yere batmış vefayı nasıl tutayım anne
ekmek mushaf çarpsın ki ben öpmedim o yarayı
sorarım sana, hayat bir mendile sığar mı
ben bir lak lak haylazlığında hohlarken
aynana
kırış kırış bir sefa nakşoldu gün'ahıma
ekmek mushaf çarpsın ki ben öldürdüm
o ezeli riyayı!
düşündürdü sözlerin beni, bir an kala kaldım,
sonra acaip renkli bir solucan deliğinden kaydım..
ulaştım bir aydınlık, küçük odaya,
yıllar, onyıllar evvelki bir ana daldım..
yatağın üzerinde kırmızı, mavi renkli battaniyesi,
odanın duvarlarında bab'annemin huzur veren sesi..
içimde bir inanç, cici çocuklara armağan getiren kuşlara,
yastığımın altında küçük bir şekerin hışırtılı naylon sesi..
nasıl bir inanç, nasıl bir kabulleniştir bu..?
bir küçük şekerle buluyordum mutluluğu..
şimdiki tamahkâr nefsimi düşündünkçe,
delip, parçalamak istiyorum ten denen bu kabuğu..
sevgili üstat, şiirlerinle hafifteki karmaşayada son vermiş oluyorsun farkında mısınız?Hastalıklı bir romantizm tuzağından kurtulup,sloganlar söylemek yerine,samimi duygularını dile getiren kardeşimizi kutluyorum.daha da önemlisi , tavır ve söyleyişin 70'li yılların getirdiği serüveninin bir uzantısı olmaktan uzak oluşudur....
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.