalar yükselirken, sahneler gözümün önüne geliyor.
linkini vermiş olduğum filmin fragmanı sayfanın biraz aşağısında!
pillibebekkuyuda DİYOR Kİ, (25 Haziran 2008 01:32)ışıkçı sarhoş olursa biz ışığa koşarız..
Samba
aşk doğanın bir oyunudur efendim. istesek de istemesek de doğa kendi senaryosunu yazmıştır. bizlere oynatırkenki en büyük kozu da aşktır.
O zaman bana laf düşmez, doğaya karşı başımız kıldan ince (:
gerçi cortazar diyor ya "yeşillik mi? şu tavukların çiy dolaştığı yer."
ışıkçının peşinden koşan bir ekip..harikasınız vallahi, çok orjinal bir film olacak..oraya buran koşan oyuncular ve şarhoşluğuyla filmi bir dalga dalga gölgeleyen, dalga dalga aydınlatan bir ışıkçı.:)
burada yazıyı tutamadım gitti.
"se pencher sur ses malheurs, concentrer notre attention sur nos plais physiques et morales, nous abaissent au niveau des taupes."
tercümesi;
felaketlerimiz üzreinde durmak, dikkatmizi fizik ve manevi yaralarımıza teksif etmek bizi köstebeklerle aynı seviyeye indirir.
Cemil Meriç 23.7.1955
Türkan Soray kim olacak:) Hadi ben Gadir oldum diyelim. E, benim dövecem gisiler nerde? Olmuyor Fevkulbeser kardesim. Benim vaktim kisitli. Sizi bekleyemem. Bak Cüneyt abim bekliyo
Ben basit bir ışıkçıyım (: yönetmene sormanız gerek türkan şoray'ın kim olacağını, onu bilmem de "aliye rona" sanki şimdiden belli (:
Karşı kayalıkta tarlasını bellemekte olan çapulcu süleyman ...
Ve karşı kayalıkta tarlasını bellemekte olan Çapulcu Süleyman ...
(: Zalim haccac diyor ya "olgunlaşmış kelleler görüyorum" inceden yazayım o halde yazma zemanım geldiğine göre.
ne bu kardeşim ya!
sen yoksa imam-hatipli misin?
nerde güzelim türkçemiz?!
arapça, farsça karması bir lisanla kendinin çok
bilen olduğunu mu göstermeye çalışıyorsun?
sen kendini arabistan'da mı sandın?
sandık sandık içinde çok şanımız var!
haa, evet...
ne bu makumatfuruşluk kardeşim!
ben osmanlıca mosmanlıca falan anlamam!
doğru düzgün yaz da anlasın herkes!
iki üç arapça kelime yazınca kendini entel falan mı sanıyorsun?
kime hitap etmek niyetindesin?
bırak bu osmanlıca bozuntusu edebiyat
paralamayı da anlayacağımız bir şeyler yaz!
beter oldum yahu!
az cebelleşmedik yukarıdakine benzeyen "yorum"larla...
devran dönüyor.
o kafadakiler yerinde uygun adım sayıyor.
kısa keselim lafı bu sabah.
fevkülbeşer kardeşim ellerine, fikrine sağlık!
lezizdi. çok keyiflendim okurken.
birkaç ufak yazım hatasına rast geldiysem de,
bunlar için canını sıkacak değilim.
muallakta bırakma, yaz da öğrenelim dersen:
"eşya", "şey"in çoğuludur.
"eşyalar" yazılmaz mesela.
"mühale" ve "mütehalit" de kezâ...
doğrusu şudur:
"muhâle tâlik etmek" derler.
şu demektir: bir işi, bir şeyi ertelemek, ileriye atmak.
mühim değil.
hafif'teki ilkokul şiir denemelerinin haince saldırısından sonra bu yazı denemesi ilaç
gibi geldi.
eyvallah!
Düzeltmeleriniz için teşekkür ederim ufakufak insanı, elimden geldiğince türkçeyi düzgün kullanmaya çalışıyorum. Hatta 4 ay evvel bir kursa gittim türkçe hususunda pek faideli geldi, fakat alışılagelenlerden sıyrılmak çokta kolay olmuyor malumunuz.
"Mütehalite" kelimesini çeşitli manasında kullandım Ahmet Mithat Efendi'den öğrendiğim kadarı ile...
Alel-umumun yaptığı gibi ab-ı ateşten bir katre aldım onu da kendi bünyeme kattım.
tebrik ederim...
bu hitap şekli "ex-untouchable zen" insanına
ne kadar da çok benziyor...
ilginç.
Türkçe kursu aksatmayınız efendim.
"çokta" değil, "çok da" yazılır da min gayr-i haddin.
"mütahalite" kelimesini a. m. efendi'nin kullandığına
eminseniz bir şey diyemem ama
bu kelimeye "çeşitli" anlamı yüklediyseniz,
doğrusu şudur: "mütehâlif".
ki, bu da "aykırı, birbirine münasip olmayan" anlamına gelir.
sizin kast ettiğiniz kelime bence şudur:
"mütehallî".
bu da; süslenmiş, bezenmiş, anlamına gelir arapçada "tehallî"den mülhem...
bildiğim budur.
kusurum olduysa affola!
Teşekkürler efendim, eve gidende tekrar kontrol edeyim, "-de,-da" eklerini de arada unutuyoruz; zıkkım alışkanlıklar insanın üzerine yapışıyor vesselam. Ne kusuru, insanın yanlışlarını öğrenmesi kadar hoş bir şey yok, bu sayede insan kendini düzeltme imkanı buluyor.
Hürmetler.
Not: Untouchablezen insanını yakinen tanırdım, kendisi şu an münzevi bir hayat yaşamakta doğa ile bütünleşmiş şekilde.
Siz yardım etmeye layık gördünüz ya yazıyı, emek harcadınız ya, teşekkür ederim. Hasbe't tevazüyü da fazla uzatmamak gerek malum fazla tevazu kibirden imiş (:
Çapulcu Süleyman kendi halindeki hayat gailesine bir kelebek etkisi yaratacağını nereden bilirdi, bu silah sesinin?
atalar bi öyle bi böyle demiş...
iyi adam lafının üstüne gelirmiş...
iti an çomağı hazırla...
kendi nâmıma söylersem: bende varsa eğer, o tevazu denen meret, "kibir"den kaynaklamaz,
kâinatın aczini içimde her dem hissettiğimden...
...ve o dakikalarda bir adamın dünyaya yatay baktığı yerde başının altından ılık ılık akan kırmızı sıvının kokusu sadece börtü böceğin dikkatini cezbetmekte idi...
pili pati'de memnun mesud seyre daldığı âlemi
yazıya geçirmekle, tarihe not düşmekle meşguldü bir elinde m. tournier, bir elinde g. bataille...
ya evet çok pastoral yorumlar döküyorum değil mi? sizler bir yandan gramer ve tevazu üzerine sohbetler ederken...
"pilli pati de" olacaktı.
kendi söküğümü dikmeye fırsatım olmuyor,
öte berideki kaçıkları yamayacağız diye...
estağfurullah efenim...
biz kim, gramer kim...
bizet'den la mer ne iyi gider di mi efenim?
fransızcam yoktur da...
la mere miydi aceba?
yanlışsa düzeltin lutfen.
muhabbetle...
teşekkürler...
fransızca bilgimin nâkıs oluşundan mütevellit
hatırıma son modern ortaoyuncusu kültürlü hergelelerden ferhan bey geldi: dö la kem küm,
dö kem küm...
benimki de o hesap.
malheureusement, je dois m'en aller.
au revoir!
"şaibeli" 22 rumuzun bu yazıyı tutmuş olması
si en en interneyşınıl'ın muhabirlerinin kameralarını buraya fokuslamalarına sebebiyet verdi.
grupsal bir bütünlük içinde "hohi hohi" diye
"hisli" "şiir"leri kaçırmamacasına tutan bu güruhun
tübitak'ın bilim kurulu tarafından incelemeye
alınacağı duyumları alınıyor pek güvenilmez menbalardan...
konuyla ilgili yorumda bulunmak istemeyen
münzevi untaochable zen insanını naylon vicdan'ı
ve mefkud'u araya sokarak iki çift laf etmesi için
ikna etmek çok zor oldusa da, kendisi kıpkırmızı
turbundan bir ısırık aldıktan sonra, başını göğe kaldırarak şunları söyledi:
ziktirin gidin lan başımdan!
gidin kendinizinkini tutun!
rev: "şaibeli" 22 rumuzun bu yazıyı tutmuş olması
si en en interneyşınıl'ın muhabirlerinin kameralarını buraya fokuslamalarına sebebiyet verdi.
grupsal bir bütünlük içinde "hohi hohi" diye
"hisli" "şiir"leri kaçırmamacasına tutan bu güruhun
tübitak'ın bilim kurulu tarafından incelemeye
alınacağı duyumları alınıyor pek güvenilmez menbalardan...
konuyla ilgili yorumda bulunmak istemeyen
münzevi untouchable zen insanını naylon vicdan'ı
ve mefkud'u araya sokarak iki çift laf etmesi için
ikna etmek çok zor olduysa da, kendisi kıpkırmızı
turbundan bir ısırık aldıktan sonra, başını göğe kaldırarak şunları söyledi:
ziktirin gidin lan başımdan!
gidin kendinizinkini tutun!
efendim siz "j'ai décidé de retourner" diyenlerdensiniz. iyi de o özel insanlardansınız. yoksa yoksun kalırdık, bütün kanatlı kelimelerinize yansıyan o hallerinizden, fikir bünyenizden...
'au revoir' yerine 'à bientôt'yu tercih ederim.
ah tabii...
tabii tabii...
"a biento" bittabii :)
comme je vous comprends!
jön türklere döndük bu arada...
efendim ben paris'teyken...
ıshtar artmaz dişten tartar!
bu da bana "bonsoir" olsun!