Bulutların arasında, martılarla koyun koyuna, sevişerek ve uçarak yaşarken, yumuşak kalplerimizi ve solgun yüzlerimizi neşenin göbeğine çevirmişken, çocuk değil miydi her şey bizimle birlikte? Şimdi ayakkabılarımızı bağlarken işe gitmeden hemen önce, aklımıza gelmiyor nedense hiçbir eski güzel saniye…
“Bana geri dön!” diye yalvarırken, şarjı bitmek üzere olan cep telefonundan en çok sevilmiş olan sevgiliye veya bağıra bağıra ağlarken kimsenin duymayacağı güvenli yatak odasındaki son iki taksiti ödenmemiş yatağın üzerinde… Çöreklenmiş, kollarımızın arasına gömülmüşken. Aklımıza gelmesi imkânsız mı, bunca kavramın ve çorba olmuş binlerce kelimenin anlamsız dünyasının içinde? Ağlarken veya gülerken geçmişe, geçmiş nerede?
Gökyüzünün mavisinde veya çimenlerin yeşilinde, karıncaya takılmış dikkatimiz veya pembecik ellerimizle ararken geleceği, duyduğumuz umut ve kıvanç nerede? Cevapsız aşklarımızın ve sessiz sevişmelerimizin hesabını ödeyecek mor kanatlı melek garsonlarımız nerede?
Önemsemezken onların söylediklerini, onlar özgür değillerken ve kulaklarını tıkarken seni her kör eden görüntüye, çaresizce… Güçlü ve bilinçsizken bilmeden…
Bulutların arasında, güvencinler havalanmadan hemen önce, Sirkeci’de, Eminönü’nde ya da Karaköy’de. İçine sıçılmışken tarihi güzelliğin, hazır, önümüzde…
Sarılıp hayvanlara komik fotoğraflar çektirdiğimizde veya her içimizden sokak köpeği başı okşamak geçtiğinde… Her an her yerde. İçimizde… Duymak istemedikçe daha çok bağıran o sesin en çekilmez nefesinde…
Şimdi iş dönüşü belediye otobüsünün numarasını seçmeye çalışırken gözlerimiz karanlığın içinden, ayakkabıların parlaklığı çekerken dikkatimizi ve hiç ilgimiz olmadığını düşündüğümüz küçük şeyler bize tuhaf gelmeye başladığında anlayacak mıyız bir zamanlar martılarla sevişmenin aslında ne kadar güzel olduğunu? Bulutların arasında ve uçurtmanın çıtasında sarılmışken hayata, gözlerimiz birer canlı misket ve kalplerimiz oyuncak şeker torbaları değil miydi? Çocuk değil miydi her şey bizimle birlikte?
Şimdi kahkahalarla gülerken herhangi küçük şaşırtıcı olaylara, neşe ekmek için ortama, şimdi eğlenirken bizi hiçte mutlu etmeyen şeylerle mutlu etsin diye ve şimdi hiçte hoş değilken hayat, çocukluğu özlemek gerekli mi?
Evet sokak soğuk, yağmur sağanak.
Evet kışlar ürkütücü, yazlar boğucu.
Evet her şey çok kötü, her şey ölümcül
Ama bunu böyle yapan şey, böyle düşünmemizi sağlayan şey değil mi?
Nasıl izin veririz o zaman beyinlerimizle oynanmasına?
Bulutların arasında süzülürken yarı çıplak bir aşk kadınıyla kol kola…
Bize göre, bizim için veya bizim istediğimiz şekilde biriyle…
Sarılıp ağaçlara küçük filmler çektiğimizde kafalarımızın içinde veya her içimizden sokak kedisi başı okşamak geçtiğinde… Her an her yerde, içimizde… Görmek istemedikçe rengi parlayan o görüntünün en göz alıcı görüntüsünde…
Şimdi aşk dönüşü özlenen şarkıyı hatırlamaya çalışırken kulaklarımız gürültünün içinden, eldivenlerin dikiş izleri çekerken dikkatimizi ve hiç ilgimiz olmadığını düşündüğümüz büyük şeyler bize ilginç gelmeye başladığında anlayacağız bir zamanlar hayaline sarıldığımız yarı çıplak kadınların aslında ne kadar güzel olduklarını. Bulutların arasında ve köpüklerin parlaklığında kaybetmişken hayatı bir gözyaşı gibi…
İçi dolu, dışı boş bir hayatın, yalnız kalan keskin kısmında…
Bağıra bağıra ağlarken veya katıla katıla gülerken küçücük şeylere… Uzayın derinliklerinde, nokta kadar küçük mavi bir gezegende. Çıplak ve savunmasız karıncaların ayak izlerindeki duyulmaz kısık sesler gibi. Önemsiz ama önemliymiş gibi. Küçük ama etkili… Sorarken boşluğa ve haykırırken sonsuzluğun içinde küçücük bir yerde: Cevapsız aşklarımızın ve sessiz sevişmelerimizin hesabını ödeyecek mor kanatlı melek garsonlarımız nerede?
Bence bulutların arasından hiçbir zaman cevap gelmeyecek…
Sence?
Ne zaman bulutların üzerinde uçsam, ütopik küçük dünyalar kurarım kendime..
Nedir çocukluğumuza özlem..Masumiyet mi, yalansız bakan gözler mi, söylenemeyen sözler mi..
Best, çok olumlusun, her yazını okuduğumda basit cümlelerin dev gibi büyüyor gözümde, bulutların arasından, bulutların üzerine..
Teşekkür ederim pbk, bence büyüdükçe kazandığımız sorumluluklar küçükken elde ettiğimiz mutlulukların katili oluyorsa, küçük ve saf bir dünyayı büyük ve karmaşık olana tercih etmek elimizde..
sıkı bir kahraman arıyor gözelerin, kaldıraç sandığım sevda sözlerime ait,
bilmiyorken, susuyorsun, ebatını ölçemezken, kabustasın,
aşamadığımız kaldırım kenarlarında tıkanıp kalan kalp çarpıntıları kadarız. kimse sormuyor neden beklediğimizi. ve kimse cevap vermiyor sorulmasa da sorulara. gürültü nerden geliyor kimse bilmiyor.
en son gelip en öne kurulan cehennem kaçkını zebaniler, tutunuyor etek uçlarıma. kaftanım ağır, bakışlarım kahır, kaygısız bir halin, imkansız duygusallığı mı? hayır. biraz ilerimde oturan yaşlı kadının dudak bükmesinde oturup, bir kasırga oluyorum. bütün sesler sussun sessizlik yalana koşsun diye bükülüyorum.
içimdeki çocuğu uykusundan uyandırıp bana doğru eğilişini izliyorum. onsuz nasılda kirliyim ve nasılda sevgisine açım. izinsiz dokunmasına izin veriyorum beyaz küçük eliyle yüzüme. arınıyor bütün günahlarım, kapanıyor bütün yaralarım. artık huzur içinde ölmeye hazırım.
yeni arkadaşlar katılmış, ortalık şizofren dolmuş ne güzel, yaşasın amatör yazarlar, yaşasın deliler:=)
pbk Feeling Good..'a hasta oldum sesi tracy chapman'a benziyo, film müzii mi bu?
Best, cd lerim de vardı bu şarkı oradan biliyorum, bir müzikal için yapılmış bir şarkı, eğer Nina Simone, u sevdiysen burda en iyi şarkılarıyla ilgili bilgi var...Ben kendisini çok severim..Caz müziğinin muhteşem yorumcusu, Yanık ama güçlü bir ses..New orleans ta yaşananları hayal ettiriyor bana..
evet gerçekten sevdim, linkte "ondan etkilenen müzisyenklerin listesinin çıkarsak buraya sığmaz" yazıyor:P Teşekkür..
Nina Simone gibi bir şahsiyeti beğenmek ne kelime, kendisine taparız. "I put a spell on you" yorumu favorimdir. müzikten para kazanırken, müziğe kattıkları ile de doktor ünvanı ile ödüllendirilmiş olması gerçek bir başarının göstergesi olsa gerek. mekanı cennet olsun!

Ama bunu böyle yapan şey, böyle düşünmemizi sağlayan şey değil mi?
Bulutların arasında ve köpüklerin parlaklığında kaybetmişken hayatı bir gözyaşı gibi…"
Çimen ve yeşil nasıl da yakışıyor denemelerinize…ve gözyaşı, iki ağlamak kelimesinde ve bizzat bir gözyaşı sözünde ki yaşın titrek cidarlarındaki yine okurun yansısı asılı.
hamiş: tek bir soru işaretim var sevgili BestLoser güzel yazınız ertesinde, İçi dolu, dışı boş bir hayatın, yalnız kalan keskin kısmında… cümlenizle alakalı...İçi dolu bir insan sormaz yahut yargılamaz buna ihtiyacı olmaz diye düşünüyorum, bilmem yanılıyor muyum?
yazının her cümlesini çok dikkatli bir biçimde okumuşsun @proksima, sağol.
Sorduğun soru benim de sorduğum nadir sorulardan biri.
İçi dolu bir insan, dışındaki boşluktan beslenir. Dolu olduğunu fark etmek için buna ihtiyacı vardır. Benim düşünceme göre doluluk, farkındalıkla orantılıdır. İnsan ne kadar doluysa ve söylediğin gibi sormayı ve yargılamayı bıraktıysa işte o zaman hayatı emer ve metafiziksel gerçekliğini tamamlar. Böyle bir durumu edebiyatın yardımıyla "yalnız kalan keskin kısım" olarak göstermek istedim.
Seninle ortak sorumuz bu yalnızlıkların nasıl birleşip ritüellere dönüşeceğidir.
Tekrar teşekkür ederim.
Eyvallah, gayet anlaşılır oldu açıklamanızla,
"içi dolu bir insan, dışındaki boşluktan beslenir" tümcesini de, seyriyle mutlu olduğumuz bir ağacı sırf seyretmekle yetinmeyip, yazarına yönelttiğimiz bir soruyla hafifçe salladığımızda, kucağımıza düşüveren sulu bir meyve misali dişleyip beslenerek ayrılıyoruz o halde yazınızdan... :)
Güzel satırlarınız için biz teşekkür ederiz...
sevgili Proksima yorumunuzda eklediğiniz fotoğraf için ayrıca teşekkür ederim:=)
Bir fotoğraf, binlerce kelimeyi barındırırmış, buna şimdi emin oldum:=)
best, aldous huxley'in algı kapılarından zihnime kazınmış bir cümleyi hatırlattı yazın bana..'kendimizi evrenin tek varisi olarak hissettiğimizde, deniz damarlarımızda aktığında ve yıldızlar mücehverlerimiz olduğunda, bütün şeyler sonsuz ve kutsal olarak algılandığında,tamahkarlık ve kendini üstün görmek için, güç peşinde koşmak için veya kasvetli zevk biçimleri için nasıl bir güdümüz olabilir?'...ellerine sağlık best, gerçekten dünyayı böyle algılayabilirsek, bulutlar pamuktan evlerimiz,martılar dostlarımız olabilir..yaşasın hayal gücü.
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.