Bir gün bile beni sevdiğini duymayı istemedim, çünkü biliyordum. Onu hep sevdim. En güzel hayalleri hep o geldiğinde kurdum. Beni hiç ayıplamadı. Hiç, yalnız benim olmadı. Ama, her gidişinde yeniden döneceğini bilirdim. Ben aşkın da böyle olmasını istemiştim. İlk aşkım dokuz yıl sürdü. İlk yazdığım isim onun ismiydi. Ona bundan hiç söz etmedim. Sonra bir spora aşık oldum, sonra başka bir ilk aşka. Sonra bir deliye. Bana ilk şiiri o yazdırdı. Ben de onu bırakıp şiire aşık oldum. Zaten o da platonikti. Platonik aşklar çok garantilidir. Siz dokunmadıkça hep orada kalırlar. İşime aşık olduğum ilk günlerde, baskı üzerine üye olduğum klüpte konuşma yapan birinin sözleri kulağıma yapıştı. “Ben işimi de eşimi de burada buldum”. Müthiş bir alkış koptu. Eş mi? İkisi bir arada oluyor muydu yani? Ben hep çalışıyordum. Gündüz başka işte, gece kendi işimde. Dedim ya geceyi hep sevdim. En parlak fikirleri o veriyordu bana. Sevgilim mi? Evet vardı. Beni ilk ekişinden beri işkoliktim zaten. Böylece ekilme sorununu ortadan kaldırmış oldum. Sonra benimle evlenmeye karar verdi. Ben onaltı yaşımdan beri sık sık evlenme teklifi alırım. Bu da onlardan biriydi. Ona da evet diyemedim, çünkü her an vazgeçebilirdi. Böyle bir huyu vardı. “Tamam” dedim, “ama önce ben bir Amerika’ya gideyim öyle”. “Olur” dedi. Kendisi kıpırdamaktan ödü kopan bir atalet canavarı olduğundan benimle gelmeye yeltenmedi. Döndüm, “burada kalırsan evleniriz” dedi. “Peki” dedim. Bu sefer de hastakolik oldum. Tam bir buçuk sene bir arkadaşımın kaza geçiren ailesine baktım. Ama geceleri benimdi ve yine işimi yapıyordum. Gece beni hep sevdi. Ataletten dem vurmam yabana gitmesin. Biz bir türlü evlenemedik. Sakarlığıyla beni öldürme girişimlerinin sonuncusunda hayatımı kurtarmaya karar verdim ve kaçtım. Bu konu da geçiştirilecek cinsten değildir ama bu hikayede yeri pek azdır, çünkü çoğu, gündüzleri cereyan etmiştir. Hazır hayatımı kurtarmışken biraz canlandım ve eski bir aşkımdan, İstanbul’dan gelen bir teklifle yeniden işimin peşine düştüm. Tası tarağı, bir de bilgisayarımı toplayıp İstanbul’a geldim. Geldim gelmesine de. Bilenleriniz vardır; İstanbul’da bir tas bir tarak, bir de bilgisayarla ne yapılır? İşte, işten ayrılınca ben bunların işlevlerini bir bir öğrendim çünkü başka hiç birşeyim yoktu. O, koliği olduğum iş var ya. O olmayınca ben de yokmuşum. Benim olmayan, ama geçimi olan bir iş buldum. Gece, benim olan işi bana saklıyordu. Eş mi? Aslında, evlenme teklifi alma potansiyelimi hala yitirmemiştim, ama hayatımın en zor ve züürt günlerinde evlenmek kadar zor olan bir şey daha vardı, o da aşık olmak. Bir insana aşık olmak. İstanbul’a zaten aşıktım. İstanbul Boğazı, benim ağzımdan çıkan her kelimeyi değiştirir, başka bir güzellik katardı. Onu görünce çocuk olurdum. Bir de sahnede. Bir de suda. Bir de... Bir de geceleri. Yaşamımı bunlarla yeniden kurdum. Gurur duydum. Sonunda güzeller güzeli bir de işim oldu. Ben bir de aşık oldum. Sevgilimleyken çocuk oldum...Ve ben terk edildim. Bir anladım, bir anlamadım. Güneşi her gün doğuran ben, şimdi geceye yalvarır oldum. Gece bana bir tek sessizliğini verdi. Bir ağladım, bir sustum...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.