Daha da bağırsam,
Yükseltsem sesimi
Çatlarcasına diyorum, çatlarcasına…
Duyar mı dağda sürüsünü yitirmiş bir çoban, ya da ateşler içindeki bir çocuk?
Ya da sevda çiçeğini dağıtırken kurşunlanan bir yürek,
Duymaz mı?
Çok mu dertliler onlar, çok mu?
Benden de mi çok, söylesene benden de mi?
Sana garip gelebilir tüm bunlar biliyorum. Belki de gülünç buluyorsundur bu halimi. Mühim değil. Yo yoo! Bal gibi “mühim” işte. Şöyle karşıma geçsen, gözlerimin içine bakıp dinlesen beni. Arada bir kafanı sallasan, ne bileyim bazen kaşlarını çatsan, bazen gülsen, bazen heyecanlandığını görsem, bazen gözlerinin nemlendiğini… Bak o zaman içimi sana nasıl açarım, nasıl da anlatırım yüreğimde kopan fırtınaları.
Acı çekiyorum. Hem de çok…Zavallı “acı”… O kadar rasgele kullanıldı ki arabesk söylemlerin içinde. Ondan bu hafifliği. Keşke başka sözcüklerim olabilseydi ızdırabımı anlatabilmek için.
Acı çekiyorum. Hem de çok…
(……..)
Saçımı kazıtmadım bu sefer biliyor musun? İstemedim işte. Tel tel dökülmesini görmek istedim beyaz yastığıma. Tıpkı umutlarım gibi, tıpkı düşlerim gibi; tek tek. Bu üçüncü kür bilemedin dördüncü. Sahi dördüncüsü mü bu? Zaten sayamaz oldum. Olsun ne fark eder?
Sana anlatmış mıydım hikayemi taa en başından? Haklısın yüzlerce kez. Ama yine anlatsam kızmazsın bana. Kızmazsın, çünkü sen benim en iyi dostumsun. Biliyor musun, aslında bu engin evrende tek dostum sensin.
Bir yumru fark etmiştim koltuk altımda. Sert ve ağrısız bir yumru. Öylece saplanıp kalmıştı bedenime. Önceleri önemsemediğim bu yumruya yeni yumrular eklenip, vücudum cılızlaşmaya başlayıncaya kadar hiçbir yere başvurmaya cesaret edemedim.
Offff… Sıkıldım…. Devamını biliyorsun zaten. Neden tekrar tekrar sana anlatmaya kalkışırım bilmem ki!
(……..)
Biliyor musun? Geçenlerde bir konsültan hekim geldi. Psikiyatridendi sanırım. Bana seni sordu. Aramızda geçenleri anlatmamı istedi. Senin ne denli vefalı olduğunu, beni ne çok sevdiğini, sık sık ziyaretime geldiğini anlattım ona. “En iyi dostum” dedim senin için ona.
En iyi dostum… En iyi…
Ama hemşireler aylardır kimsenin ziyaretime gelmediğini söylemişmiş de senden bahsetmeye başlayışım çocuklarımın beni terk etmelerine rastlıyormuş da. Falan da filan …
Hah! Benim çocuğumun olduğunu kim söyledi size, kim?
Benim hiç çocuğum olmadı ki! Öyle değil mi, benim biricik dostum?
Söylesene! Öyle değil mi?
Acı çekiyorum. Hem de çok…Zavallı “acı”… O kadar rasgele kullanıldı ki arabesk söylemlerin içinde. Ondan bu hafifliği. Keşke başka sözcüklerim olabilseydi ızdırabımı anlatabilmek için.
Acı çekiyorum. Hem de çok…
kimse bir başkasının acısını anlayamaz. sadece anlıyormuş gibi yapar. acı da çok kişiye hastır. velhasıl ben de anlıyormuş gibi yapacağım.
Ne mutlu hüznü ve sıkıntını paylaşacak birini bulmuşsun.Bence ona sıkı tutun.iyi günlerde bulunanları kötü günlerde de bulmak pek mümkün olmayabiliyor çünkü
bu günler dostlara yaslanıp onlardan kuvvet aldıkça kolaylaşıyor...ancak en çok kendinsin sana yardım edebilecek olan. acını dindirecek olan.
lütfen ama lütfen olumlu düşünmeye çalış...
seni çok iyi anlıyorum (maalesef)...
geçmiş olsun..
dilerim bundan sonraki yazıların "acının nasıl dindiği ve hayata nasıl bağlı olduğunla ilgili" olsun...
sabır, kuvvet, enerji, huzur, sevgi ve şifa diliyorum sana arkadaşım.
Kötü oldum
Sabah bu konuya tıklayamamam bundanmış
gidiyorum ben
pillinetwork sitelerine yorum ekleyebilmek ve daha fazlası için, üye olun ya da giriş yapın.