Bugünü anlamak için; dünü bilmek gerekir...
Bu bağlamda 17 Ocak 1993 günlü SABAH Ekonomi'den bir başlığı yansıya taşımak istiyorum:
"Shevardnadze, Efes Pilsenciler'in yakasına yapışıp fabrika istedi"
Kim bu Shevardnadze derseniz; Sovyetler Birliği dağılmadan öncesinde, Sovyetler Birliği'nin Dışişleri Bakanı ve birliğin dağılmasının ardından Gürcistan'ın ilk Devlet Başkanı olan kişi...
Neden Efes Pilsenciler'in yakasına yapışmış derseniz elbetteki bira için...O günlerde, Başkan neden bira istediğini de şöyle açıklamış:
-Vatandaşlarımızın komünist sistemden kurtulduklarını hissetmeleri için siyasi reformlar değil, marketten kutu bira almaları çok önemli...
Düşünebiliyor musunuz?...Türkiye Cumhuriyeti'nden bile eski bir geçmişi olan Sovyetler'de; kişiler baskı ve sindirmeyle öyle bir duruma getirilmişler ki değişimi ancak somut göstergelerle kavrayabiliyorlar. "Siyasi reform" gibi soyut kavramlar insanların düzen değişikliğini algılamasında yetersiz kalmış. Yine o günlerde Gürcistan Başkanı demiş ki:
-Bizim komünist sistemden liberalist sisteme geçmemizi sağlayan kararlar çok önemli değil. Halkımıza bu değişimi anlatabilmek için tanınmış markalara ihtiyacımız var. Eğer bir Mc Donalds Gürcistan'da şube açarsa, benim halkım istediği an marketten kola alabilirse, işte o zaman gerçek anlamda liberalizm gelmiş demektir.
Ne düşünüyorsunuz bu sözler için?...Ne kadar da Turkish Liberal Economy Politics bir durumla benzeşiyor değil mi?...Anımsanacağı gibi; ülkemiz insanı da 1980 Eylül sonrasında yabancı mallara boğularak bir Amerikanlaşma politikasıyla karşı karşıya kalmıştı ve bunun sonucunda, dış alımımızın, dış satımımızın önünde giden uygulamalarla bizler de liberalleştiğimizi sanmaya başlamıştık. Ama bu yalnızca bizim "dış malları satın aldığımız" bir düzendi. Yine anımsanacağı gibi; Mao'dan sonra Kızıl Çin de önce kola şirketlerinin ülkeye girişiyle liberalleşmeye başlamıştı, Pepsi Cola ile Coca Cola arasında bu ülkeyi ele geçirmek için amansız bir yarışma yaşanmıştı.
1993 yılında, bira, kola, hamburger saldırısıyla,liberalleşmeye başlayan geçmişin Marksist ve Leninistler'i, bu süreci yaşarken; Gürcüler'in bizim Efes Pilsenciler'den bira istemelerinin yanısıra, Rusya Federasyonu da Filipinliler'den de silah karşılığında muz istemişti. Daha sonra tüketim toplumunun tuzaklarına iyicesine düşen eski Sovyetler Birliği halkları; Antalya'da güneşlenmeye, Uludağ'da Noel kutlamaya, ülkemizin meyve ve sebzeleriyle beslenmeye başladı.
Kuşkusuz bu değişim sürecinde başlayan ilişikiler ülkemize ticaret anlamında zarar değil, yarar getirmiştir, 21. yüzyıl piyasa ekonomisi ilkelerine göre...Elbetteki oyunu kurallarına göre oynamak ussal bir davranış biçimidir; değil mi ki insanlık küreselleşme bağlamında, vahşi kapitalizmin dişli çarkları arasında öğütülmektedir...Yalnızca burada vurgulamak istediğim konu; ekonomik güçlülüğün sağlanması için, siyasal istikrarın da sağlanmasının önemi, gereği konusudur...Sakın ola ki eski Sovyet yurttaşlarının votka yerine, biraya müptela olmuşluklarına ilişkin endişelerim olduğu sanılmasın.
Vurgulamak istediğim; totaliter sistemlerde, baskı altında kalan insanların biraya, kolaya, hamburgere bile nasıl yenik düştüklerini anımsatmak...Baskı ve sindirme sonucu insanlar öyle bir patlama noktasına gelmişler ki 70 yılı aşkın ideolojilerini bir yana bırakıp liberalleşme adına çözülmüşler ve 1917 Ekimi'nde proleterya devrimi yapanlar, 1990'larda "bira, hamburger, kola devrimi" yapmışlar.Resmi ideolojilerini terketmişler...
Ya bizler?...Kuşkusuz bizler onlardan daha kolay çözüldük; 1950'lilerde Menderes'in "her mahalleye bir milyoner" düşleriyle birlikte, ABD'nin Truva Atı "Marshall Yardımları"nın ülkemize girmesi bu çözülme sürecini başlatmış oldu... Ardından; ne "devletçi ekonomi politikaları", ne "bu ulusun efendisi; köylü", ne "köy enstitüleri", ne "ülke bütünlüğümüz", ne "ulusal birliğimiz", ne "laikliğimiz", ne "Atatürk İlke ve Devrimleri"...
1950'lerde başlayan bu çözülme sürecinde, 1980 sonrasında daha da artan bir ivme gözlenmektedir.
Sanki ülkemiz; "kurum, kuruluş, kuram, kaynak, kamu" usunuza gelen/gelmeyen tüm değerleriyle çözülmeye, moleküllerine ayrışmaya başlamış gibi...
Ne dersiniz?...
Bir "çözülme" sürecinin yaşandığına katılıyor musunuz?...
Ve bu çürümüşlük; "inan6666"nın kişiliğine ya da Ülkemiz'e özgü değerlere bulaşmakla kalmıyor, Dünya genelinde de salgın sürmekte...
Bu çürümüşlüğün son örneği; Birleşmiş Milletler'in yayınladığı İKLİM RAPORU nedeniyle Dünya gündemine oturdu "anılan raporda yeralan Dünyamız'ın yaklaşan sonuna ilişkin verilerin;ne denli kaygı verici olduğunun Dünya kamuoyundan saklanması için bilim insanlarına önerilen rüşvet nedeniyle"...
(Bilindiği gibi; Birleşmiş Milletler'de 15 ulusötesi şirketin sandalyesi var...Bu egemen güçlerin; söz söyleme / yaptırım gücü, G8'lerinkinden bile güçlü...)
Vahşi kapitalizmin bu vahşi sömürgenlerinde namus, şeref anlayışı olmadığından; bilim insanlarına sahtecilik yapmaları/rakamlarla oynamaları/Dünyamız'ın geleceğinin o denli de korkunç olmadığına ilişkin veriler sunmaları için büyük paralar önermişler...
Psikanaliz bilgisini, Yahudi soykırımı için Hitler'in kullanımına sunan Alfred Adler gibi bilim adamlarını görmüş olan insanlık; yine de kendini şanslı saymalı, raporu hazırlayan bilim insanlarının satın alınamadığından, henüz çürümeye direnenler de olduğundan dolayı...
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.