Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 10marifet.org'da: "Balık Hırsızı ve Suç Ortakları"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Herkesin kendi dünyasında yaşadığı kesin. Herkesin kendine ait gerçeklikleri olduğu apaçık ortada… Bu konunun üzerine gidildiğinde, filozofların, din adamlarının ve bilim adamlarının durup başka bir işe yöneldikleri korkma noktası hemen hemen buralarda bir yerdedir. Tüm insanlık ortak bir evrende yaşadığına inanmak ister ve bütün yaşanılanların kendisinden ibaret olduğu düşüncesi insanları korkutur. Korkuya yenik düşmeyi bir tercih gibi gösteren nihilistler de tam olarak bu noktayı geçebilmiş değildir. Gerçeğin peşinden koşan insan kendi farkına vardığında ve gerçeklik denen şeyin bile herhangi bir insan düşüncesiyle yaratılabildiğini kavradığında, panik haline girer, yeniden (sıradan da olsa mutlu) insanlara katılmak ister. Kendini kandırmayı en iyi şekilde başarabilen insanlar her zaman başarılı, huzurlu ve ideal insan tipi olarak gösterilir. Öyleyse hayat bir bakıma kendini kandırmaktan ibarettir.

Uyanıkken yaşadığımız her olayı bilinçaltımızda tuhaf senaryolara çeviririz ve uyuduğumuzda bu gizli filmleri izleriz. Beynimiz her rüya görüşte şizofren bir şekilde ikiye ayrılır. Rüyayı görürüz ama senaryoyu yazan kişiyi tanımayız. Senaryoyu yazan gizlenmeyi, rüyayı gören ise kendini kandırmayı sever. Bunlar karşıttır. Tek bir bütünün iki kutbundan ibarettir insan düşüncesi.

Fiziksel olarak beynin görünümü, tinsel işleyişin görsel halinden başka bir şey değildir. İkiye ayrılmış olan beynimizin çok küçük bir kısmını kullanabilmemizin sebebi, tüm bu gerçeklikleri barındıran evrensel gerçeklikten ve kendi doğamızdan sapmış olduğumuzun sonucudur. HER SEBEP BİR SONUÇTUR İnsan evrenin gerçekliğini ve sebeplerini ve sonuçlarını ve hatta geleceğini görebilmek için empati yapmak zorundadır. İnsan bedeninden ve ruhundan çıkıp ikili düşünmeyi bir kenara bırakmalıdır, onun mantığının temel noktasında karşıtlık vardır. Beynimizin fizyolojik durumundan dolayı hiçbir şeyi aslında karşıtı olmadan düşünemeyiz. İyi-kötü, siyah- beyaz, büyük, küçük- güçlü, zayıf, sıcak,soğuk, acı, mutluluk, istek, nefret ve hatta buların birleşiminden ortaya çıkan şeyleri bile yine bir kategoriye ayırma ihtiyacı hissederiz. Ilık, orta boy, normal, gri, standart gibi… Oysa her şey tek bir şeydir ve her şeyin birbirinden ayrılmasına sebep olmuş, beni senden çoktan ayırmış bir dünyaya gözlerimizi açtığımızda, iş işten geçmiştir. İsimlendiriliriz ve sınıflandırılırız hayatlarımız boyunca… Özgürlük arayışı, sonuçta kafayı kırmış bir insana aslında tek bir şeyle bütünleşmenin yollarını açar. Özgür olmayı isteyen insan ise bu ödülü hiç beğenmez, o özgürlük kavramının insanın hayal gücünden başka hiçbir şey olmadığına inanmak istemez! Özgür irade ve nedenselliğin yadsınması bu sebepten kaynaklanır. Kişisel nedensellik hiçbir şeyi etkileyemez. Evrenin kendine ait nedenselliği ise bize başlangıç ve gelecek için ipucu verebilir. MERAKLI insan kendi kişiselliğinden bu yüzden sıyrılmak zorundadır. Hayvandan ayırırız kendimizi, oysa düşünür dururuz insanı hayvandan ayıran gerçek özelliği. Bilmeyiz ki hayvanların en korkağı olduğumuz, gizlenmeye en çok ihtiyaç duyan yaratıklar olduğumuz, düşmanına gerektiğinde dostuymuş gibi sarılmayı ve nice utanç kavramının olması gereken çıkış sebeplerini barındırabildiğimizdir bu saatten sonra bizi hayvandan ayıran şey...
Elbette hayvan insandan üstündür, “Üstünlük” evrenin devinimine bırakıldığında…
İnsan, doğasından uzaklaştıkça ondan kopacağını sezer ve yine paniğe kapılır. İnsan hayvanların en korkağıdır. Bu panik sayesinde gerçeği kopyalamaya yönelir. Yaratıcılarını, ona zarar verebilecek güçteki her şeye karşı tavrını, bükemediği bileği öpmeyi ve tanrılarını belirler. Bilim geliştikçe (bir zamanlar bilimin hala gerçeği ararkenki zamanından bahsediyorum) insana zarar veren şeylerin zararsız hale getirilmesi sağlanır, sebepler öğrenilir (güneş, ateş, yıldırım şimşek ve sebebi bilinmeyen bütün korku verici ve zarar verici şeylerin sebepleri) ve bu yüzden bilim Newton’dan beri dinin düşmanı olmuştur. En köklü dinlerin bile nesnel gerçekliklerden uzak olması, bilimin sadece nesnel yaklaşımları kadar eksik ve hatalıdır. İnsanlar korkaklıklarını ve doğal hayvanlara karşı duyduğu ezikliği bastırmak için, diğer hayvanlarında insan için yaratıldığını düşünmeyi tenezzül eder. İnsan nankör ve şımarıktır aynı zamanda. Duygudaşlığını evrenle değil, çoktan kategorize edip ayırdığı kendi gibi korkaklarla yaşamayı tercih eder. Dünya üzerindeki insanlar, herhangi kanser hastası insanın üzerindeki ölümcül mikroplar gibidir. Kanser hastayı öldürür ama mikropların bundan haberi yoktur. O mikroplar sadece hayatta kalmak için elinden geleni yaparlar, suçsuz ve günahsız... İnsan dünyanın virüsüdür. Korkaklığı ve acizliği onun dünyaya egemen olmasını sağlar. Bu egemenlik evrensel değildir ve gerçeklikten uzaktır. Bu ismi egemenlik koyulmuş bir zayıflıktır. İnsan zayıftır. En başa dönelim ve anlayalım ki artık herkesin kendi dünyalarında yaşaması istenmektedir. İnsanlık, çaresizliği ve yapay mutlulukların bir süre sonra verdiği sıkıntıyı, bedensel değişimleri, şişmanlığı, zayıflığı hastalığı, stresi, yaşlanmayı, işe yaramazlığını, ölümlülüğünü, içgüdülerden uzaklaşmışlığını, doğa dışılığını, öleceğini bilmesini ve aslında bu ölüm düşüncesinin hiç aklından çıkmayacağını çocuk yaşlarda omuzlar. Bilinci açılmaya başladığında ve algılar geliştiğinde, gelecek için plan yapma, biriktirme, bir gücün desteğini alma isteği (ailevi kavramlar) ahlak etiği (ahlakın çıkışı, ensest olayının temelleri, insan kolonilerini çoğaltamayacağını anladıktan sonra ve ilk ticari yaklaşımlarla temelleri atılmıştır.) ve insanı hayvandan ayıran bütün kuralları, otoriteyi ve gelenekleriyle yanlış da olsa çoktan oturtulmuş bir kurallar zinciriyle karşılaşır. Bu kuralların yanlış olduğu ergenlik döneminde "gerçeklikten henüz yeterince uzaklaşmamış insan" yaşlarında belli olur. Ergenlik bunalımı ve her şeye isyan etme isteği yaşayan canlı dönemi sadece insanda mevcuttur. Teslimiyet ve yönetim isteği evrende her zaman iç içedir ve bu yüzden teslimiyetten kaçmak sadece kendine emir veremeyenler için geçerlidir. Bir hayvanın hayatı ise kendine verdiği emirler ve kendi emirlerine itaat etmekten başka bir şey değildir. Hayatları bununla geçer mutlu veya acılı değildir hayvanlar. İyi ve kötünün ötesindedirler her zaman. Evrensel gerçekliği yaşamak için ona katılır hayvan, insandan daha çok çeşidi vardır küçücük dünyamızda bile... Bu durumda yaptığımız doğru değildir. Bu bilince vardıktan sonra insanın hayvandan üstün olması için gereken şey diğer insanlara uyulması gereken kurallar koymak değil, kendi emirlerine itaat ederek hayvandan üstün olmayı başarmaktır. Korkaklık sayesinde edinmiş olduğu üstün zekâsını kendisi kadar bilinçli olmayan ve doğal davranan vahşi hayvanlara karşı bir silah olarak değil, eğitici bir güç olarak görmelidir.
Evrim, her saniyenin milyarda birinde vardır. İnsan ve hayvan ve bitki ve canlı olan her şey bu süre içinde değişmektedir. Nesnel ve tinsel aynı bütünün kutuplarıdır. Nedensellik ise insanın kazıp sonrada içine düştüğü bir çukur gibidir, onu yaratan şeyler doğa dışı kavramlardır.

Rüyalarımız gündelik hayatlarımızı yaşarken bilinçaltına atılan küçük olay zincirlerinin kurgu gücüne bağlı olarak senaryolaştırılmasıdır. İnsan uyanıkken rüyalarını hazırlar ve uykuya daldığında izleyiciyi devreye sokar. Senarist, kurguyu tasarlarken ve filmi izletirken gizlenir. İnsan düşüncesinin kutuplaşmasıyla ortaya çıkan bu psikolojik deneyim insanın kendini sadece tek bir şey olarak görmesinden kaynaklanır.
Rüya budur.
İnsan doğmadan önce, rahimde, ceninken ve daha öncesinde ve daha sonrasında her zaman iki karşıt cins canlının birleşmesidir. Bu ikiliği hayatı boyunca taşır. Hayvanların ve insanların ve canlıların tümünün cinsel ayrımı da çok önceleri gerçekleşen bir cinsiyet kutuplaşmasından kaynaklanır. Bu kutuplaşma üremeyi tek başına değil de iki ayrı özelliğin birleşimleriyle ortaya çıkarmayı sağlar. Zıtlar birbirini çeker ve bu sebep aslında zıtlaşmanın sonucudur.
Evrenin tözü her insanda, her hayvanda, her taşta, toprakta vardır. Töz her şeyin özüdür. Özün dışında öz olmayan bir şey yoktur. Varlık sonsuzdur ve evren başlangıcı olan, sonu olmayandır. Her olasılık hesabı yaptığımızda yeni atom altı maddecikler üretiriz ve kuantum mekaniğine göre bu "parçacık ve dalga şeklinde hareket edebilenler" olasılık düşünceleriyle çoğalırlar. Bu çoğalma evrenin genişlemesine yol açar ve yıldızlar birbirinden uzaklaşır. Hayat sıradan bir insan için büyük bir rüya gibidir ve kurguyu yapan tarafı sahiplenmek istemez insan. Korkaklığından ve acizliğinden kaynaklanır bu.
İlkel çağlara dayanan beceriksizliğimizden, sağlam pençelerimizin olmamasından, hızlı koşamamamızdan, uçamamamızdan, kaçamamamızdan, yem olma korkumuzdan kalan korkular annemize ve babamıza benzeyen burun kemeri veya göz rengi gibi kalıtımsal olarak içimize işler. Zayıf sinsi bir şekilde gece uykularını bekleyen karanlık kâhinler gibi... Tanrılar ve şeytanlar böylece içimizdedir. Onlardan korkmamak için yüzleşmemeyi tercih eder ve kredi kartlarımıza döneriz. Futbol maçlarında, medya haberlerinde, dinde ve her türlü uyuşturucuda bir şeyden kaçarız. Fanatikliğin özünde sürü psikolojisi ve ondan önce korunma içgüdüsü vardır. Eklenen kurallar bizi içgüdülerimize yabancılaştırır ve etten yapılmış robotlara dönüştürür. Cinsel kısıtlamalar, içgüdüsel engellemeler ve kim olduğumuzu bilemememiz için ezberletilen öğretiler ergenlik dönemini atlatmamızı sağlayan evcilleştirmeleri oluşturur.

Çok merak ediyormuş gibi görünen insanların geneli evrenin nasıl yaratıldığını sorarken aslında bunu yaşasa bile anlayamayacaklarını bilemezler. Basit kelimelerle anlatılabileceğini zanlederler oysa evrenin var olma aşaması insan aklının bütün yorumlardan soyutlanmasıyla kavranabilir. Kelimeler ise bu yorumların sapasağlam yerlerinde durmalarını emreder. Devamlı değişen bir şeye (her şey gibi) bir isim koyulduğunda insan o şeyi kavramsal olarak sabitler ve olduğu yerde durmasını sağlar. Aklımızda devamlı değişen bire düşüncenin kelime karşılığı yoktur. Sınırlar ve kalıplar getirir. Ortak yaşam için hayatı standartlaştırır ve paketler. Kelimeler hiçbir zaman düşünceler kadar yoğun, hacimsiz ve sonsuz olamazlar.
Yine de anlatmaya kalktığımızda en yakın cümleler şöyle olacaklardır:
Yasa her şeyin karşıtını doğurmasıdır. Hiçliğin içinde böyle bir yasa olmadığı için ilk ve son defa kendisini yaratır. Olmayanlar olmak zorundadır. Sıra her zaman onlardadır. Hiçliğin içinde varlık böylece belirir. Zamansızlığın içinde bir zaman, hareketsizliğin içinde hareket ve durağanın içinde sonsuz bir değişim. Tüm karşıtlar iç içedir. Her şey karşıtını yaratır ve başlangıcın yarattığı şey sonsuzluktan ibarettir. Artık evrende hiçlik diye bir şey yoktur. Varlığın içinde oluşumuz bunu bilimsel olmayan bir yoldan bize ispatlar.
İnsanın bilimsel olmayan ispatlara inanmaması güzel gelişimdir. Buradaki tek hata bilimin sadece dış görünüşle ilgilenmesi ve nesnenin nasıllarını incelemesinden kaynaklanır. Bir şeyin nasıl olduğu aslında o şeyin neden olduğunun cevabıyla birlikte anlatılmalıdır. Bu bütün ayrılamaz. Gerçek budur.


22 ahkam var
Önceki yazı: Hibakusha

Ahkâmlar

çok uzun bi yazı, bırak anlamayı okumak bile zor...

hayat suda başladı salus per aquam

yazıyı okumadım ama bestloser nerelerde diye iki gün önce aklımdan geçmişti. isabet oldu.

sizde aklına gelen başına geldi sendromu var o zaman

hayat suda başladı salus per aquam

fanatiğin sayabilirsin beni bestloser. ilk fırsatta okuyacağım. ve hatta yazını şimdi kopyalıyacağım. çıktı alıp yolda okuyacağım. eminimki diğer yazıların gibi buda güzeldir.teşekkürler best.

Okudum beğendim ve inandım.

haberx3

Düzeltme yapmam lazım, bazı yerler hatalı, heyecanla göndermiştim yazıyı şimdi fark ettim, şimdi düzeltiyorum. Hepinize teşekkürler.

hayatı HAFİF'e alın...

haberx3 hatalı şeylere inanmışın demek ki

hayat suda başladı salus per aquam

çok önemli hatalar değil, cümleler devrikti değiştirdim:=)

hayatı HAFİF'e alın...

olsun, devrik cümlelere inanmış o zaman

hayat suda başladı salus per aquam

inanç onaylaması yapacak kişiye cümlenin devrikliği önemli değildir, o içeriğe bakar

hayatı HAFİF'e alın...

Bir kac cümlene katilmamakla birlikte,
tutuyorum yazini sevgili best bak iste..

Bunca dostluklar, meger sahte yalanmis, Hafif yalakalarla yagcilarla donanmis, Manso Lesor mu gitmis? Demek ki" her seni seviyorum diyene inanilmazmis...

''Rüyalarımız gündelik hayatlarımızı yaşarken bilinçaltına atılan küçük olay zincirlerinin kurgu gücüne bağlı olarak senaryolaştırılmasıdır. İnsan uyanıkken rüyalarını hazırlar ve uykuya daldığında izleyiciyi devreye sokar. Senarist, kurguyu tasarlarken ve filmi izletirken gizlenir. İnsan düşüncesinin kutuplaşmasıyla ortaya çıkan bu psikolojik deneyim insanın kendini sadece tek bir şey olarak görmesinden kaynaklanır.''

Tek kişilik sinema..:)

slm best uzun zamandır yoktun, hoşgeldin. yazını kendinle konuşur gibi yazmışsın, bu ifadelerdeki samimiyeti ön plana çıkarmış, başlığın hoşma gitti açıkcası.

bazı fikirlerine katılıyor, bazı fikirlerine katılmıyorum. ve insan hayvan ayrımında bahsetmek istediğim şu. insanı hayvandan ayıran, insanın fikir sahibi olmasıdır. özellikle düşünme demyorum, çünkü düşünmekle fikretmek farklıdır, ki hayvanda düşünebilen, akıl sahibi bir varlıktır, çünkü eğitilebiliyor. fikir yaratıcılık olarak düşünmekten farklılık gösterir ve kendi kendine öğrenme yetisi olarak farklılık gösterir.

yazıyı baştan sona okudum, bazı paragraflar bir diğerinin tekrarı gibi olmuş, yazıyı dörtte biri kısalığında öz bir hale getirebilirdin. böylesi daha etkili olurdu, nacizane fikrim. sevgi ve saygılarımla.

H.H.H. Ol.

teşekkürler arkadaşlar uzun uzun yazdım yine de sıkılmadan okuduğunuz için çok mutluyum:=)

@pillibebekkuyuda yazı boyunca en çok ilgimi çeken olayı bulup yazmışsın:=)

@niko ve @zorkedi yazıda söylediklerimin hepsine katılmanız zaten imkânsız olurdu. Amaç farklı düşünceleri ortaya çıkarmak. Hoşbulduk ve merhaba yeniden..

@zorkedi
yazının uzun olduğu doğru ikinci düzeltmede kısaltmaya çalıştım.

@mansonilized, @belguzaar ve @haberx3 sizlere de ayrıca hürmetlerimi sunarım:=)

hayatı HAFİF'e alın...

İşim, işin özü Best..:)

best tuttum yazını... çok güzel ...

lorienn

okudum inandım düşündüm boşverdim:D:D:D

kanka bu arada yakında kusmaya pardon içmeye geliyorum haber wercem sana:D:D:D

Ne sikimden bir güneş var bu gece..., Ürkütüyor şişe seslerini yüreğimden...

yazıyı tekrar okudum ukalalık etmek istemem ama 4. seferde bir çok kısmını anlamayı başardım ki bu büyük bir gösteridir... şunu biliyormusun ya istisnaysa insan ya anlattılmışların ve yaşanmışların dışında da tutunacak bir yer elde edebilmişse hayata.... neden ler ve sonuç ları birleştirerek yeni nedenler ve sonuçlar birleştirecek nedenler ve sonuçlar elde etmiyorsa: ; onu yaşamıyormu sayarız yoksa düşünmüyor mu yoksa doğa üstü mü......soru işaretine basamıyorum klawye bozuk:D:D:D

Ne sikimden bir güneş var bu gece..., Ürkütüyor şişe seslerini yüreğimden...

sekoci, yaşadığın herşey istesende istemesende bazı nedenlerin sonuçlarıdır. Bu sonuçlar başka bir şeylerin nedenleri olurken senin karakterin araya girip değişiklikler yaparlar. Onlar nedenlerin sonuçları olmaktan kurtulamazlar ama senin etkilediğin değişimler özgürlüğünün sınırını belirler.
Burada özgür iradeye inanılır ama özgür irade bazı nedenlerin sonucudur.

eve istediğin zaman gelebilirsin önceden haber et bazen evde olmuyorum:=)

hayatı HAFİF'e alın...

"İsimlendiriliriz ve sınıflandırılırız hayatlarımız boyunca… Özgürlük arayışı, sonuçta kafayı kırmış bir insana aslında tek bir şeyle bütünleşmenin yollarını açar. Özgür olmayı isteyen insan ise bu ödülü hiç beğenmez, o özgürlük kavramının insanın hayal gücünden başka hiçbir şey olmadığına inanmak istemez!"
özgürlük, daha en başta büyüsünü yitiren bir kavram. hayata kendi adımızla başlayabilme özgürlüğüne bile sahip değilken, kendimizi ilk algılayabilme sürecinde sadece algılatılanlara sahip olmamız, insan beyninin kendi ilkelliğinden hiçbir zaman tam olarak arınamaması sonucunu getiriyor. evet, sonrasında gelişiyor, üretiyoruz, ama farkında olmasak da sonuçlarımızı etkileyen bir 0-5 yaş sürecimiz bulunduğuna inanıyorum. özgürlük her hayalde farklı çizgilere sahip bir yalan. zaten yalandır gerçekleri yargılayan. hayalgücü yeterince güçlü olan insanlar bunun farkındadır, o yüzden karanlıkta yaşarlar. bildiğim kadarıyla insan beyni dış kaynaklı bilgilerin büyük çoğunluğunu gözleri vasıtasıyla alır. insan beyninin başta bahsettiğim nedenlerden ötürü barındırdığı ilkelliği, yaşadığını sadece dış kaynakları veriler sayesinde anlayabilmesi sonucunu getirir. bu nedenle bence rahatlıkla, karanlıkta bir insanın büyük çoğunluğunun ölü olduğunu söyleyebiliriz. bence karanlığa saklanmış insanlar, daha çok farkındalığa sahip olup, kafayı değil de ortamdaki lambaları kıranlardır :)
kafam karıştı yine. eh be bestloser, eline sağlık diyeyim ben. çok sağlam bir konu, neresinden çekiştireceğimi bilemedim. ama sana lambaları kırıp biraz dinlenmeni tavsiye edebilirim :)

teşekkürler puella, galiba ihtiyacım olan şey böyle bir tavsiyeydi gerçekten:=)

hayatı HAFİF'e alın...

insanı farkında olmadığı için oluşturduğu şeylerden sorumlu tutamayız bence...
ve insan farkında olarak oluşturursa iş daha da kötü gibi gelio bana... bi 4 kez daha okusam ii olucak sanırım

Ne sikimden bir güneş var bu gece..., Ürkütüyor şişe seslerini yüreğimden...

pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.

Bu yazıyı rapor et. Kural dışı içeriğe rastladığınızda editörlerimize rapor ederek müdahale edilmesini sağlayabilirsiniz. (Hangi durumlarda rapor edebilirim?)

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

serbest: son ahkâmlar

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu